Ulâ-ike-lleżîne ya'lemu(A)llâhu mâ fî kulûbihim fea'rid ‘anhum ve'izhum vekul lehum fî enfusihim kavlen belîġâ(n)
Onlar, Allah'ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle.
Onlar, Allah'ın kalblerindekini bildiği kimselerdir; Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine tesir edecek güzel söz söyle!
Nisâ Suresi 63. ayet, münafıkların iç dünyasına dair ilahi bilgiyi ve onlara karşı takınılması gereken tavrı ele almaktadır. Ayet, Allah'ın kalplerdeki sırları bildiğini vurgulayarak, Peygamber'e (s.a.v.) onlardan yüz çevirmesini, öğüt vermesini ve etkili sözler söylemesini emretmektedir. Anahtar kavramlar, ilahi bilginin derinliğini, öğüt ve etkili sözün önemini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Allah Teâlâ'nın ilmi ise, eşyanın hakikatini, gizlisini ve açığını, geçmişini ve geleceğini kuşatan, hiçbir şeye bağlı olmayan mutlak ve ezelî bilgisidir. Ayetteki 'يَعْلَمُ اللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمْ' ifadesi, Allah'ın münafıkların kalplerindeki niyetleri, gizledikleri küfrü ve düşmanlığı tam olarak bildiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, genellikle Allah'ın her şeyi kuşatan, mutlak ve eksiksiz bilgisi bağlamında kullanılır. İnsan ilmi sınırlı ve göreceli iken, Allah'ın ilmi sınırsız ve mutlak bir hakikattir. Bu ayette, Allah'ın kalplerdeki gizli niyetleri bilmesi, münafıkların dış görünüşlerinin aksine iç dünyalarının Allah tarafından tamamen bilindiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kalp (kalb), bir şeyin özü ve merkezi anlamına gelir. Kur'an'da ise genellikle insanın idrak, düşünce, niyet ve inançlarının merkezi olarak kullanılır. 'مَا فِي قُلُوبِهِمْ' ifadesi, münafıkların kalplerinde gizledikleri küfrü, ikiyüzlülüğü ve düşmanlığı ifade eder ki Allah bunları tam olarak bilmektedir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kalb, bedenin ortasında bulunan ve hayatın kaynağı olan et parçasıdır. Ancak Kur'an'da daha çok manevi anlamda, idrakin, aklın ve imanın mahalli olarak kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, münafıkların dışa vurdukları sözlerin aksine, içlerinde sakladıkları gerçek niyet ve inançları ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'أَعْرِضْ عَنْهُمْ' ifadesi, onlarla tartışmayı bırak, onların sözlerine kulak asma, onlara karşı sabırlı ol ve onların kötülüklerine karşılık verme anlamına gelir. Bu, onlara karşı bir tür görmezden gelme ve muhatap olmama emridir, ancak bu, tebliğ ve öğüt vermeyi engellemez.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İ'râd (yüz çevirme), bir şeyden uzak durmak, onu terk etmek demektir. Ayetteki 'فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ' emri, münafıkların zararlı söz ve davranışlarına karşı onlarla çekişmekten vazgeçmeyi, onlara karşı bir nevi pasif direniş göstermeyi ifade eder. Bu, onların fitnelerine alet olmamak için bir tedbirdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Va'z, kalbi yumuşatacak, korku ve ümit uyandıracak sözlerle iyiliğe yönlendirmek ve kötülükten sakındırmaktır. Ayetteki 'وَعِظْهُمْ' emri, münafıklara, kalplerine etki edecek, onları doğru yola sevk edecek, Allah'ın azabından sakındıracak ve rahmetine yönlendirecek nasihatlerde bulunmayı ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Va'z kavramı, Kur'an'da genellikle insanları Allah'ın emir ve yasaklarına uymaya çağıran, onları ahiret sorumluluğu konusunda uyaran ve kalplerini yumuşatan sözler için kullanılır. Bu ayetteki 'وَعِظْهُمْ' emri, münafıkların kalplerindeki hastalığa rağmen onlara tebliğ ve irşad görevini sürdürmenin önemini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Beliğ (belâgat sahibi), sözü yerinde, açık ve etkili söyleyen kişidir. Sözün beliğ olması ise, muhatabın durumuna uygun, maksadı tam olarak ifade eden ve kalbe tesir eden nitelikte olmasıdır. Ayetteki 'قَوْلًا بَلِيغًا' ifadesi, münafıklara söylenecek sözlerin, onların kalplerine nüfuz edecek, onları düşündürecek ve belki de hidayetlerine vesile olacak derecede etkili ve hikmetli olması gerektiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Belâgat, sözün fasih olmasıyla birlikte, muhatabın durumuna ve makamın gereğine uygun olmasıdır. 'قَوْلًا بَلِيغًا' ifadesi, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) münafıklara karşı kullanacağı dilin, onların iç dünyalarına hitap edecek, ikiyüzlülüklerini yüzlerine vuracak ancak aynı zamanda onları düşündürecek ve belki de tövbeye sevk edecek derecede güçlü ve etkili olması gerektiğini belirtir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(63) (Ülâikellezîne ya'lemullahu ma fî kulubihim fe a'rıd anhüm ve ızhüm ve kul lehüm fî enfüsihim kavlen belîğa;)
“Onlar, Allah'ın kalblerindekini bildiği kimselerdir; Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine tesir edecek güzel söz söyle!”