Ve-iżâ câehum emrun mine-l-emni evi-lḣavfi eżâ'û bih(i)(s) velev raddûhu ilâ-rrasûli ve-ilâ ulî-l-emri minhum le'alimehu-lleżîne yestenbitûnehu minhum(k) velevlâ fadlu(A)llâhi ‘aleykum verahmetuhu letteba'tumu-şşeytâne illâ kalîlâ(n)
Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(83) (Ve izâ caehüm emrün minel emni evil havfi ezau Bihi, ve lev redduhu ilerRasûli ve ilâ ülil emri minhüm lealimehüllezîne yestenbitunehu minhüm* ve levlâ fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU letteba'tümüş şeytane illâ kalîlâ;)
“Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız.”