Len yestenkife-lmesîhu en yekûne ‘abden li(A)llâhi velâ-lmelâ-iketu-lmukarrabûn(e)(c) vemen yestenkif ‘an ‘ibâdetihi veyestekbir feseyahşuruhum ileyhi cemî'â(n)
Mesih de, Allah'a yakın melekler de, Allah'a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim Allah'a kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır.
Hiçbir zaman Mesih de Allah'ın bir kulu olmaktan çekinmez, Allah'a yakın melekler de. Kim O'na kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır.
Nisâ 172. ayet, Mesih ve meleklerin Allah'a kulluktan çekinmeyeceğini vurgulayarak, kulluktan imtina edenlerin akıbetini bildirmektedir. Ayet, 'çekinmek', 'kul olmak', 'yakınlaştırılmış melekler', 'kulluk' ve 'büyüklük taslamak' gibi temel kavramlar üzerinden tevhid ve kulluk bilincini işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): N-k-f kökünden türeyen 'istinkâf', bir şeyden nefret ederek veya onu küçümseyerek yüz çevirmek, onu yapmaktan ar duymak anlamına gelir. Ayette, Mesih ve meleklerin Allah'a kul olmaktan asla ar duymayacakları, bunu kendilerine bir eksiklik görmeyecekleri vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İstinkâf, bir şeyden uzak durmak, onu reddetmek ve ondan kaçınmaktır. Ayetteki 'len yestenkife' ifadesi, Mesih'in ve meleklerin Allah'a kulluktan asla imtina etmeyeceklerini, bu durumun onların şanına yakışır olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İstinkâf, bir eylemi aşağılayıcı veya onur kırıcı bulduğu için reddetme tavrını ifade eder. Kur'an, Mesih ve meleklerin Allah'a kulluğu asla böyle görmediklerini, aksine bunu bir şeref bildiklerini belirtir. Bu, kibir ve gururla kulluktan kaçınanların zıddı bir durumdur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mesih kelimesi, 'mesh etmek' fiilinden türemiştir. Hz. İsa'ya bu ismin verilmesinin çeşitli nedenleri vardır; hastaları mesh ederek iyileştirmesi veya bereketle mesh edilmiş olması gibi. Ayette, onun yüce makamına rağmen Allah'a kul olmaktan çekinmeyeceği belirtilerek, kulluğun bir eksiklik değil, bir şeref olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mesih, 'mesh' kökünden gelir ve bereketle mesh edilmiş, günahlardan arındırılmış veya yeryüzünde çokça dolaşan anlamlarına gelebilir. Kur'an'da Hz. İsa için kullanılan bu unvan, onun özel bir konuma sahip olduğunu gösterir, ancak bu konum onun Allah'a kulluğuna engel değildir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Abd kelimesi, 'ibadet' kökünden gelir ve itaat eden, boyun eğen demektir. Ayette, Mesih'in Allah'a 'abd' olmaktan çekinmeyeceği belirtilerek, kulluğun bir zillet değil, aksine bir şeref olduğu ve en yüce varlıkların dahi Allah'a kul olduğu ifade edilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Abd, tam bir teslimiyetle Allah'a boyun eğen ve O'nun emirlerini yerine getiren varlıktır. Ayette, Mesih'in ve meleklerin bu vasfa sahip olmaktan imtina etmemesi, kulluğun Allah katındaki değerini ve evrensel bir gerçek olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'abd', Allah'a karşı mutlak itaat ve teslimiyet içinde olan varlığı ifade eder. Bu kavram, insanın Allah karşısındaki konumunu belirler. Mesih'in 'abd' olmaktan çekinmemesi, onun da diğer yaratılmışlar gibi Allah'ın iradesine tabi olduğunu ve ilahlık iddialarının geçersizliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Melekler, Allah'ın emirlerini yerine getiren, nurdan yaratılmış varlıklardır. 'Mukarrebûn' ise, Allah'a yakınlık derecesi yüksek olan, seçkin melekleri ifade eder. Ayette, bu yüce varlıkların dahi Allah'a kulluktan çekinmemesi, kulluğun evrensel ve şerefli bir durum olduğunu pekiştirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mukarrebûn, Allah'a yakınlaştırılmış, O'nun katında özel bir konuma sahip olanlardır. Meleklerin bu vasıfla anılması, onların Allah'a olan tam teslimiyetlerini ve kulluklarının kusursuzluğunu gösterir. Ayet, bu en yüce varlıkların bile kulluktan imtina etmediğini belirterek, insanlara örnek teşkil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-b-r kökünden türeyen 'istekbâr', kendini büyük görmek, kibirlenmek ve başkalarını küçümsemektir. Ayette, Allah'a kulluktan 'istinkâf' edenlerin aynı zamanda 'istekbâr' ettikleri, yani kibirlendikleri belirtilir. Bu, kulluktan kaçınmanın temelinde yatan ahlaki bir kusurdur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İstikbâr, kişinin kendini Allah'ın emirlerinden müstağni görmesi, O'na boyun eğmeyi kendine yedirememesi halidir. Ayette, kulluktan çekinmekle birlikte zikredilmesi, bu iki durumun birbiriyle ilişkili olduğunu, kibirin kulluktan alıkoyan temel bir engel olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İstikbâr, Kur'an'da genellikle Allah'a karşı isyan ve itaatsizlikle ilişkilendirilen bir kavramdır. Kendini büyük gören kişi, Allah'ın otoritesini kabul etmekte zorlanır ve O'na kulluktan kaçınır. Ayet, bu tür bir kibirin ahiretteki kötü sonucunu haber verir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Haşr, bir topluluğu bir araya getirmek, toplamak demektir. Ayetteki 'fese-yahşuruhum', Allah'ın kıyamet günü tüm insanları, özellikle de kulluktan yüz çeviren ve kibirlenenleri hesap vermek üzere huzurunda toplayacağını ifade eder. Bu, ilahi adaletin tecellisidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Haşr, dağınık olan bir şeyi bir araya getirmektir. Kur'an'da genellikle kıyamet günü insanların hesap vermek üzere bir araya getirilmesi anlamında kullanılır. Ayette, kulluktan imtina edenlerin bu toplanma anında Allah'ın huzurunda hesap verecekleri tehdidi yer almaktadır.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(172) (Len yestenkifel Mesîhu en yekûne abden Lillâhi ve lel Melâiketül Mukarrebun* ve men yestenkif an ıbadetiHİ ve yestekbir fe seyahşüru-hüm ileyHİ cemî'â;)
“Hiçbir zaman Mesih de Allah'ın bir kulu olmaktan çekinmez, Allah'a yakın melekler de. Kim O'na kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır.”