İçeriğe atla
Mü'min 11Cüz 24 · Sayfa 468

Mü'min Sûresi 11. Âyet

غافر

Sohbete sor

Kâlû rabbenâ emettenâ-śneteyni ve ahyeytenâ-śneteyni fa'terafnâ biżunûbinâ fehel ilâ ḣurûcin min sebîl(in)

Onlar da şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa da dirilttin. Günahlarımızı kabulleniyoruz. Şimdi (bu ateşten) bir çıkış yolu var mı?"

Mü'min (Ğâfir) Sûresi

Bu âyeti kerimede rububiyet mertebesi âyetlerindendir.


Hayali ve vehimi nefsi emmare yaşantısı üzerinde olanlar. Bizi iki kere öldürdün diyerek zâhir ve bâtın ölü oduklarını ve kendilerin zâhiri işledikleri günahları ve bâtıni hakka karşı varlık ve benlik günahı işlediklerini kabul etmektedirler. (Murat Derûni) Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim.

Vaktaki gece gelir, tekrâr icazet vakti olur; gizli olmuş yıldızlar iş üzere olur.

İlm-i İlâhînin nûrunda mahv olmuş olan a’yân-ı sâbite ahkâmının butûn- dan tekrâr zuhûra çıkmalanna, karanlık gece gibi olan vücûd-ı izâfî âleminde zuhûrlanna izin ve icâzet vakti gelince, güneşin nûrunda müstağrak olarak gizlenmiş olan yıldızlar gece vakti nasıl tekrâr ışıldamağa başlarsa, bu a’yân-ı sâbite dahi, kesâfet-i vücûd sâhasında, öylece icrâ-yı ahkâma başlarlar.

Hak Teâlâ bî-hûşlara tekrâr akıllar, halka halka kulaklara halkalar verir.

“Halka halka”dan murâd, gürûh gürûh ve fırka fırka; ve “kulaklara halka vermek"den murâd, kuvve-i sâmia bahş eder demektir. Ya’nî adem-i izâfî hâlini iktisâb eden ehl-i Cemâl ve ehl-i Celâl’e, ya’nî saîdlere ve şakilere tekrâr vücûd-ı izâfî âleminde akıllar ve idrâkler ve kuvve-i sâmialar bahş eder.

Senâda ayak vurarak ve el açarak, nazlanarak: Ey bizim Rabb'imiz, bizi dirilttin, diyerek.

“Pây Güften” ve “dest-efşânden” hâl-i semâ’a işârettir. Nitekim Mevle- vıler’in semâ’ı bu tarzda vâki’ olur. Ya’nî, adem-i izâfîden vücûd-ı izâfî âlemine çıkmalarına icâzet verilenler, semâ’ ederek ve nazlanarak “Ve ey bizim Rabb’imiz, bize hayât bahş ettin” diyerek hamd ü senâ ederler. Bu beyitte, sûre-i Mü’min’de olan (Mü’min, 40/11) “Dediler ki, ey bizim Rabb’imiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin” âyet-i kerîmesine işâret buyrulur.

O dökülmüş deriler ve o kemikler, toz koparmış atlılar oldu.

Hem çok şükr edenler ve hem çok küfr edenler, ademden vücûd tarafına, kâim oldukları halde hamle getirirler.

Mukaddema vücûd-ı izâfî âleminde yaşayıp toprakta çürümüş olan o deriler ve o kemikler, koşarken tozlar kaldıran atlılar olup; hem şâkirler ve hem de kâfirler, sâkin olduklan adem-i izâfî hâricinden tekrâr vücûd-i izâfî tarafına hamle ederler.

Neye baş çeviriyorsun, görmemişlik ediyorsun? Evvelden ademde baş çevirmedin mi?

Ademden vücûd tarafına gelmeyi neden istib’âd ediyorsun? Sen bu hâlin nazîrini evvelce de görmüş değil misin? Nitekim bu dünyâda vücûd-ı izâfî âlemine gelmezden mukaddem, o adem-i izâfî âleminden değil mi idin? O âlemden bu âleme gelmeyi istemez idin.

Ademde ayağını, beni yerimden kim koparır? Diye sıkmış idin.

İlm-i ilâhî mertebesinde sen, lisân-ı hâl ile “Beni yerimden kim kopanr ve başka bir hâle çıkanr?” diyerek, ayağını sıkı basmış idin.

Sen, Rabbânî olan sunu görmüyor musun ki, o senin alnının soçmt çekti.

Nihâyet seni, senin zannında ve hayâlinde olmayan bu enva-i hâl içine çekti.

Ya’nî sen, ilm-i ilâhî mertebesinde iken, senin cemâd, nebât ve hayvân ve inşân mertebelerine gelmek için geçirdiğin istihâlât-ı muhtelife, zannına ve hayâline gelir bir şey mi idi? Ve insan mertebesine geldikten sonra, her şendeki ahvâlin ve etvânn aklına ve fikrine gelir mi idi?[17]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)