Men yeşfe' şefâ'aten haseneten yekun lehu nasîbun minhâ(s) vemen yeşfe' şefâ'aten seyyi-eten yekun lehu kiflun minhâ(k) vekâna(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in mukîtâ(n)
Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah'ın her şeye gücü yeter.
Kim güzel bir işte aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verir.
Nisâ Suresi'nin 85. ayeti, şefaat kavramının iyi ve kötü olmak üzere iki yönünü ele alarak, her birinin sonuçlarına işaret etmektedir. Ayet, şefaatin ahlaki boyutunu ve Allah'ın her şeye muktedir oluşunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şefaat kelimesi, bir şeyi diğerine katmak, çift yapmak anlamından gelir. Bir kimsenin başkasına yardım etmesi, onunla birlikte olması da bu kökten türemiştir. Ayetteki 'men yeşfa'' ifadesi, bir kimsenin başka bir kimse lehine veya aleyhine bir işe girişerek ona destek olması, aracı olması anlamındadır. İyi şefaat, hayırlı bir işe aracılık etmek, kötü şefaat ise şer bir işe aracılık etmektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şefaat, bir kimsenin diğerine katılması, onunla birlikte olmasıdır. Burada 'yeşfa'' fiili, bir kimsenin bir başkası için bir talepte bulunması, ona arka çıkması manasındadır. Ayetteki kullanımı, bir kişinin bir işin gerçekleşmesi için devreye girmesi, aracı olmasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şefaat, Kur'an'da genellikle 'Allah katında aracılık' anlamında kullanılır. Ancak bu ayette, insanlar arasındaki aracılık bağlamında ele alınmıştır. 'Yeşfa'' fiili, bir kişinin diğerine yardım etmek amacıyla bir eylemde bulunmasını, onun adına konuşmasını veya bir işi kolaylaştırmasını ifade eder. Bu, ahlaki bir sorumluluk taşıyan bir eylemdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şefaat, bir kimsenin diğerine katılması, onunla birlikte olmasıdır. 'Şefâ'at' kelimesi, bir kimsenin bir başkası için bir talepte bulunması veya bir işi kolaylaştırması eylemini ifade eder. Ayetteki 'şefâ'aten haseneten' ve 'şefâ'aten seyyieten' ifadeleri, bu aracılık eyleminin niteliğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şefaat, bir kimsenin diğerine katılması, ona destek olmasıdır. 'Şefâ'at' masdarı, bu aracılık eyleminin kendisini ifade eder. Ayetteki kullanımı, bir kişinin bir başkası adına bir işe müdahil olması, ona yardım etmesi veya aleyhine bir eylemde bulunmasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Şefaat, bir kimsenin başka bir kimse için aracı olması, ona destek çıkmasıdır. Bu ayetteki 'şefâ'at' kelimesi, bir eylem olarak ele alınır ve bu eylemin iyi veya kötü sonuçları olabileceği vurgulanır. Kelime, bir kişinin başkası adına bir talepte bulunma veya bir işi yönlendirme gücünü ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsn, bir şeyin arzu edilen, beğenilen ve övülen niteliklere sahip olmasıdır. 'Haseneten' kelimesi, şefaatin niteliğini belirterek, bu aracılığın iyi, hayırlı ve makbul bir iş için yapıldığını ifade eder. Bu tür bir şefaat, Allah katında sevap kazandırır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hüsn, bir şeyin kemal ve güzellik vasıflarını taşımasıdır. 'Haseneten' kelimesi, şefaatin ahlaki değerini vurgular. Ayetteki 'şefâ'aten haseneten', dinen ve ahlaken doğru, faydalı ve olumlu sonuçlar doğuran bir aracılık anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyyi'e, bir şeyin çirkin, kötü ve istenmeyen niteliklere sahip olmasıdır. 'Seyyi'eten' kelimesi, şefaatin olumsuz niteliğini belirterek, bu aracılığın kötü, zararlı ve günah olan bir iş için yapıldığını ifade eder. Bu tür bir şefaat, kişiye günah ve ceza getirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Seyyi'e, kötü ve çirkin olan her şeydir. Ayetteki 'şefâ'aten seyyieten', dinen ve ahlaken yanlış, zararlı ve olumsuz sonuçlar doğuran bir aracılık anlamına gelir. Bu, başkasına zarar veren veya haksızlığa yol açan bir eylemdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasib, bir kimseye ayrılan pay, hisse demektir. Ayetteki 'nasîbun minhâ' ifadesi, iyi bir şefaatte bulunan kimsenin, o şefaatin getirdiği sevaptan bir pay alacağını belirtir. Bu, yapılan iyiliğin karşılığı olarak elde edilen manevi kazançtır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nasib, bir şeyden ayrılan kısım, paydır. Burada 'nasîbun' kelimesi, iyi bir aracılığın sonucunda elde edilecek olan mükafatı, sevabı ifade eder. Kişinin yaptığı hayırlı işin karşılığında alacağı paydır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kifl, bir şeyden düşen pay, hisse demektir. Genellikle olumsuz bağlamda kullanılır ve bir sorumluluğu veya cezayı ifade eder. Ayetteki 'kiflun minhâ' ifadesi, kötü bir şefaatte bulunan kimsenin, o şefaatin getirdiği günahtan veya cezadan bir pay alacağını belirtir. Bu, yapılan kötülüğün karşılığı olarak yüklenilen sorumluluktur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kifl, bir kimsenin üzerine düşen pay, sorumluluktur. Burada 'kiflun' kelimesi, kötü bir aracılığın sonucunda elde edilecek olan cezayı, günahı ifade eder. Kişinin yaptığı şerli işin karşılığında yükleneceği sorumluluk ve paydır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kût, bir canlının yaşamını sürdürmesi için gerekli olan rızıktır. 'Mukît' ise, rızık veren, koruyan, gözetleyen ve her şeyin karşılığını veren anlamlarına gelir. Ayetteki 'kâne'llâhu alâ külli şey'in mukîten' ifadesi, Allah'ın her şeyi görüp gözettiğini, her fiilin karşılığını verdiğini ve kimsenin hakkını zayi etmediğini vurgular. Bu, şefaatlerin sonuçlarının Allah tarafından adil bir şekilde değerlendirileceği anlamına gelir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mukît, hafîz (koruyucu), şehîd (şahit) ve hasîb (hesap görücü) anlamlarına gelir. Allah'ın 'Mukît' olması, her şeyin üzerinde gözetleyici olduğunu, her amelin karşılığını verdiğini ve hiçbir şeyin O'nun bilgisi dışında kalmadığını ifade eder. Bu bağlamda, iyi veya kötü şefaatlerin karşılığının Allah tarafından eksiksiz verileceği anlamına gelir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mukît, rızık veren, koruyan ve her şeyin üzerinde gözetleyici olandır. Aynı zamanda, her şeyin karşılığını veren, amellerin hesabını tutan anlamında da kullanılır. Ayetteki 'Mukît' ismi, Allah'ın adaletini ve her fiilin sonucunu bilen ve takdir eden yüce kudretini vurgular.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(85) (Men yeşfa' şefa'aten haseneten yekün lehu nasîbün minha* ve men yeşfa' şefa'aten seyyieten yekün lehu kiflün minhâ* ve kânAllahu alâ külli şey'in mukîtâ;
“Kim güzel bir işte aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verir.”