Efelâ yetedebberûne-lkur-ân(e)(c) velev kâne min ‘indi ġayri(A)llâhi levecedû fîhi-ḣtilâfen keśîrâ(n)
Hala Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.
Onlar hâlâ Kur'ân'ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah'tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.
Nisâ 82. ayet, Kur'an'ın ilahi menşeini ve mucizevi tutarlılığını vurgulamak için 'tedebbür' ve 'ihtilaf' kavramları üzerinden insanları düşünmeye davet etmektedir. Ayet, Kur'an'ın derinlemesine incelenmesi gerektiğini ve bu incelemenin onun Allah katından geldiğini ispatlayacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tedebbür (التدبر), bir şeyin sonunu (دُبُر) düşünmek, akıbetini göz önünde bulundurmaktır. Kur'an bağlamında ise, ayetlerin ardındaki hikmetleri, maksatları ve sonuçları derinlemesine tefekkür etmeyi ifade eder. Ayetteki 'yetebeberûn' ifadesi, Kur'an'ın sadece lafzını okumakla kalmayıp, manalarına nüfuz etme gerekliliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Tedebbür (التدبر), bir şeyin başlangıcını ve sonunu, zahirini ve batınını düşünerek hakikatine ulaşmaya çalışmaktır. Kur'an'ı tedebbür etmek, onun ayetleri arasındaki bağlantıları, sebep-sonuç ilişkilerini ve ilahi mesajın bütünlüğünü kavramak demektir. Ayetteki soru edatı ile birlikte kullanılması, bu eylemin ihmal edilmemesi gereken bir görev olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tedebbür' kavramını Kur'an'ın anlaşılmasında kritik bir zihinsel faaliyet olarak ele alır. Ona göre bu, sadece yüzeydeki anlamı değil, metnin derinliklerindeki ilahi iradeyi ve mesajı kavramaya yönelik aktif bir düşünme sürecidir. Ayetteki kullanımı, Kur'an'ın kendi içinde tutarlı ve çelişkisiz yapısını bu derinlemesine düşünme yoluyla ortaya çıkarılabileceğini ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kur'an (القرآن), 'karae' (قَرَأَ) fiilinden türemiş bir isimdir ve 'okumak', 'toplamak' anlamlarına gelir. Allah'ın kelamının toplanmış ve okunması emredilmiş hali olduğu için bu ismi almıştır. Ayetteki kullanımı, insanların üzerinde düşünmeleri gereken ilahi metni açıkça belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kur'an (القرآن), 'kıraat' (قراءة) masdarından türemiş olup, 'okunan' veya 'toplanan' anlamındadır. Allah'ın kelamının tamamını kapsayan özel bir isimdir. Ayette, insanların tedebbür etmeleri istenen, ilahi kaynaklı ve tutarlı olan bu kutsal kitaptır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an kelimesinin hem lafız hem de mana yönünden 'okunan' ve 'toplanan' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'el-Kur'an' ifadesi, sadece bir metin değil, aynı zamanda bir bütünlük arz eden, ayetleri arasında çelişki bulunmayan, ilahi bir mesajlar bütünü olarak sunulur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): 'İnd' (عند), bir şeyin 'katında', 'yanında' veya 'tarafından' olduğunu belirtir. Ayetteki 'min ındi gayrillâh' (Allah'tan başkasının katından/tarafından) ifadesi, Kur'an'ın menşeinin Allah'tan başka bir varlık olamayacağını vurgulamak için kullanılmıştır. Bu, Kur'an'ın ilahi kaynağını net bir şekilde ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): 'İnd' (عند), mekan ve zaman zarfı olarak kullanılabileceği gibi, burada olduğu gibi 'kaynak' veya 'sahip olma' anlamında da kullanılır. 'Min ındi' (من عند) terkibi, bir şeyin geldiği yeri veya ait olduğu makamı kesin bir dille ifade eder. Ayette, Kur'an'ın kaynağının Allah olduğunu, başka bir kaynaktan gelmesi durumunda ortaya çıkacak çelişkilere dikkat çekerek pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İhtilaf (اختلاف), 'hilaf' (خلاف) kökünden gelir ve 'karşıtlık', 'aykırılık' demektir. Bir şeyin diğerine zıt olması, uyumsuzluk göstermesidir. Kur'an bağlamında, ayetler arasında anlam veya hüküm açısından bir çelişkinin bulunması anlamına gelir. Ayet, Kur'an'ın ilahi menşeinin bir kanıtı olarak bu tür bir ihtilafın onda bulunmadığını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İhtilaf (اختلاف), bir şeyin diğerine muhalif olması, yani birbirine uymaması, çelişmesi demektir. Kur'an'ın Allah'tan başkasından gelmesi durumunda, onda 'kesîran' (çok) ihtilaf bulunacağı ifadesi, insan sözünün doğasında var olan tutarsızlık ve çelişkilerin Kur'an'da asla bulunmadığını vurgular. Bu, Kur'an'ın mucizevi bir özelliğidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ihtilaf' kavramını Kur'an'ın tutarlılığı ve bütünlüğü bağlamında ele alır. Ona göre, Kur'an'ın ilahi bir metin olmasının en önemli kanıtlarından biri, zaman içinde farklı durumlarda nazil olmasına rağmen kendi içinde hiçbir çelişki barındırmamasıdır. Ayet, bu 'ihtilaf'ın yokluğunu, Kur'an'ın ilahi kaynağının bir delili olarak sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kesîr (كثير), 'çokluk' ifade eden bir sıfattır. Ayette 'ihtilafen kesîran' (çok ihtilaf) şeklinde kullanılması, eğer Kur'an Allah'tan başkasından gelseydi, onda sadece küçük farklılıklar değil, aksine sayısız ve belirgin çelişkiler bulunacağını vurgular. Bu, Kur'an'ın tutarlılığının ne denli mutlak olduğunu pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kesîr' kelimesinin Kur'an'da genellikle niceliksel çokluğu ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'ihtilaf' kelimesiyle birlikte kullanılması, insan ürünü bir metinde kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak olan çelişkilerin boyutunun ne kadar büyük olacağını gösterir. Kur'an'ın bu tür 'çok' çelişkilerden münezzeh olması, onun ilahi kaynağının açık bir işaretidir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(82) (Efelâ yetedebberunel Kûr'ân ve lev kâne min ındi ğayrıllahi levecedu fîhıhtilâfen kesîrâ;)
“Onlar hâlâ Kur'ân'ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah'tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.”