Yâ ehle-lkitâbi lâ taġlû fî dînikum velâ takûlû ‘ala(A)llâhi illâ-lhakk(a)(c) innemâ-lmesîhu ‘îsâ-bnu meryeme rasûlu(A)llâhi vekelimetuhu elkâhâ ilâ meryeme verûhun minh(u)(s) feâminû bi(A)llâhi verusulih(i)(s) velâ takûlû śelâśe(tun)(c) intehû ḣayran lekum(c) innema(A)llâhu ilâhun vâhid(un)(s) subhânehu en yekûne lehu veledun lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(k) vekefâ bi(A)llâhi vekîlâ(n)
Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve peygamberlerine iman edin, "(Allah) üçtür" demeyin. Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
Ey kitab ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, Meryem'e atmış olduğu kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
Nisâ 171, Kitap Ehli'ne hitaben dinlerinde aşırıya gitmemeleri, Allah hakkında doğruyu söylemeleri ve İsa'nın konumu hakkında tevhid inancına uygun bir anlayış benimsemeleri gerektiğini vurgular. Ayet, özellikle 'guluv' (aşırılık), 'Mesih'in hakikati' ve 'tevhid' kavramları etrafında şekillenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'guluv' (غلو) kelimesini bir şeyde haddi aşmak, sınırı geçmek olarak tanımlar. Ayetteki 'lâ tağlû' ifadesi, Hristiyanların İsa hakkındaki inançlarında aşırıya giderek onu ilahlaştırmalarını veya Allah'ın oğlu olarak görmelerini yasaklamaktadır. Bu, tevhid ilkesine aykırı bir ifrattır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'guluv'u bir şeyde aşırıya gitmek, haddi aşmak ve ifrat etmek olarak açıklar. Dinde guluv, dinin koyduğu sınırların dışına çıkmak, bir şeyi olması gerekenden daha yüce bir konuma taşımak veya ona gereğinden fazla değer atfetmektir. Ayette, Hristiyanların İsa'yı Allah'ın oğlu veya ilah olarak görmeleri bu aşırılığa örnek gösterilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'guluv' kavramını, özellikle dinî inançlarda ve uygulamalarda dengeden sapma, aşırıya kaçma olarak ele alır. Nisâ 171'deki 'lâ tağlû', Hristiyanların İsa'ya atfettikleri ilahî niteliklerin, Kur'an'ın tevhid anlayışına göre bir aşırılık olduğunu ve bu durumun Allah'ın birliğine aykırı düştüğünü belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Mesih' kelimesinin farklı anlamlarına değinir. Bir görüşe göre, İsa'nın yeryüzünde çokça dolaşmasından dolayı bu ismi aldığı belirtilir. Diğer bir görüşe göre ise, Allah tarafından bereketle meshedildiği (kutsandığı) için bu lakabı almıştır. Ayette, İsa'nın ilah değil, Allah'ın bir peygamberi olduğu vurgulanırken bu lakap kullanılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Mesih' kelimesinin 'mesh' kökünden geldiğini ve dokunmak, silmek, kutsamak gibi anlamlara geldiğini belirtir. İsa'ya 'Mesih' denmesinin sebepleri arasında, Allah tarafından bereketle meshedilmesi, hastaları meshederek iyileştirmesi veya yeryüzünde çokça dolaşması gibi açıklamalar yer alır. Ayette, İsa'nın bu lakabıyla anılması, onun özel bir konuma sahip olduğunu ancak ilah olmadığını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Mesih' kelimesinin çeşitli türevlerini ve anlamlarını detaylandırır. İsa'ya bu ismin verilmesinin nedenlerinden biri olarak, Allah'ın onu günahlardan temizlemesi ve bereketle donatması gösterilir. Ayette, 'İnnemâ el-Mesîhu Îsâ ibnu Meryeme Rasûlullâhi' ifadesiyle, Mesih İsa'nın sadece bir peygamber olduğu ve ilahlık vasfı taşımadığı net bir şekilde ortaya konur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rasûl' kelimesini, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara ulaştırmak üzere gönderilen kişi olarak açıklar. Ayette, 'İnnemâ el-Mesîhu Îsâ ibnu Meryeme Rasûlullâhi' ifadesiyle, İsa'nın temel görevinin Allah'ın elçisi olmak olduğu ve bu görevinin ötesinde ilahî bir niteliği bulunmadığı vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rasûl' kelimesini, bir mesajı iletmek üzere gönderilen kişi olarak tanımlar. Kur'an bağlamında 'rasûl', Allah'ın vahyini insanlara tebliğ eden peygamberdir. Nisâ 171'de İsa'nın 'Rasûlullah' olarak nitelendirilmesi, onun ilah değil, Allah'ın bir kulu ve elçisi olduğunu, dolayısıyla Hristiyanların ona atfettiği ilahlık vasfının yanlış olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rasûl' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini ve peygamberlik kurumunun önemini vurgular. Kur'an'a göre peygamberler, Allah ile insanlar arasında bir köprüdür ve ilahî mesajı eksiksiz bir şekilde iletmekle görevlidirler. İsa'nın 'Rasûlullah' olarak tanımlanması, onun da diğer peygamberler gibi bir insan olduğunu ve Allah'ın birliğini zedeleyecek herhangi bir ilahî niteliğe sahip olmadığını açıkça ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kelimetuhu' ifadesini, İsa'nın babasız olarak, Allah'ın 'Ol!' (kün) emriyle yaratılmasına bir mecaz olarak açıklar. Yani İsa, Allah'ın kudretinin bir kelimesi, bir tezahürüdür. Bu, onun ilah olduğu anlamına gelmez, aksine Allah'ın yaratma gücünün bir delilidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kelime'nin (كلمة) genellikle söz, lafız anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da bazen 'yaratma emri' veya 'yaratılmış şey' anlamında kullanıldığını belirtir. İsa'nın 'Allah'ın kelimesi' olması, onun babasız olarak, Allah'ın 'kün' (ol) emriyle var edildiğini ifade eder. Bu, onun ilahî bir varlık değil, Allah'ın kudretinin bir eseri olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kelimetuhu' ifadesinin, İsa'nın yaratılışındaki olağanüstülüğü vurguladığını belirtir. O, Allah'ın 'kün' emriyle, yani bir kelimeyle var olmuştur. Bu durum, onun diğer insanlardan farklı bir yaratılışa sahip olduğunu ancak yine de bir yaratılmış olduğunu ve ilahlık vasfı taşımadığını açıklar. Ayet, bu ifadeyle İsa'nın ilahlaştırılmasına karşı çıkar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rûhun minhu' ifadesini, İsa'nın Allah'ın emriyle ve kudretiyle yaratılmış bir ruh olduğunu belirtir. Buradaki 'minhu' (ondan) ifadesi, Allah'ın bir parçası olduğu anlamına gelmez, aksine Allah'ın yaratma ve ihsan etme fiilinin bir sonucu olduğunu gösterir. Bu, İsa'nın ilahî bir özden değil, Allah'ın yaratıcı gücünden kaynaklandığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rûh' kelimesinin canlılık, can ve ilahî emir gibi anlamlara geldiğini belirtir. 'Rûhun minhu' ifadesi, İsa'nın Allah'ın emriyle ve kudretiyle yaratılmış, ilahî bir nefha ile can bulmuş bir varlık olduğunu ifade eder. Bu, onun diğer insanlardan farklı bir yaratılışa sahip olduğunu ancak yine de bir yaratılmış olduğunu ve ilahlık vasfı taşımadığını açıklar. 'Minhu' ifadesi, Allah'ın yüceliğini ve İsa'nın yaratılmışlığını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rûhun minhu' ifadesinin, İsa'nın yaratılışındaki mucizevi yönü vurguladığını belirtir. Bu ifade, İsa'nın Allah'ın özel bir lütfu ve kudretiyle var edildiğini, ancak bu durumun onu ilahlaştırmak için bir gerekçe olmadığını açıklar. Kur'an, bu ifadeyle İsa'nın yaratılmış bir varlık olduğunu ve Allah'ın birliğine halel getirecek bir konuma sahip olmadığını netleştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'vâhid' kelimesini, tek ve biricik olan, eşi ve benzeri bulunmayan anlamında açıklar. Ayetteki 'İnnemâ Allâhu ilâhun vâhidun' ifadesi, Allah'ın mutlak birliğini ve tekliğini vurgular. Bu, Hristiyanların teslis inancına karşı çıkarak, Allah'ın hiçbir ortağı, eşi veya benzeri olmadığını kesin bir dille ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vâhid' kelimesinin, sayısal birliği ifade etmenin ötesinde, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde eşi ve benzeri olmayan mutlak tekliği ifade ettiğini belirtir. Allah'ın 'vâhid' olması, onun yaratmada, hükmetmede ve ibadete layık olmada tek olduğunu gösterir. Ayet, bu kavramla tevhid inancının temelini ortaya koyar ve teslis inancını reddeder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'vâhid' kavramının Kur'an'daki en temel ve merkezi kavramlardan biri olduğunu belirtir. 'Vâhid', sadece sayısal bir tekliği değil, aynı zamanda Allah'ın mutlak birliğini, eşsizliğini ve benzersizliğini ifade eder. Nisâ 171'deki 'ilâhun vâhidun' ifadesi, Allah'ın ilahlıkta tek olduğunu, hiçbir ortağı veya çocuğu olmadığını vurgulayarak, Hristiyanların teslis inancını kökten reddeder ve tevhidin önemini pekiştirir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(171) (Ya ehlel Kitabi lâ tağlu fî dîniküm ve la tekulu alellahi illel Hakk* innemel Mesîhu Isebnü Meryeme Rasulullahi ve KelimetuHU, elkaha ilâ Meryeme ve ruhun minHU, fe âminu Billâhi ve RusuliHİ, ve lâ tekulu selâsetün, intehu hayren leküm* innemAllahu ilâhun vahıd* subhaneHU en yekûne leHU veled* leHU ma fîs Semâvati ve mâ fil Ardı* ve kefâ Billâhi vekîlâ;)
“Ey kitab ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, Meryem'e atmış olduğu kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi
O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.” Dikkat edersek Kûr’ân-ı Kerîm’de İsâ (a.s.) dan bahsederken Meryemoğlu İsâ olarak bahsediliyor, babası olan Ruhül Kuds’ten bahsedilmiyor. Çünkü bu âlemde beşeriyyet yaşantısı ve hukuku geçerli olduğundan dolayı anneye dayandırılıyor.
Mûsâ (a.s.) kelimullah, yani Allah’ın kelâmını duyan demek, İsâ (a.s.) kelimetullah, yani Allah’ın zat kelimesi olarak bir kelime yani İseviyyet mertebesinin hakikati olan kelime çünkü kelimeler mânâların sûretlenmiş şeklidir ve İsâ kelime anlamı olarak gören göz yani Cenâb-ı Hakk’ı müşahede eden göz demektir, Kûr’ân kelâmullah ise sadece bir kelimeyi değil bütün kelimeleri bünyesinde toplayan İlâh-î kitaptır, bunu okuyanda Hz. Rasûlüllah (s.a.v.) dır.