Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ takrabû-ssalâte veentum sukârâ hattâ ta'lemû mâ tekûlûne velâ cunuben illâ ‘âbirî sebîlin hattâ taġtesilû(c) ve-in kuntum merdâ ev ‘alâ seferin ev câe ehadun minkum mine-lġâ-iti ev lâmestumu-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû sa'îden tayyiben femsehû bivucûhikum veeydîkum(k) inna(A)llâhe kâne ‘afuvven ġafûrâ(n)
Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
Nisâ Suresi'nin 43. ayeti, namaz ibadetinin şartlarını ve su bulunamadığında teyemmüm ruhsatını ele almaktadır. Ayet, sarhoşluk ve cünüplük hallerinde namaza yaklaşmama yasağını, hastalık ve yolculuk gibi durumlarda ise teyemmümün nasıl yapılacağını dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kurb' kelimesinin hem mekânsal hem de manevi yakınlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'lâ takrabû' ifadesi, sadece fiziksel olarak yaklaşmayı değil, aynı zamanda namaz ibadetine başlamayı ve onu eda etmeyi de yasaklamaktadır. Sarhoşluk ve cünüplük hallerinde namazın ruhuna aykırı bir durum oluştuğu için bu ibadete yaklaşılmaması emredilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'lâ takrabû' ifadesinin mecazi bir kullanım olduğunu ve 'namaz kılmayın' anlamına geldiğini ifade eder. Bu, fiilin kendisini değil, fiilin icrasını yasaklayan bir üsluptur. Sarhoşluk ve cünüplük durumlarında namazın eda edilemeyeceği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sükârâ' kelimesinin 'sekran' kelimesinin çoğulu olduğunu ve aklın örtülmesi, idrakin kaybolması halini ifade ettiğini belirtir. Ayette, bu halde olanların ne söylediklerini bilmedikleri için namaz kılmalarının yasaklandığına dikkat çeker.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sekr' kelimesinin aklı örten her şeyi kapsadığını, özellikle de içkinin sebep olduğu sarhoşluğu ifade ettiğini söyler. Ayetteki 'sükârâ' hali, namazın huşu ve idrakle kılınması gerektiği ilkesiyle çeliştiği için yasaklama sebebi olarak zikredilmiştir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'sekr' kavramının sadece fiziksel sarhoşluğu değil, aynı zamanda dünya malına düşkünlük gibi manevi sarhoşlukları da ifade edebileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki 'sükârâ' kelimesi, 'ne dediğinizi bilene kadar' ifadesiyle birlikte kullanıldığında, doğrudan alkol kaynaklı fiziksel sarhoşluğu kastettiği açıktır ve bu durumun ibadetle bağdaşmadığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cünüb' kelimesinin 'cenâbet'ten geldiğini ve 'uzaklaşmak, bir şeyden ayrılmak' anlamına geldiğini belirtir. Şer'i anlamda ise, cinsel ilişki veya ihtilam sonrası temizlik gerektiren hali ifade eder. Bu halde olan kişinin namazdan uzak durması gerektiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cünüb' kelimesinin, kişinin temizlik gerektiren bir durumdan dolayı ibadetten uzak kalması gerektiğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'cünüben' hali, gusül abdesti alınana kadar namaz kılmanın yasak olduğunu açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'teymem' kelimesinin 'kasdetmek, yönelmek' anlamına geldiğini ve şer'i terim olarak 'temiz toprağa yönelerek abdest yerine geçen bir temizlik yapmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayette, suyun bulunamadığı veya kullanılamadığı durumlarda Allah'ın bir ruhsatı olarak teyemmümün emredildiği vurgulanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'teyemmüm' fiilinin 'kasıt' ve 'yönelme' anlamlarını taşıdığını ve bu ayette, suyun yokluğunda temiz toprağa yönelerek ibadet için hazırlık yapma ruhsatını ifade ettiğini açıklar. Bu, İslam'ın kolaylık dini olduğunun bir göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'teyemmüm' kavramının Kur'an'daki kullanımının, zor durumlarda ibadetin terk edilmemesi için sunulan ilahi bir alternatifi ifade ettiğini belirtir. Kelimenin kökenindeki 'yönelme' anlamı, müminin her durumda Allah'a yönelme arzusunu sembolize eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sa'îd' kelimesinin yeryüzünün yüzeyi, toprağın üst kısmı anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'sa'îden tayyiben' ifadesi, teyemmüm için kullanılacak toprağın temiz ve pak olması gerektiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sa'îd' kelimesinin 'yeryüzü' anlamında kullanıldığını ve teyemmüm ayetinde, suyun bulunmadığı durumlarda toprağın temizleyici bir unsur olarak kullanılmasına işaret ettiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sa'îd' kelimesinin 'yükselen, yukarı çıkan' anlamından türediğini ve yeryüzünün görünen, üst kısmını ifade ettiğini belirtir. Teyemmüm için 'sa'îden tayyiben' ifadesi, toprağın temiz ve pak olmasının şart olduğunu gösterir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(43) (Ya eyyühellezîne amenu lâ takrebusSalâte ve entüm sükâra hatta ta'lemu ma tekulune ve lâ cünüben illâ âbirî sebîlin hatta tağtesilu* ve in küntüm merda ev alâ seferin ev câe ehadün minküm minel ğaitı ev lamestümün nisâe felem tecidu mâen feteyemmemu saîden tayyiben femsehu Bi vücuhiküm ve eydîküm* innAllahe kâne Afüvven Ğafura;)
“Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.” Sarhoşluk, zâhiren alkollü içki (v.b.) gibi şeylerle olan sarhoşluktur, bâtınen ise İlâh-î sarhoşluktur. İlâh-î sarhoşlukta Allah’ın varlığıyla sarhoş olunduğu zaman
tekliğe erişilmiş olunuyor ve namaza durmak ikilik oluyor ve şirk hükmü ortaya çıkıyor fakat bu durum devamlılık arzeden bir durum değildir. O andaki sarhoşluk geçtikten sonra namazını kılabilirsin, çünkü bu sarhoşluk halleri geçici hallerdir asıl olan devamlılık üzere namaz kılmaktır.
Namaz ise Risâle-i Gavsıyye’de buyrulduğu üzere “kılanın içinde kaybolduğu namazdır”. Ve bu tanım duygularıda aşar herşeyi aşar. Şemsi Tebrizi hazretleride “namaz bir andır fakat bütün anları içine alan bir andır” diye tarif etmektedir.
Zâhiri olan sarhoşluk kişiyi namazdan tamamen uzaklaştırır, İlâh-î sarhoşluk ise namazın hakikatine yaklaştırır. Hrıstıyanlarda birinci derecede olan mesh etme, bizde ikinci derecede bir oluşumdur. Çünkü onlar İseviyet mertebesinde bizler bir üst mertebe olana Muhammediyet mertebesindeyiz, onlardaki asıl olan mesh etmenin yerinde ise bizde nesh etme yani kaldırma vardır. Ve namazının bazı hallerde kılınmaması da nesh etmeye dayanmaktadır çünkü bazı hallerde kişi kendini kökten temizliyor ve o hallerde namaz zâten kılınamıyor ki, bu durum kişinin elinde de değildir. Namazda kişi bütün mertebeleriyle Hakk’ın huzurunda olduğundan, namaz yaşantının en üst derecesidir.