Mâ yef'alu(A)llâhu bi'ażâbikum in şekertum veâmentum(c) vekâna(A)llâhu şâkiran ‘alîmâ(n)
Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azab etsin ki? Allah, şükrün karşılığını verendir, hakkıyla bilendir.
Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size azabı ne yapar? Allah, şükredenlerin mükafatını veren ve her şeyi bilendir.
Nisâ 147. ayet, Allah'ın kullarına azap etme amacının olmadığını, bilakis şükür ve imanın karşılığını veren ve her şeyi bilen bir ilah olduğunu vurgular. Ayet, Allah'ın adaletini ve rahmetini, kulların eylemleriyle ilişkilendirerek temel inanç ve ahlak kavramları üzerinden açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fiil' kelimesini 'bir işi yapmak, icra etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'mâ yef'alullâhu' ifadesi, Allah'ın azap etme eylemini ne amaçla yapacağını sorgulayarak, O'nun böyle bir eyleme ihtiyacı olmadığını, aksine kulların şükür ve imanına karşılık vereceğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Kur'an'daki mecazları açıklarken, 'fiil' kelimesinin bazen bir sonucun veya karşılığın ortaya çıkması anlamında kullanılabileceğine işaret eder. Burada Allah'ın azap etme 'fiili'nin, kulların şükür ve iman etmesi durumunda bir gerekçesinin kalmayacağını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'azap' kelimesini 'şiddetli ceza, eziyet' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın kullarına azap etmesinin, onların şükür ve iman etmeleri durumunda bir anlamı kalmayacağını, zira azabın bir karşılık olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azap' kelimesinin kökenini 'tatlı sudan mahrum kalmak' (azb) ile ilişkilendirerek, azabın 'hoş olmayan, acı veren şey' olduğunu belirtir. Ayette, Allah'ın kullarına bu tür bir acı vermesinin, onların şükür ve iman etmeleri halinde bir hikmeti olmadığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'azap' kavramını Kur'an'daki temel ceza ve karşılık mekanizmalarından biri olarak inceler. Ayetteki kullanımı, Allah'ın azabının keyfi olmadığını, aksine belirli eylemlerin (küfür ve nankörlük) bir sonucu olduğunu, dolayısıyla şükür ve imanla bu azabın ortadan kalkacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şükür' kelimesini 'nimet verenin nimetini bilmek ve onu övmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'in şekertüm' ifadesi, kulların Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere karşı minnettarlıklarını dile getirmeleri ve bu nimetleri doğru yolda kullanmaları durumunda Allah'ın onlara azap etmeyeceğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, şükrü 'nimetin sahibini övmek ve nimetin eserini göstermek' olarak açıklar. Ayetteki şükür, sadece sözlü bir ifade değil, aynı zamanda nimetlerin gerektirdiği şekilde amel etmeyi de kapsar ki bu da Allah'ın azabından kurtuluşun bir yolu olarak sunulur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şükür' kavramını Kur'an'da Allah-insan ilişkisinin temelini oluşturan bir erdem olarak ele alır. Şükür, Allah'ın lütfuna karşılık verilen olumlu bir tepki olup, bu ayette azaptan kurtuluşun ve Allah'ın rızasını kazanmanın anahtarı olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'iman' kelimesini 'kalben tasdik etmek ve güvenmek' olarak açıklar. Ayetteki 've âmentüm' ifadesi, şükürle birlikte imanın da Allah'ın azabından kurtuluş için temel bir şart olduğunu, zira imanın Allah'a teslimiyetin ve O'nun emirlerine uymanın başlangıcı olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, imanı 'tasdik-i kalbî' yani kalple tasdik etmek olarak tanımlar ve bunun İslam'ın temelini oluşturduğunu belirtir. Ayetteki iman, sadece bir bilgi değil, aynı zamanda bir güven ve teslimiyet halidir ki bu da Allah'ın azap etme ihtiyacını ortadan kaldırır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'iman' kelimesinin Kur'an'daki kullanımını incelerken, onun sadece bir inanç beyanı olmadığını, aynı zamanda bir güvenlik ve huzur hali yarattığını belirtir. Ayetteki iman, Allah'a güvenerek O'nun azabından emin olmayı ve O'nun rahmetine sığınmayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Allah için 'şâkir' sıfatını 'kullarının şükrünü kabul eden, az amele çok karşılık veren' olarak açıklar. Ayetteki 'kâne'llâhu şâkiran' ifadesi, Allah'ın şükreden kullarına karşı cömert olduğunu, onların minnettarlığını karşılıksız bırakmadığını ve bu nedenle azap etme ihtiyacı duymadığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'şâkir' isminin Allah'a nispet edildiğinde, O'nun kullarının küçük amellerine dahi büyük karşılıklar verdiğini ve nimetlerini artırdığını ifade ettiğini belirtir. Bu, Allah'ın adaletinin ve rahmetinin bir göstergesidir ve O'nun azap etme amacının olmadığını pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilim' kelimesini 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olarak tanımlar. Allah için 'alîm' sıfatı, O'nun her şeyi, kullarının niyetlerini, amellerini ve şükürlerini tam olarak bildiğini ifade eder. Ayetteki 'alîmâ' ifadesi, Allah'ın şükreden ve iman eden kullarını bildiğini ve buna göre karşılık vereceğini, dolayısıyla azap etme ihtiyacının olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'alîm' ismini 'her şeyi kuşatan, gizli ve açık hiçbir şeyin kendisine gizli kalmadığı' olarak açıklar. Bu ayette Allah'ın 'alîm' olması, kulların şükür ve imanlarının samimiyetini bildiği ve buna göre muamele edeceği anlamına gelir, bu da O'nun azap etme amacının olmadığını destekler.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(147) (Mâ yef'alullahu Bi azâbiküm in şekertüm ve âmentüm* ve kânAllahu Şâkiren Alîmâ;)
“Eğer şükreder ve imân ederseniz Allah size azabı ne yapar? Allah, şükredenlerin mükâfatını veren ve her şeyi bilendir.”