Ya'lemu ḣâ-inete-l-a'yuni vemâ tuḣfî-ssudûr(u)
Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.
Allah, gözlerin hain bakışını da bilir, gönüllerin gizlediğini de.
Bu ayet, Allah'ın mutlak ilmini ve insan doğasının derinliklerine nüfuz edişini vurgulamaktadır. Özellikle gözlerin ve kalplerin gizlediği niyet ve eylemlerin Allah tarafından bilindiği ifade edilerek, içsel ve dışsal tüm hallerin O'nun bilgisi dahilinde olduğu belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyi kuşatan, gizli ve açık, geçmiş ve gelecek tüm varlıkları ve olayları eksiksiz bilmesi anlamına gelir. Ayetteki 'ya'lemu' fiili, Allah'ın gözlerin hainliğini ve kalplerin gizlediklerini dahi en ince ayrıntısına kadar bildiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlim, bir şeyin olduğu gibi idrak edilmesidir. Allah'ın ilmi, zatının bir sıfatı olup, hiçbir şeye bağlı olmaksızın her şeyi kuşatır. Ayetteki kullanımı, O'nun sadece görüneni değil, gözlerin ima ettiği hainliği ve kalplerin sakladığı niyetleri de bildiğini gösterir ki bu, insan idrakinin ötesinde bir bilgidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, Allah'ın mutlak kudret ve iradesiyle birlikte anılan temel sıfatlarından biridir. İzutsu'ya göre, Allah'ın ilmi, sadece dışsal gerçekleri değil, aynı zamanda insanın iç dünyasındaki niyetleri ve gizli düşünceleri de kapsar. Bu ayette 'ya'lemu' fiili, Allah'ın insan ruhunun en derin köşelerine kadar nüfuz eden bilgisini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hainetü'l-a'yun (gözlerin hainliği), kişinin gözleriyle gizlice, başkasının fark etmeyeceği şekilde yaptığı haram bakışlardır. Bu, bir şeye bakıp sonra bakmamış gibi yapmak veya kötü bir niyetle bakmaktır. Ayetteki 'hainete' kelimesi, gözün dışarıdan masum görünen ama içinde kötü niyet taşıyan bakışlarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hainetü'l-a'yun, gözün gizlice yaptığı, başkasının fark etmediği hileli bakışlardır. Bu, bir şeye bakıp sonra bakmamış gibi yapmak veya kötü bir niyetle bakmaktır. Ayetteki 'hainete' kelimesi, gözün dışarıdan masum görünen ama içinde kötü niyet taşıyan bakışlarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hıyanet, emanete riayet etmemek, ahdi bozmaktır. 'Hainetü'l-a'yun' ise, gözün gizlice, başkasının fark etmeyeceği şekilde yaptığı haram bakışlardır. Bu, bir şeye bakıp sonra bakmamış gibi yapmak veya kötü bir niyetle bakmaktır. Ayetteki 'hainete' kelimesi, gözün dışarıdan masum görünen ama içinde kötü niyet taşıyan bakışlarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hıyanet, güveni kötüye kullanmak, emanete ihanet etmektir. 'Hainetü'l-a'yun' ifadesi, gözün gizlice, fark ettirmeden yaptığı, genellikle şehvet veya kötü niyet içeren bakışları anlatır. Bu, kişinin dışarıdan masum görünse de içten içe yaptığı bir tür aldatmadır ve Allah'ın bu gizli eylemleri dahi bildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ayn (çoğulu a'yun), görme organıdır. Kur'an'da hem fiziksel göz anlamında hem de mecazi olarak 'gözetim', 'kaynak' gibi anlamlarda kullanılır. Bu ayette ise, 'hainetü'l-a'yun' terkibinde, insanın bakışlarıyla gerçekleştirdiği gizli ve kötü niyetli eylemlerin aracı olarak fiziksel gözleri ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ayn, cisimlerin şekillerini ve renklerini idrak etmeye yarayan organdır. Ayetteki 'el-a'yun' kelimesi, çoğul olarak kullanılarak tüm insanların gözlerini kapsar ve bu gözlerin dışarıdan fark edilmeyen, gizli ve kötü niyetli bakışlarını ifade eder. Allah'ın bu gizli bakışları dahi bildiği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İhfa', bir şeyi gizlemek, örtmek demektir. 'Ma tuhfi's-sudûr' ifadesi, kalplerin içinde sakladığı, dışarıya yansıtmadığı niyetleri, düşünceleri ve sırları ifade eder. Allah'ın bu gizli şeyleri dahi bildiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hafy ve ihfa', bir şeyi gizlemek, örtmek anlamına gelir. Ayetteki 'tuhfi' fiili, kalplerin içinde barındırdığı, kimseye açmadığı, hatta bazen kişinin kendisinin bile tam olarak farkında olmadığı derin niyetleri, düşünceleri ve duyguları ifade eder. Allah'ın bu en gizli halleri dahi bildiği belirtilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İhfa', bir şeyi gizlemek, saklamak demektir. 'Ma tuhfi's-sudûr' ifadesi, kalplerin içinde sakladığı, dışarıya yansıtmadığı niyetleri, düşünceleri ve sırları ifade eder. Allah'ın bu gizli şeyleri dahi bildiği vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sadr (çoğulu sudûr), göğüs demektir. Kur'an'da genellikle mecazi olarak kalbin, yani niyetlerin, düşüncelerin ve sırların merkezi olarak kullanılır. 'Ma tuhfi's-sudûr' ifadesi, kalplerin içinde sakladığı, dışarıya yansıtmadığı niyetleri, düşünceleri ve sırları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sadr, göğüs demektir. Kur'an'da sıkça kalbin, yani insanın iç dünyasının, niyetlerinin, inançlarının ve gizli düşüncelerinin merkezi olarak mecazi anlamda kullanılır. Bu ayette 'es-sudûr' kelimesi, insanların kalplerinde sakladığı en derin sırları ve niyetleri ifade eder ki, Allah bunları da bilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sadr, göğüs bölgesidir. Kur'an'da 'sudûr' kelimesi, genellikle kalbin ve dolayısıyla içsel düşüncelerin, niyetlerin ve sırların mecazi mekanı olarak kullanılır. Ayetteki 'ma tuhfi's-sudûr' ifadesi, insanların kalplerinde gizledikleri her türlü düşünce, niyet ve duyguyu kapsar ve Allah'ın bu gizli halleri dahi bildiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu'ya göre Kur'an'da 'sadr' (göğüs), sadece fiziksel bir organ değil, aynı zamanda insanın iç dünyasının, kalbin ve ruhun mecazi bir sembolüdür. 'Sudûr'un gizledikleri, kişinin en derin niyetlerini, inançlarını ve gizli düşüncelerini ifade eder. Bu ayet, Allah'ın insan ruhunun en mahrem köşelerine kadar nüfuz eden bilgisini gösterir.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Hakkı değilde, masiva olan kesreti görmek hakka karşı yapılan yanlıştır. Ve bu bakışla da sadr da olan da nefsi emmare hayali ve vehiminde başla bir şey değildir. (Murat Derûni) Göz, Hakk’ın nazarıdır; kalp, Hakk’ın hazinesidir. Hain bakış, ‘nazarı kesrete çevirmek’tir. Gizlemek, ‘hazineyi mâsivâ ile doldurmak’tır. Ârif, gözü ve kalbiyle Hakk’ı müşahede eder."[35]
وَاللَّهُ يَقْضِي بِالْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍ إِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ {20}
(40/20) “Va(A)llâhu yakdî bilhakk(i) vellezîne yed’ûne min dûnihi lâ yakdûne bişey-/(in) inna(A)llâhe huve-ssemî’u-lbasîr(u)”
(40/20) Allah, hak ve adâletle hükmeder. Allah’tan başka taptıkları ise hiçbir hükümde bulunamazlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.