Yevme-iżin yeveddu-lleżîne keferû ve'asavû-rrasûle lev tusevvâ bihimu-l-ardu velâ yektumûna(A)llâhe hadîśâ(n)
O kıyamet günü, Allah'ı inkar edip Peygamber'e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah'tan hiçbir söz gizleyemezler.
Allah'ı, inkar edip peygambere isyan edenler, o kıyamet günü yerle bir olmayı isterler. Allah'tan hiçbir sözü gizleyemezler.
Nisâ 42, kıyamet gününde inkarcıların ve peygambere isyan edenlerin durumunu tasvir eder. Ayet, onların pişmanlığını, yerle bir olma arzusunu ve Allah'tan hiçbir şeyi gizleyemeyeceklerini vurgulayarak, ilahi adaletin tecellisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vedd (ودّ), bir şeyi sevmek ve ona meyletmek anlamına gelir. Ayetteki 'yevveddü' (يَوَدُّ) fiili, inkarcıların o günkü şiddetli arzu ve temennilerini, hatta yok olmayı bile dileyecek kadar büyük bir pişmanlık içinde olacaklarını gösterir. Bu, sadece bir dilek değil, aynı zamanda derin bir hasret ve çaresizlik ifadesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Vedd (ودّ), bir şeyin olmasını istemek ve ona gönül bağlamak demektir. Ayetteki kullanımı, inkarcıların o günkü azaptan kurtulmak için her şeyi, hatta varlıklarını bile feda etme arzusunu, yani yerle bir olmayı şiddetle temenni etmelerini anlatır. Bu, onların içinde bulundukları dehşetin bir yansımasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر), bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına gelir. Dini bağlamda ise, Allah'ın nimetlerini, varlığını ve birliğini, peygamberlerin getirdiği hakikatleri örtmek, yani inkar etmektir. Ayetteki 'keferû' (كَفَرُوا۟), Allah'ın ayetlerini ve peygamberin mesajını reddedenleri, bu hakikatleri gizleyenleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Küfr (كفر) kavramı Kur'an'da sadece bir inançsızlık durumu değil, aynı zamanda Allah'a karşı nankörlük ve O'nun lütuflarını reddetme anlamını da taşır. Nisâ 42'deki 'keferû' (كَفَرُوا۟), Allah'ın varlığını ve peygamberin risaletini bilinçli olarak reddeden, bu hakikatlere karşı çıkan kişileri tanımlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): K-f-r kökü, 'örtmek, gizlemek' temel anlamından hareketle, dini terminolojide 'inkar etmek, nankörlük etmek' anlamlarına evrilmiştir. Ayetteki 'keferû' (كَفَرُوا۟), Allah'ın gönderdiği mesajı ve peygamberin tebliğini kabul etmeyip, hakikati örten ve gizleyen kimseleri işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Asâ (عصى), bir şeye muhalefet etmek, karşı gelmek demektir. Ayetteki 'asavü'r-resûl' (عَصَوُا۟ ٱلرَّسُولَ), peygamberin getirdiği şeriata ve emirlerine uymamak, ona karşı gelmek anlamındadır. Bu, sadece bir itaatsizlik değil, aynı zamanda peygamberin otoritesini tanımama ve onun mesajını reddetme eylemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Isyan (عصيان), emre muhalefet etmek ve itaatten çıkmaktır. Ayetteki 'asavü'r-resûl' (عَصَوُا۟ ٱلرَّسُولَ) ifadesi, Allah'ın elçisinin tebliğ ettiği hükümlere ve gösterdiği yola karşı gelmeyi, ona baş kaldırmayı ifade eder. Bu, inkarcılığın bir tezahürü olarak peygambere itaatsizliği vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Tesviye (تسوية), bir şeyi düzeltmek, eşitlemek, aynı seviyeye getirmek demektir. Ayetteki 'tüsevvâ bihimü'l-ardu' (تُسَوَّىٰ بِهِمُ ٱلْأَرْضُ) ifadesi, inkarcıların o günkü azaptan kurtulmak için yerle bir olmayı, yani toprakla bir seviyeye gelerek yok olmayı arzu etmelerini anlatır. Bu, onların varlıklarının sona ermesini dilemeleridir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): S-v-y kökü, 'düzeltmek, eşitlemek, tamamlamak' anlamlarını taşır. 'Tüsevvâ bihimü'l-ardu' (تُسَوَّىٰ بِهِمُ ٱلْأَرْضُ) terkibi, mecazi olarak, onların toprakla bir olup, varlıklarının silinmesini, yok olmalarını istemelerini ifade eder. Bu, kıyamet günündeki dehşet ve pişmanlığın şiddetini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ketm (كتم), bir şeyi gizlemek, örtmek demektir. Ayetteki 'lâ yektumûne' (وَلَا يَكْتُمُونَ), inkarcıların o gün Allah'tan hiçbir şeyi, ne sözlerini ne de amellerini gizleyemeyeceklerini vurgular. Bu, ilahi ilmin her şeyi kuşattığını ve kıyamet gününde her şeyin açığa çıkacağını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ketm (كتم), bir sırrı veya bilgiyi başkalarından saklamak, açığa vurmamaktır. Ayetteki 'lâ yektumûne' (وَلَا يَكْتُمُونَ) ifadesi, kıyamet gününde inkarcıların dünyada gizledikleri her şeyin, tüm günahlarının ve niyetlerinin Allah tarafından bilineceğini ve hiçbir şeyin saklı kalmayacağını kesin bir dille ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hadîs (حديث), yeni olan şey, söz ve haber anlamına gelir. Ayetteki 'hadîsen' (حَدِيثًا) kelimesi, inkarcıların Allah'tan hiçbir sözü, hiçbir haberi, yani dünyada yaptıkları hiçbir şeyi gizleyemeyeceklerini ifade eder. Bu, onların tüm amellerinin ve niyetlerinin ortaya döküleceği anlamına gelir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hadîs (حديث), konuşulan söz, anlatılan olay veya haber demektir. Ayetteki 'lâ yektumûne Allâhe hadîsen' (وَلَا يَكْتُمُونَ ٱللَّهَ حَدِيثًا) ifadesi, inkarcıların o gün Allah'tan hiçbir sözü, hiçbir gizli düşünceyi veya eylemi saklayamayacaklarını, her şeyin Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu ve açığa çıkacağını vurgular.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(42) Yevmeizin yeveddüllezîne keferu ve asavür Rasûle levtüsevva Bihimül Ard* ve lâ yektümunal-
37
lahe hadîsa;
“Allah'ı, inkâr edip peygambere isyan edenler, o kıyamet günü yerle bir olmayı isterler. Allah'tan hiçbir sözü gizleyemezler.”