Men kâne yurîdu śevâbe-ddunyâ fe'inda(A)llâhi śevâbu-ddunyâ vel-âḣira(ti)(c) vekâna(A)llâhu semî'an basîrâ(n)
Kim dünya sevabı (nimeti) istiyorsa (bilsin ki), dünya sevabı da, ahiret sevabı da Allah katındadır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Kim dünya nimetini isterse, bilsin ki dünya ve ahiret nimeti Allah katındadır. Allah her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi görendir.
Nisâ 134. ayet, dünya ve ahiret mükafatının kaynağının Allah olduğunu vurgulayarak, insanın istek ve beklentilerini doğru yere yönlendirmesi gerektiğini belirtir. Ayet, Allah'ın her şeyi işiten ve gören mutlak kudretine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irâde' kelimesinin 'revd' kökünden geldiğini ve bir şeyi elde etme çabasıyla birlikte kalbin o şeye yönelmesi anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yurîdu' ifadesi, dünya nimetlerine yönelik güçlü bir arzu ve talep halini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, irâdenin, bir şeyi yapmaya veya elde etmeye yönelik kesin bir azim ve yöneliş olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı, dünya nimetlerini elde etme konusunda kişinin gösterdiği kararlılığı ve istekliliği vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'irâde' kavramının genellikle Allah'ın mutlak iradesi bağlamında kullanıldığını, ancak burada olduğu gibi insan iradesi için de kullanıldığında, kişinin bir şeye yönelme ve onu arzulama gücünü ifade ettiğini belirtir. Ayette, dünya nimetlerine yönelen insan iradesi ele alınır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sevâb' kelimesinin 'dönüş' anlamından türediğini ve yapılan amelin karşılığının kişiye geri dönmesi, yani mükafatlandırılması anlamına geldiğini ifade eder. Ayette, dünya ve ahiret için vaat edilen karşılıkları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sevâb'ın, bir fiilin sonucunda elde edilen karşılık olduğunu ve hem hayır hem de şer için kullanılabileceğini, ancak Kur'an'da genellikle hayır karşılığı için kullanıldığını belirtir. Ayette, Allah katındaki dünya ve ahiret nimetleri için bir mükafat olarak geçer.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sevâb'ın, bir amelin karşılığı olarak verilen şey olduğunu ve bu karşılığın bazen dünyada, bazen ahirette olabileceğini açıklar. Ayette, hem dünya hem de ahiret için Allah katında bulunan mükafatlara işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'dünya' kelimesinin 'ednâ' (en yakın, en alçak) kelimesinden türediğini ve ahirete nispetle daha yakın ve geçici olan hayatı ifade ettiğini belirtir. Ayette, geçici dünya hayatının nimetleri kastedilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dünya'nın 'denâet' (alçaklık) veya 'denûv' (yakınlık) kökünden geldiğini ve ahirete göre daha aşağı ve yakın olan hayatı ifade ettiğini açıklar. Ayette, insanların arzuladığı maddi ve geçici nimetler bağlamında kullanılır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'dünya' kavramının genellikle 'ahiret' kavramıyla karşıtlık içinde kullanıldığını ve geçici, aldatıcı, maddi değerleri temsil ettiğini belirtir. Ayette, insanların odaklandığı ve arzuladığı maddi varlıkları ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'âhiret' kelimesinin 'sonra gelen' anlamına geldiğini ve dünya hayatından sonraki ebedi hayatı ifade ettiğini belirtir. Ayette, Allah katında bulunan ebedi mükafatları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âhiret'in 'sonra gelme' anlamından türediğini ve dünya hayatından sonraki ebedi yurdu ifade ettiğini açıklar. Ayette, dünya nimetlerinin yanı sıra Allah'ın katında bulunan ebedi mükafatlara işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âhiret' kavramının Kur'an'da 'dünya' ile birlikte sıkça kullanıldığını ve dünya hayatının geçiciliğine karşılık ebedi ve kalıcı olanı temsil ettiğini vurgular. Ayette, Allah'ın hem dünya hem de ahiret nimetlerinin sahibi olduğunu belirtmek için kullanılır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'semî'' kelimesinin Allah'ın sıfatı olarak kullanıldığında, O'nun her şeyi, gizli veya açık, işittiğini ve hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığını ifade ettiğini belirtir. Ayette, Allah'ın kullarının isteklerini ve niyetlerini işittiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'semî'' sıfatının, Allah'ın tüm sesleri ve sözleri, hatta kalplerdeki fısıltıları dahi idrak etme yeteneğini ifade ettiğini açıklar. Ayette, insanların dünya nimetlerine yönelik arzularını ve dualarını Allah'ın işittiğine işaret eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'basîr' kelimesinin Allah'ın sıfatı olarak kullanıldığında, O'nun her şeyi, görünen veya görünmeyen, idrak ettiğini ve hiçbir şeyin O'nun görüş alanının dışında kalmadığını ifade ettiğini belirtir. Ayette, Allah'ın kullarının amellerini ve niyetlerini gördüğünü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'basîr' sıfatının, Allah'ın tüm varlıkları, olayları ve detayları eksiksiz bir şekilde görme ve bilme yeteneğini ifade ettiğini açıklar. Ayette, insanların dünya nimetlerine yönelik çabalarını ve ahiret için yaptıklarını Allah'ın gördüğüne işaret eder.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(134) (Men kâne yürîdü sevabed dünya fe ındAllahi sevabüd dünya vel ahireti, ve kânAllahu Semî'an Basîrâ;)
“Kim dünya nimetini isterse, bilsin ki dünya ve ahiret nimeti Allah katındadır. Allah her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi görendir.”