Eve lem yesîrû fî-l-ardi feyenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lleżîne kânû min kablihim(c) kânû hum eşedde minhum kuvveten ve âśâran fî-l-ardi feeḣażehumu(A)llâhu biżunûbihim vemâ kâne lehum mina(A)llâhi min vâk(in)
Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah'ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Kûr’ân-ı Kerimde geçmiş kavimlerin akıbetlerinden çeşitli yerlerde bahsetmektedir. Bu kavimler bizlerin varlığında da bulunmaktadır. Bunu müşahade etmek içinde ya bu kavimlerin yaşandığı zamana gitmek veya o zamanı kendi yaşantımıza getirmemiz gerekir veya bu kavimlerin yaşantısındaki hikayeleri kendi varlığımızda bulup seyr etmemiz gerekir. (Murat Derûni)
"Allah’ın ‘yakalaması’, nefsi ‘fenâ’ya götüren bir rahmettir. Nefs, helâk olmadan asla terbiye olmaz."[37]
"Azap, ‘hicran’dır. Nefs, Hakk’tan ayrı düştüğü için azap çeker. Kurtuluş, ‘vuslat’tır."[38]
"Ârif, yeryüzünde (nefsinde) dolaşır, öncekilerin (nefsinin eski hallerinin) akıbetini görür. Onlar güçlüydü, ama fanî oldular. Nefs, günahıyla perişan olur, ama sonra Hakk’ın rahmetiyle kurtulur."[39]