Żâlikum bi-ennehu iżâ du'iya(A)llâhu vahdehu kefertum(s) ve-in yuşrak bihi tu/minû(c) felhukmu li(A)llâhi-l'aliyyi-lkebîr(i)
"Bu, sizin tevhid çerçevesinde Allah'a çağrıldığında inkar etmeniz, O'na ortak koşulduğunda ise inanmanız sebebiyledir. Artık hüküm yüce ve büyük Allah'a aittir."
(Onlara şöyle cevap verilir): "Bu azab size şu sebeptendir: Siz tek Allah'a davet edildiğiniz zaman inkâr ettiniz. Ama O'na ortak koşulunca inandınız. Artık hüküm, o yüce ve büyük Allah'ındır."
Mü'min Suresi 12. ayet, tevhid ve şirk arasındaki temel karşıtlığı vurgulayarak, ahiret gününde ilahi hükmün mutlakiyetini ortaya koyar. Ayet, insanların dünya hayatındaki inanç tercihlerinin ahiretteki sonuçlarını dilbilimsel bir kesinlikle ifade etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دعوة' kelimesinin 'bir şeyi kendine doğru çekmek' veya 'seslenmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'دُعِىَ اللَّهُ' ifadesi, Allah'ın birliğine çağrılmak, O'na ibadet etmeye davet edilmek anlamında kullanılmıştır. Bu, tevhidin temel çağrısıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'دعاء' kelimesinin Kur'an'da bazen 'ibadet' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'دُعِىَ اللَّهُ' ifadesi, Allah'a ibadet edilmeye çağrılmak, O'nun tek ilah olarak tanınması talebi olarak anlaşılmalıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'كفر' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi örtmek' olduğunu belirtir. Dini bağlamda ise 'Allah'ın nimetlerini örtmek, gizlemek' yani nankörlük etmek veya 'Allah'ın varlığını ve birliğini inkar etmek' anlamına gelir. Ayetteki 'كَفَرْتُمْ' ifadesi, tevhid çağrısına karşı gösterilen inkarı ve reddi vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini inceler ve onu 'Allah'ın lütfunu ve hakikatini bilerek reddetme' olarak tanımlar. Bu ayetteki 'كَفَرْتُمْ', Allah'ın birliğine yapılan çağrıya karşı bilinçli bir ret ve nankörlük eylemini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'كفر' kelimesinin farklı kullanımlarını sıralarken, 'Allah'ı inkar etmek' anlamının en yaygın ve önemli kullanımlarından biri olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın tek ilah olarak çağrılmasına rağmen O'nu inkar etme fiilini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'شرك' kelimesinin 'iki veya daha fazla şeyin bir araya gelmesi' veya 'ortaklık' anlamına geldiğini belirtir. Dini bağlamda ise 'Allah'a ortak koşmak, O'nunla birlikte başka ilahlar edinmek' anlamında kullanılır. Ayetteki 'يُشْرَكْ بِهِ' ifadesi, tevhidin zıddı olan şirki, yani Allah'ın uluhiyetine başkalarını ortak etme eylemini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şirk' kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah'ın rububiyetinde veya uluhiyetinde başkalarını O'na denk tutmak' anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayette, Allah'ın birliğine inanmak yerine O'na ortak koşulmasına gösterilen olumlu tepkiyi vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şirk' kavramını 'Allah'ın mutlak birliğini ihlal eden her türlü eylem veya inanç' olarak tanımlar. Ayetteki 'يُشْرَكْ بِهِ' ifadesi, tevhidin reddedilip çok tanrıcılığa yönelme durumunu ve bu duruma gösterilen kabulü anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'إيمان' kelimesinin 'tasdik etmek, güvenmek ve kalben kabul etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'تُؤْمِنُوا۟' ifadesi, Allah'a ortak koşulduğunda bu duruma inanmayı, yani şirki tasdik etmeyi ve kabul etmeyi ifade eder ki bu, tevhidin reddinin bir sonucudur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'إيمان' kelimesinin 'kalbin tasdiki ve dilin ikrarı' olduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'a ortak koşulması durumunda bu ortaklığı kabul edip ona inanma fiilini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'حكم' kelimesinin 'bir şeyi engellemek, men etmek' ve 'bir şeyi sağlamlaştırmak' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Hüküm' ise 'bir şeyi kesinleştirmek, yargılamak' demektir. Ayetteki 'فَالْحُكْمُ لِلَّهِ' ifadesi, ahiret gününde tüm yetkinin ve yargının yalnızca Allah'a ait olduğunu, O'nun kesin kararının geçerli olacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'حكم' kelimesinin 'bir şeyi diğerinden ayırmak, hak ile batılı birbirinden ayırmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ٱلْحُكْمُ لِلَّهِ' ifadesi, kıyamet gününde Allah'ın mutlak adaletle hükmedeceğini ve kimin haklı kimin haksız olduğunu ayıracağını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'حكم' kelimesinin 'yargılama, karar verme ve yönetme' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki bağlamda, dünya hayatındaki inanç tercihlerinin sonucunda ahiretteki nihai yargının ve kararın sadece Allah'a ait olduğunu vurgular.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Bir (Vahid) olan Allah’ı örtüp gizlemeniz peki bu nasıl olmaktadır?
“Vahid” “Bir”, aslında tüm sayılar bir sayısının tekrarıdır. Birden farklı görülsede aslı “vahid” birdir.
İnkar edenler hayali gördükleri bu âlemin kesretine aldanıp çokluk âlemindeki vahid-vahdet-birliği örtüp gizlemektedirler. Ve bu çokluk âlemindeki varlıklara ayrı varlık verip ortak koşarak inanmatadırlar.
Fusus’ul hikemde geçen Rabb-i Has konusu, Bireysel Kimliklerde oluşan Rabler, evet Rab tektir. Bu Rabbul Erbab olan Rabdir. Kuran’da da Farklı farklı ilahlar mı hayırlıdır, yoksa tek olan Rabb’ul Erbab mı denmektedir. Rablerin terbiyecisi olan âlemlerde ve TEVHİD-İ ESMA ve RUBUBİYYET mertebesini oluşturan Zat-i Ala Celle ve TEKADDES hazretlerinin NEFSİ, KÜLLÜ NEFİS tektir. 9 sayısının da ki tüm çarpımlarında ki öz sayı 9 olması sebebiyle, sayısal değerde farklılıklar yani bireysel kimliklerin farklı görüntüsünün altında bu hakikat yatmaktadır. Farklı farklı görünen 9 lar yani birimsel Nefsler biz Rabbiz, biz Rabbiz diye bağırmaktadırlar. Fark âleminden bakıldı mı doğrudur. İşin hakikati olan 9 durun durun sizin temeliniz kaynağınız özünüz benim, size şimdilik bu görev verilse de zaruri ölüm hali vaki olduğu zaman ayrı ayrı zannettiğiniz birimsel kimliklerinizin tek bir kimlik olduğu ortaya çıkacaktır. Tabi görene körene! Ya rabbi diyecek ben dünyada kör değildim, beni niye kör haşrettin. Kördün de haberin yoktu!!! Rabb’ul âlemin, mahşerde ben sizin Rabbiniz değil miyim? Dediği zaman Arifler her seferinde evet diyecekler, müşahadesi olmayanlar Hayal-i Rabbi ile yaşayanlar, Rabb-i Hassını Rabb’ul Âlemin kabul edenler hayır diyecekler. Ahiretini burada yaşayanlar her daim evet sen bizim Rabbimizsin demektedirler. Zaten Ondan başka görecek bir şeyleri kalmamış, nede buna güç ve takatleri kalmış. Fena hali içinde tam bir mahv ve yokluk ile üzerlerine Beka elbisesi giydirilmiş ya da giydirilmeyi beklemektedirler. Ne mutlu Hak ile Hak olduğunu idrak edip, beşeriyetiyle uluhiyyete yönelip bir edenlere…[18]