Rusulen mubeşşirîne vemunżirîne li-ellâ yekûne linnâsi ‘ala(A)llâhi huccetun ba'de-rrusul(i)(c) vekâna(A)llâhu ‘azîzen hakîmâ(n)
Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Peygamberleri müjdeciler ve azab habercileri olarak gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak üstündür, yegane hikmet sahibidir.
Nisâ 165. ayet, peygamberlerin gönderiliş amacını, yani insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olmalarını ve böylece kıyamet günü Allah'a karşı bir mazeretlerinin kalmamasını dilbilimsel olarak ele almaktadır. Ayet, Allah'ın kudret ve hikmetini de vurgulayarak bu ilahi düzenin temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resul' kelimesinin 'irsâl'den geldiğini ve bir şeyi salıvermek, göndermek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'rusulen' ifadesi, Allah'ın insanlara doğru yolu göstermek ve onları uyarmak için gönderdiği elçileri ifade eder ki, bu elçiler aracılığıyla ilahi mesaj insanlara ulaşır ve mazeret kapısı kapanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rusul' kelimesini 'gönderilenler' olarak açıklar ve bu bağlamda Allah'ın emirlerini ve yasaklarını tebliğ etmek üzere görevlendirilmiş peygamberleri kasteder. Ayetteki kullanımı, bu elçilerin tebliğ görevini yerine getirmeleriyle insanların Allah'a karşı bir 'hüccet'lerinin kalmayacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mübeşşirîn' kelimesini 'hayır haber verenler' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda peygamberlerin, iman edenlere Allah'ın lütfunu, cenneti ve ahiret saadetini haber veren yönünü ifade eder. Bu, insanların Allah'a yönelmesi için bir teşvik unsurudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'beşer' kökünden türeyen 'mübeşşir' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın rahmetini ve mükafatını haber veren peygamberler için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mübeşşirîn', peygamberlerin insanlara umut veren, onları iyi amellere teşvik eden rolünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inzâr' kelimesini 'korkutmak, sakındırmak' olarak tanımlar. 'Münzirîn' ise, insanları Allah'ın azabından ve kötü sonuçlardan sakındıran peygamberlerdir. Ayetteki kullanımı, peygamberlerin tebliğ görevlerinin sadece müjdelemekle kalmayıp, aynı zamanda uyarıcı bir yönü olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'inzâr' kavramının Kur'an'da genellikle gelecekteki olumsuz sonuçlara karşı yapılan uyarıları ifade ettiğini belirtir. 'Münzirîn' kelimesi, peygamberlerin insanları Allah'a karşı gelmenin ve günah işlemenin ahiretteki kötü sonuçları hakkında bilgilendirme görevini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hüccet' kelimesini 'delil, ispat' olarak açıklar. Ayetteki 'lâ yekûne li'n-nâsi alâ Allâhi huccetun' ifadesi, peygamberlerin gönderilmesiyle insanların 'bizim haberimiz yoktu' gibi bir mazeret ileri süremeyeceklerini, yani Allah'a karşı bir delillerinin kalmayacağını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hüccet'i 'bir iddiayı ispat eden veya çürüten şey' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, peygamberlerin tebliği sayesinde insanların Allah'ın emir ve yasaklarından haberdar oldukları için, ahirette 'bilmiyorduk' şeklinde bir savunma yapma imkanlarının ortadan kalktığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azîz' kelimesini 'galip, yenilmez, güçlü' olarak açıklar. Ayetteki 've kâne Allahu azîzen' ifadesi, Allah'ın peygamberleri gönderme ve insanları hesaba çekme kudretine sahip olduğunu, hiçbir gücün O'na karşı gelemeyeceğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'azîz' isminin Allah'ın mutlak üstünlüğünü ve kudretini ifade ettiğini belirtir. Bu bağlamda, Allah'ın peygamberler aracılığıyla insanlara mesaj göndermesi ve onları sorumlu tutması, O'nun sonsuz gücünün bir tezahürüdür.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hakîm' kelimesini 'her şeyi yerli yerince yapan, hikmet sahibi' olarak tanımlar. Ayetteki 'hakîmen' ifadesi, Allah'ın peygamberleri gönderme ve insanlara mazeret bırakmama eyleminin rastgele değil, büyük bir hikmet ve adaletle yapıldığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hakîm' kavramının Kur'an'da Allah'ın yaratılışındaki ve hükümlerindeki mükemmelliği ve isabetliliği ifade ettiğini belirtir. Peygamberlerin gönderilmesiyle insanların mazeretlerinin ortadan kaldırılması, Allah'ın adalet ve hikmetinin bir gereğidir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(165) (Rusülen mübeşşirîne ve münzirîne liellâ yekûne linNâsi alellahi huccetün ba'der rusüli* ve kânAllahu Azîzen Hakîmâ;)
“Peygamberleri müjdeciler ve azab habercileri olarak gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak üstündür, yegâne hikmet sahibidir.”