Ve enżirhum yevme-l-âzifeti iżi-lkulûbu ledâ-lhanâciri kâzimîn(e)(c) mâ lizzâlimîne min hamîmin velâ şefî'in yutâ'(u)
Yaklaşmakta olan gün konusunda onları uyar. O gün yürekler gam ve tasa ile dolu, (sanki) gırtlaklara dayanmıştır. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Zalim, zulüm sahibi nefsani manâda hakkın varlığının görmeyip vehimi ve hayali varlığını gören ve nefsi emmarenin zulmetinde yaşayandır. Kalbi ise hakk ile değil vehimi şeytan ile olduğundan tasa ile doludur. (Murat Derûni) Şefaat, ‘Hakk’ın rahmet tecellîsi’dir. Zalim, ‘tevhid’den uzak olduğu için şefaate layık olmaz."[34]
يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ {19}
(37/19) “Ya’lemu hâ-inete-l-a’yuni vemâ tuhfî-ssudûr(u)”
(37/19) Allah, gözlerin hain bakışını ve göğüslerin gizlediğini bilir.
Hakkı değilde, masiva olan kesreti görmek hakka karşı yapılan yanlıştır. Ve bu bakışla da sadr da olan da nefsi emmare hayali ve vehiminde başla bir şey değildir. (Murat Derûni) Göz, Hakk’ın nazarıdır; kalp, Hakk’ın hazinesidir. Hain bakış, ‘nazarı kesrete çevirmek’tir. Gizlemek, ‘hazineyi mâsivâ ile doldurmak’tır. Ârif, gözü ve kalbiyle Hakk’ı müşahede eder."[35]