Fekâtil fî sebîli(A)llâhi lâ tukellefu illâ nefsek(e)(c) veharridi-lmu/minîn(e)(s) ‘asa(A)llâhu en yekuffe be/se-lleżîne keferû(c) va(A)llâhu eşeddu be/sen veeşeddu tenkîlâ(n)
(Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü'minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkar edenlerin gücünü kırar. Allah'ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.
(Ey Muhammed) Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü, ve cezası daha çetindir.
Nisâ Suresi 84. ayet, müminlere Allah yolunda savaşma ve diğer müminleri teşvik etme emrini verirken, Allah'ın inkarcıların gücünü kırabileceğini ve O'nun azabının şiddetli olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, bireysel sorumluluğu, toplumsal teşviki ve ilahi kudretin caydırıcılığını dilbilimsel olarak ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'katl' kelimesinin 'canı bedenden ayırmak' anlamına geldiğini belirtir. Ancak 'mukâtele' (فَقَـٰتِلْ) fiilinin, iki taraf arasında savaşma ve mücadele etme anlamında kullanıldığını, ayetteki bağlamda ise Allah'ın dinini yüceltmek için düşmanla mücadele etme emrini taşıdığını açıklar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kâtil' emrinin mecazi bir anlam taşımadığını, doğrudan düşmanla savaşma ve mücadele etme emri olduğunu belirtir. Ayetteki 'fî sebîlillâh' (Allah yolunda) ifadesiyle bu mücadelenin amacının ilahi rıza olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'külfet' kelimesinin 'zorluk ve meşakkat içeren bir işi yüklenmek' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'lâ tukellefu illâ nefseke' (ancak kendinden sorumlusun) ifadesiyle, savaş emrinin her ne kadar zorlu olsa da, kişinin sadece kendi gücü ve imkanları dahilinde sorumlu tutulduğunu, başkalarının sorumluluğunu taşımadığını açıklar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'külfet'in 'bir şeyi zorla yüklemek' veya 'birine güç yetireceği bir işi emretmek' olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımda, Peygamber'in (s.a.v.) savaş emrinde sadece kendi nefsinden sorumlu tutulduğunu, başkalarının savaşa katılmamasından dolayı bir mesuliyetinin olmadığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tahrîd' kelimesinin 'birini bir şeye teşvik etmek, onu o işe yönlendirmek ve heveslendirmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'harriḍi' emriyle, müminlerin savaşa katılmaları için Peygamber'in (s.a.v.) onları motive etmesi ve cesaretlendirmesi gerektiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'tahrîd' kavramının, özellikle cihad bağlamında, müminler arasındaki dayanışmayı ve ortak amacı pekiştirmek için kullanılan önemli bir motivasyon aracı olduğunu belirtir. Ayetteki bu emir, sadece bireysel sorumluluğu değil, aynı zamanda toplumsal bir seferberlik ruhunu da teşvik etmeyi amaçlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'be's' kelimesinin hem 'şiddet, güç' hem de 'sıkıntı, azap' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ba'se'l-lezîne keferû' (inkar edenlerin baskını/gücü) ifadesiyle, inkarcıların savaş gücünü ve şiddetini, 'eşeddu be'sen' (daha şiddetli azap) ifadesiyle ise Allah'ın azabının şiddetini kastettiğini açıklar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'be's' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'savaşın şiddeti, düşmanın gücü' veya 'Allah'ın azabı ve cezası' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette her iki anlamın da mevcut olduğunu, Allah'ın inkarcıların gücünü kırabileceğini ve kendi azabının daha şiddetli olduğunu vurguladığını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tenkîl' kelimesinin 'birini öyle bir şekilde cezalandırmak ki, bu ceza başkalarına ibret olsun ve onları benzer bir fiili işlemekten alıkoymak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'eşeddu tenkîlen' (ibret alınacak cezası da pek şiddetlidir) ifadesiyle, Allah'ın inkarcılara vereceği cezanın sadece onlara yönelik olmayıp, aynı zamanda başkaları için de caydırıcı bir ders niteliği taşıyacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tenkîl' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi adaletin tecellisi olarak, suçluların cezalandırılmasında caydırıcılık ve ibret alma boyutunu öne çıkardığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın azabının sadece şiddetli olmakla kalmayıp, aynı zamanda başkalarına ders olacak nitelikte olduğunu belirtir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(84) Fekatil fî sebîlillâhi, lâ tükellefü illâ nefseke ve harridıl mu'minîn* asellahu en yeküffe be'sellezîne keferu* vAllahu eşeddü be'sen ve eşeddü tenkîlâ;