İçeriğe atla
Nisâ 125Cüz 5 · Sayfa 98

Nisâ Sûresi 125. Âyet

النساء

Sohbete sor

Vemen ahsenu dînen mimmen esleme vechehu li(A)llâhi vehuve muhsinun vettebe'a millete ibrâhîme hanîfâ(en)(k) vetteḣaża(A)llâhu ibrâhîme ḣalîlâ(n)

Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim'in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim'i dost edindi.

Nisâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(125) (Ve men ahsenü diynen mimmen esleme vechehu Lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete İbrahîme haniyfa* vettehazAllahu İbrâhîme halîlâ;)

“İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim eden ve İbrahim'in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrâhîm'i dost edinmişti.” İbrâhâm (a.s.) a Rabbi “teslim ol” deyince, İbrâhîm (a.s.) da “Ben alemlerin Rabbine teslim oldum” demiştir. Bu bir oluşumun devamı olan Âyettir. İlk önce teslimiyet nedir, kime teslim olunacak, şartları nelerdir bunların bilinmesi gereklidir.

Teslimiyyet söz ile değil, ancak fiiliyat ile yaşama geçirmek ile olacak şeydir. Bir acı geldiğinde buna dayanamam, bu ağır gelir dendiğinde teslimiyyet gerçekleşmez. Mesnevi-i Şerif’te hikâyesi anlatılan vücuduna aslan dövmesi yaptırmak isteyen adamın hikâyesi çok güzel bir örnektir, dövmeci işine başlar başlamaz canı yandıkça aslan’ın bir parçasında vazgeçerek sonuçta dövme yaptıramayan adamın, vücudunda aslan dövmesi oluşmadığı gibi, kendisinde İlâh-î nakış isteyenlerde o nakşın getireceği zorluklara katlanacaklardır. Ölü yıkayıcının elinde meyyit gibi olmak diye anlatılan bu teslimiyet ile teslim olmak lâzımdır. Düşünce olarakta kendinde bulunan düşünceleri ortadan kaldırıp seyir yolunda olması gereken düşüncelerle hayatı sürdürmektir, zâhiren teslim olunabilir fakat aklındaki düşünceler farklı ise bu teslimiyet değildir.

Allah’ın ihsanı rüyetullah yani müşahadedir. Efendimiz (s.a.v) ihsanı tanımlarken “Namazı Allah’ı görüyormuş gibi kılmaktır” demek sûretiyle bunu tanımlamıştır.

İhsân olunan şey marifetullah yani kendini tanıma ilmidir ve bu da muhsinlerden yani kendilerine evvelce ihsan olunmuşlardan gelir. Zâti ihsan muhsinlere yapılıyor ve muhsinlerde onu başkalarına ihsan ediyorlar. Hakk başlangıçta ihsân sahibi, Rabbına ihsan ediyor, Rab kuluna ihsan ediyor ve kul muhsin oluyor. Ve bu ihsan hiç bir zaman bitmez, dağıtıldıkca yerine yenisi gelir. “Bu husuta daha geniş bilgi (İmân, ikân, ihsân) isimli küçük kitabımızda vardır dileyen oraya da bakabilir.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(8)