Elem tera ilâ-lleżîne ûtû nasîben mine-lkitâbi yeşterûne-ddalâlete veyurîdûne en tadillû-ssebîl(e)
Kendilerine Kitap'tan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.
Kendilerine kitaptan bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.
Nisâ 44. ayet, kendilerine ilahi vahiyden bir nasip verilmiş olanların, hakikat yerine sapkınlığı tercih etmelerini ve başkalarını da doğru yoldan saptırma çabalarını ele almaktadır. Ayet, 'kitap', 'nasip', 'dalalet' ve 'sebil' gibi temel kavramlar üzerinden bu ahlaki ve dini sapmayı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kitap' kelimesinin aslen bir araya getirmek, toplamak anlamındaki 'ketb' kökünden geldiğini belirtir. Vahiy bağlamında ise, Allah'ın kelamının yazılı veya ezberlenmiş bir bütün halinde toplanmasını ifade eder. Ayetteki 'Kitap'tan bir pay verilenler' ifadesi, Tevrat ve İncil ehli olan Yahudi ve Hristiyanlara işaret eder ki, onlar ilahi bilginin bir kısmına sahip kılınmışlardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kitap' kavramının sadece yazılı bir metni değil, aynı zamanda ilahi bir mesajı, bir rehberliği ve bir şeriatı ifade ettiğini vurgular. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın insanlara gönderdiği ve doğru yolu gösteren vahiyler bütününe atıfta bulunur. 'Kitap'tan pay almak', bu ilahi rehberliğe erişim imkanına sahip olmak demektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nasib' kelimesinin bir şeyden ayrılan, tahsis edilen kısım olduğunu belirtir. Ayetteki 'Kitap'tan bir nasip' ifadesi, Yahudi ve Hristiyanların Tevrat ve İncil aracılığıyla ilahi bilginin belirli bir kısmına sahip olduklarını, ancak bu nasibi doğru değerlendirmediklerini ima eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nasib'i bir şeyden ayrılan, belirlenmiş pay olarak tanımlar. Bu ayette, Allah'ın kendilerine verdiği ilahi bilginin bir kısmına sahip olanların, bu payı kötüye kullanmalarına ve sapıklığı tercih etmelerine dikkat çekilir. 'Nasip' burada bir imkan ve sorumluluk anlamı taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şerâ' fiilinin hem satın almak hem de satmak anlamlarına gelebildiğini belirtir. Ancak Kur'an'da genellikle 'bir şeyi bir şeyle değiş tokuş etmek' anlamında kullanılır. Bu ayette 'dalaleti satın almak', doğru yolu (hidayeti) bırakıp sapıklığı tercih etmek, ona rağbet etmek ve onu benimsemek anlamındadır. Bu, bilinçli bir tercihi ve değişimi ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'şerâ' fiilinin burada mecazi bir anlam taşıdığını ve 'tercih etmek, benimsemek' manasına geldiğini açıklar. Ayetteki 'sapıklığı satın almak', hidayet karşılığında sapıklığı seçmek, ona değer vermek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. Bu, onların hidayetten yüz çevirip dalalete yönelişlerinin şiddetini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'dalal' kelimesinin aslen doğru yoldan sapmak, şaşırmak anlamına geldiğini belirtir. Bu sapma bazen bilerek, bazen de bilmeyerek olabilir. Ayetteki 'dalalet', ilahi rehberlikten yüz çevirerek batıla yönelme, hakikatten uzaklaşma ve yanlış inançları benimseme halini ifade eder. Bu, onların bilinçli bir tercihle hidayeti terk etmeleridir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'dalal' kavramının Kur'an'da genellikle hidayetin zıttı olarak kullanıldığını ve doğru yoldan sapmayı, şaşkınlığı, hakikatten uzaklaşmayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, kendilerine Kitap verilmiş olanların, bu ilahi rehberliğe rağmen sapıklığı tercih etmeleri ve onu 'satın almaları', onların ahlaki ve dini yozlaşmalarını gözler önüne serer.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sebil' kelimesinin genel olarak yol anlamına geldiğini ve Kur'an'da hem maddi hem de manevi yollar için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'sebil', Allah'ın doğru yolu, yani İslam'ın yolu ve şeriatıdır. Ayet, Yahudi ve Hristiyanların sadece kendilerinin sapmakla kalmayıp, Müslümanları da bu doğru yoldan saptırmak istediklerini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sebil'in bir hedefe ulaşmak için takip edilen yol olduğunu ifade eder. Kur'an'da 'sebilullah' (Allah'ın yolu) olarak geçtiğinde, Allah'ın rızasına ulaştıran doğru yolu, İslam dinini ve şeriatını ifade eder. Ayetteki 'sizin yolu saptırmanızı istiyorlar' ifadesi, onların Müslümanları İslam'ın doğru yolundan uzaklaştırma arzusunu açıkça ortaya koyar.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(44) “Elem tera ilellezîne utu nasîben minel Kitabi yeşteruned dalâlete ve yürîdune en tedıllüs sebîl;)
“Kendilerine kitaptan bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.”