Vemen ahsenu dînen mimmen esleme vechehu li(A)llâhi vehuve muhsinun vettebe'a millete ibrâhîme hanîfâ(en)(k) vetteḣaża(A)llâhu ibrâhîme ḣalîlâ(n)
Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim'in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim'i dost edindi.
İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim eden ve İbrahim'in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim'i dost edinmişti.
Nisâ 125. ayet, dinin özünü, Allah'a tam teslimiyet, ihsan ve İbrahim'in Hanif dinine uymak olarak tanımlar. Ayet, bu nitelikleri taşıyan kişinin din bakımından en üstün olduğunu vurgularken, İbrahim'in Allah tarafından 'Halil' edinilmesini de bu teslimiyetin bir nişanesi olarak sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): H-s-n kökü, bir şeyin hem zatı hem de sıfatları itibarıyla güzel ve iyi olması anlamına gelir. Ayetteki 'ahsenü' kelimesi, 'dinen daha güzel, daha iyi' anlamında olup, kişinin Allah'a teslimiyetinin ve ihsanının dinin en üstün mertebesi olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hüsn, bir şeyin kemal ve güzellik vasfını ifade eder. 'Ahsenü' ise tafdil (üstünlük) kalıbında gelerek, dinin en güzel ve en mükemmel halini, yani Allah'a tam teslimiyet ve ihsan ile yaşanmasını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İslam, kişinin kendini Allah'a teslim etmesi, O'nun emirlerine boyun eğmesidir. Ayetteki 'esleme vechehû lillâhi' ifadesi, kişinin tüm varlığıyla, içtenlikle ve samimiyetle Allah'a yönelmesini, O'na teslim olmasını anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): S-l-m kökünden türeyen 'esleme', mecazi olarak 'yüzünü Allah'a çevirmek', yani tüm benliğiyle O'na yönelmek ve teslim olmak demektir. Bu, sadece dışsal bir eylem değil, aynı zamanda kalbi bir yönelişi de ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İslam kavramı, Kur'an'da 'Allah'a teslimiyet' anlamında merkezi bir yer tutar. Bu teslimiyet, kişinin kendi iradesini Allah'ın iradesine tabi kılması, O'nun hükümlerine boyun eğmesi ve O'na güvenmesidir. Ayetteki kullanımı, bu teslimiyetin dinin en temel ve üstün vasfı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhsan, bir fiili güzel yapmak, onu en iyi şekilde yerine getirmektir. 'Muhsin', bu vasfa sahip olan kişidir. Ayetteki 've hüve muhsinün' ifadesi, Allah'a teslimiyetin sadece bir inanç beyanı olmadığını, aynı zamanda amelleri en güzel şekilde icra etmeyi de gerektirdiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Muhsin, yaptığı işi en iyi şekilde yapan, Allah'ı görüyormuşçasına ibadet eden ve insanlara karşı iyilikle muamele eden kişidir. Ayetteki 'muhsin' kelimesi, teslimiyetin pratik hayattaki yansıması olarak, kişinin hem Allah'a karşı hem de yaratılmışlara karşı sorumluluklarını en güzel şekilde yerine getirmesini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Millet, bir peygamberin getirdiği din ve şeriat anlamına gelir. Ayetteki 'millete İbrâhîme' ifadesi, Hz. İbrahim'in tebliğ ettiği, tevhid inancına dayalı, şirkten arınmış dini yolu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Millet, bir peygamberin ümmetine koyduğu şeriat ve din demektir. Nisâ 125'teki kullanımı, Hz. İbrahim'in dininin, yani Hanifliğin, Allah'a teslimiyet ve ihsan ile birlikte takip edilmesi gereken doğru yol olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hanif, batıl dinlerden yüz çevirip hak dine yönelen kişidir. Hz. İbrahim'in 'Hanif' olarak nitelendirilmesi, onun şirkten tamamen uzak, sadece Allah'a yönelen bir tevhid inancına sahip olduğunu gösterir. Ayetteki 'hanîfen' kelimesi, İbrahim'in dinine uymanın bu saf tevhid inancını benimsemek anlamına geldiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hanif, eğrilikten doğruya, sapkınlıktan hakka yönelen demektir. Hz. İbrahim'in Hanifliği, onun putperestlikten ve diğer batıl inançlardan yüz çevirerek tek Allah'a iman etmesini ifade eder. Bu ayette, İbrahim'in dinine uyanların da aynı şekilde tevhide yönelmesi gerektiği belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Halil, sevgi ve dostluğun en üst derecesidir; öyle ki, sevilenin sevilene nüfuz etmesi ve onunla bütünleşmesi anlamına gelir. Allah'ın İbrahim'i 'Halil' edinmesi, O'nun İbrahim'e olan özel sevgisini, yakınlığını ve İbrahim'in de Allah'a olan tam teslimiyetini ve muhabbetini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hullet, sevginin kalbin derinliklerine işlemesi, araya hiçbir boşluğun girmemesi halidir. Allah'ın İbrahim'i Halil edinmesi, İbrahim'in kalbinde Allah'tan başka hiçbir şeye yer vermemesi, tüm sevgisini ve bağlılığını Allah'a tahsis etmesi sebebiyle ona bahşedilen özel bir makamdır. Ayet, bu dostluğun İbrahim'in teslimiyet ve ihsanının bir sonucu olduğunu gösterir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(125) (Ve men ahsenü diynen mimmen esleme vechehu Lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete İbrahîme haniyfa* vettehazAllahu İbrâhîme halîlâ;)
“İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim eden ve İbrahim'in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrâhîm'i dost edinmişti.” İbrâhâm (a.s.) a Rabbi “teslim ol” deyince, İbrâhîm (a.s.) da “Ben alemlerin Rabbine teslim oldum” demiştir. Bu bir oluşumun devamı olan Âyettir. İlk önce teslimiyet nedir, kime teslim olunacak, şartları nelerdir bunların bilinmesi gereklidir.
Teslimiyyet söz ile değil, ancak fiiliyat ile yaşama geçirmek ile olacak şeydir. Bir acı geldiğinde buna dayanamam, bu ağır gelir dendiğinde teslimiyyet gerçekleşmez. Mesnevi-i Şerif’te hikâyesi anlatılan vücuduna aslan dövmesi yaptırmak isteyen adamın hikâyesi çok güzel bir örnektir, dövmeci işine başlar başlamaz canı yandıkça aslan’ın bir parçasında vazgeçerek sonuçta dövme yaptıramayan adamın, vücudunda aslan dövmesi oluşmadığı gibi, kendisinde İlâh-î nakış isteyenlerde o nakşın getireceği zorluklara katlanacaklardır. Ölü yıkayıcının elinde meyyit gibi olmak diye anlatılan bu teslimiyet ile teslim olmak lâzımdır. Düşünce olarakta kendinde bulunan düşünceleri ortadan kaldırıp seyir yolunda olması gereken düşüncelerle hayatı sürdürmektir, zâhiren teslim olunabilir fakat aklındaki düşünceler farklı ise bu teslimiyet değildir.
Allah’ın ihsanı rüyetullah yani müşahadedir. Efendimiz (s.a.v) ihsanı tanımlarken “Namazı Allah’ı görüyormuş gibi kılmaktır” demek sûretiyle bunu tanımlamıştır.
İhsân olunan şey marifetullah yani kendini tanıma ilmidir ve bu da muhsinlerden yani kendilerine evvelce ihsan olunmuşlardan gelir. Zâti ihsan muhsinlere yapılıyor ve muhsinlerde onu başkalarına ihsan ediyorlar. Hakk başlangıçta ihsân sahibi, Rabbına ihsan ediyor, Rab kuluna ihsan ediyor ve kul muhsin oluyor. Ve bu ihsan hiç bir zaman bitmez, dağıtıldıkca yerine yenisi gelir. “Bu husuta daha geniş bilgi (İmân, ikân, ihsân) isimli küçük kitabımızda vardır dileyen oraya da bakabilir.