Lâkini-rrâsiḣûne fî-l'ilmi minhum velmu/minûne yu/minûne bimâ unzile ileyke vemâ unzile minkablik(e)(c) velmukîmîne-ssalâ(te)(c) velmu/tûne-zzekâte velmu/minûne bi(A)llâhi velyevmi-l-âḣiri ulâ-ike senu/tîhim ecran ‘azîmâ(n)
Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.
Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.
Nisâ 162. ayet, ilimde derinleşmiş, vahye iman eden, namaz kılan, zekat veren ve ahirete inanan müminlerin alacağı büyük ecri vurgulamaktadır. Ayet, iman ve salih amellerin birbiriyle olan sıkı ilişkisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rusûh' kelimesini bir şeyin sağlam bir şekilde yerleşmesi, sabitlenmesi olarak açıklar. Ayetteki 'râsihûn' ise ilimde kök salmış, bilgisi sağlam ve derinleşmiş kimseleri ifade eder. Bu, bilginin sadece yüzeysel değil, aynı zamanda kalıcı ve sağlam bir temele oturduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'râsihûn' kelimesini 'ilimde sabit olanlar' olarak yorumlar. Onların ilmi, şüphe ve tereddütten uzak, sağlam bir bilgi birikimine dayanır. Ayetteki kullanımı, Yahudilerin aksine, Kur'an'a ve önceki vahiylere iman eden, ilimde derinleşmiş müminleri niteler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rasaha' kökünün Kur'an'daki kullanımının, bir şeyin sağlam bir şekilde yerleşmesi, sabitlenmesi anlamını taşıdığını belirtir. 'Râsihûn fi'l-ilm' ifadesi, ilmin sadece zihinsel bir birikim değil, aynı zamanda kalpte kök salmış, kişiliğin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş bir derinliği ifade ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kelimesini bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak tanımlar. Bu, sadece yüzeysel bir bilgi değil, aynı zamanda derinlemesine kavrayışı ve kesinliği ifade eder. Ayetteki 'ilimde derinleşmiş olanlar' ifadesi, Allah'ın vahyini ve evrensel gerçekleri tam anlamıyla kavramış kimseleri işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilm'i bir şeyin olduğu gibi idrak edilmesi olarak açıklar. Bu, cehaletin zıddıdır ve hakikate ulaşmayı ifade eder. Ayetteki bağlamda, 'ilim' vahiy bilgisi ve bu bilginin getirdiği hikmet ve anlayıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da sadece bilgi edinme değil, aynı zamanda bu bilginin getirdiği hikmet ve basireti de içerdiğini belirtir. 'Râsihûn fi'l-ilm' ifadesi, bu bilginin sadece zihinsel değil, aynı zamanda ahlaki ve ruhsal bir derinliğe sahip olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îmân'ı kalple tasdik, dille ikrar ve organlarla amel olarak tanımlar. Ayetteki 'yü'minûne' fiili, hem sana indirilen (Kur'an) hem de senden önce indirilen (önceki vahiyler) kitaplara kalpten inanmayı ve bu imanın gereğini yerine getirmeyi ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'îmân'ın güven ve emniyet kökünden geldiğini, kalbin bir şeye tam bir teslimiyetle bağlanması olduğunu belirtir. Ayetteki 'yü'minûne', vahye karşı duyulan bu tam güveni ve teslimiyeti vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'îmân'ın Kur'an'daki temel anlamının, Allah'a, peygamberlere ve vahiylere tereddütsüz bir şekilde inanmak olduğunu ifade eder. Ayetteki 'yü'minûne' fiili, bu imanın sadece teorik bir kabul değil, aynı zamanda pratik bir yaşam biçimi olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'salât' kelimesinin lügatte dua anlamına geldiğini, şeriatta ise belirli rükünleri ve şartları olan ibadeti ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'mukîmîne' (kılanlar) ile birlikte kullanılması, namazın düzenli ve eksiksiz bir şekilde eda edilmesinin önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salât'ın asıl anlamının dua olduğunu, ancak Kur'an'da özel bir ibadet şekli olan namaz için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'mukîmîne' ile birlikte, namazın sadece kılınması değil, aynı zamanda hakkıyla ve devamlı olarak yerine getirilmesi gerektiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salât'ın Kur'an'da Allah ile kul arasındaki en önemli bağlardan biri olduğunu ve sadece bir ritüel değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve şükran ifadesi olduğunu belirtir. Ayetteki 'namaz kılanlar' ifadesi, bu ibadetin müminlerin hayatındaki merkezi rolünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zekât' kelimesinin asıl anlamının temizlik, artma ve bereket olduğunu belirtir. Şer'î terim olarak ise, malın belirli bir kısmının fakirlere verilmesiyle hem malın temizlenmesini hem de manevi olarak arınmayı ifade eder. Ayetteki 'mü'tûne' (verenler) ile birlikte, zekatın aktif bir şekilde yerine getirilmesi gerektiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zekât'ın malın temizlenmesi ve bereketlenmesi anlamına geldiğini, aynı zamanda nefsin cimrilikten arınması olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, müminlerin sadece kendi ibadetleriyle değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluklarını yerine getirerek de ecir kazanacaklarını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zekât'ın Kur'an'da sadece bir vergi değil, aynı zamanda bir arınma ve büyüme aracı olarak sunulduğunu belirtir. Malın bir kısmını vermekle hem malın hem de verenin manevi olarak temizlendiğini ve bereketlendiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, zekat, imanın pratik bir tezahürü ve toplumsal dayanışmanın bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ecr'i bir işin karşılığı olarak verilen şey olarak tanımlar. Ayetteki 'ecran azîmen' (büyük ecir) ifadesi, bahsedilen salih amellerin ve imanın karşılığının Allah katında çok değerli ve bol olacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ecr'in bir amelin veya hizmetin karşılığı olduğunu belirtir. Ayetteki 'ecran azîmen' ifadesi, Allah'ın vaat ettiği mükafatın büyüklüğünü ve cömertliğini gösterir. Bu, sadece dünyevi bir karşılık değil, ahiretteki ebedi saadeti de kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ecr' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına amelleri karşılığında verdiği ilahi mükafatı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'büyük ecir' ifadesi, bahsedilen müminlerin iman ve salih amellerinin Allah katında ne kadar değerli olduğunu ve karşılığının da o denli yüce olacağını vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.