Żâlike bi-ennehum kânet te/tîhim rusuluhum bilbeyyinâti fekeferû feeḣażehumu(A)llâh(u)(s) innehu kaviyyun şedîdu-l'ikâb(i)
Bunun sebebi şu idi: Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getiriyorlardı da onlar inkar ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları yakalayıverdi. Şüphesiz O, güçlüdür, cezası da çok şiddetlidir.
O, şundandı: Onlara peygamberleri apaçık delillerle geliyorlardı. Ama onlar inkâr ettiler. Allah da tuttu kendilerini alıverdi. Çünkü O'nun kuvveti çok, azabı şiddetlidir.
Mü'min Suresi 22. ayet, peygamberlerin getirdiği açık delilleri inkar edenlerin akıbetini ve Allah'ın kudretini vurgulamaktadır. Ayet, inkarın sonuçlarını ve Allah'ın cezalandırıcı gücünü 'beyyinât', 'keferû', 'ehazehum' ve 'şedîdü'l-ikâb' gibi anahtar kavramlar üzerinden derinlemesine ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beyyine, bir şeyin açıklığını ve vuzuhunu sağlayan delil demektir. Kur'an'da genellikle peygamberlerin doğruluğunu ispatlayan mucizeler ve açık hükümler için kullanılır. Bu ayette de peygamberlerin getirdiği, hakikati apaçık ortaya koyan delilleri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Beyyinât, Allah'ın peygamberleri aracılığıyla gönderdiği, hak ile batılı ayıran açık ayetler ve delillerdir. Ayetteki kullanımı, inkar edenlerin, kendilerine sunulan bu apaçık delilleri görmezden geldiklerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu'ya göre 'beyyine', Kur'an'da genellikle Allah'ın varlığını, birliğini ve peygamberlerin doğruluğunu kanıtlayan somut ve açık işaretler, mucizeler anlamında kullanılır. Bu ayette, peygamberlerin getirdiği, şüpheye yer bırakmayan hakikatleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfrün asıl anlamı bir şeyi örtmektir. Şer'î anlamda ise Allah'ın nimetlerini örtmek, yani inkar etmek ve nankörlük etmektir. Bu ayette, peygamberlerin getirdiği açık delilleri ve hakikatleri bilerek reddetme, inkar etme eylemini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kefere fiili, Allah'ın birliğini ve peygamberlerin risaletini inkar etmek demektir. Ayetteki 'fekefarû' ifadesi, kendilerine beyyinât ile gelen peygamberleri yalanlayıp, onların getirdiği hakikatleri kabul etmeyerek küfre düşmelerini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramını, Allah'ın lütfunu ve hakikati bilerek reddetme, nankörlük etme ve ilahi mesajı örtme olarak açıklar. Ayetteki 'fekefarû', peygamberlerin getirdiği apaçık delillere rağmen bu hakikatleri kabul etmeyip inkar edenlerin durumunu tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ahz kelimesi, bir şeyi ele geçirmek, yakalamak anlamına gelir. Kur'an'da Allah'ın azabıyla yakalaması, cezalandırması anlamında kullanılır. Bu ayette, inkar edenlerin Allah tarafından cezalandırılmak üzere yakalanmasını, helak edilmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Allah'ın bir kavmi 'ahz' etmesi, onları helak etmesi, azapla kuşatması demektir. Ayetteki 'feehazehumullahu' ifadesi, inkar edenlerin Allah'ın azabına uğradıklarını, helak edildiklerini mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ahz, burada Allah'ın gazabıyla bir kavmi kuşatması ve onları cezalandırması anlamındadır. Ayette, peygamberleri inkar edenlerin Allah'ın kudretiyle cezalandırıldığını ve bu cezanın kaçınılmaz olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavî, gücü ve kudreti tam olan demektir. Allah için kullanıldığında, O'nun mutlak kudretini, her şeye gücünün yettiğini ifade eder. Ayette, inkar edenleri cezalandırma gücüne sahip olan Allah'ın kudretini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavî, zayıflığın zıddı olup, tam bir güce sahip olmayı ifade eder. Allah'ın 'Kavî' olması, O'nun hiçbir şeye muhtaç olmaksızın her şeyi yapmaya muktedir olduğunu gösterir. Bu ayette, Allah'ın inkar edenleri cezalandırma konusundaki mutlak gücünü belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şedîd, şiddetli, çetin demektir. İkâb ise bir fiilin ardından gelen ceza anlamına gelir. 'Şedîdü'l-ikâb' terkibi, Allah'ın cezasının çok ağır ve kaçınılmaz olduğunu ifade eder. Ayette, inkar edenlere verilecek cezanın şiddetini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şiddet, bir şeyin kuvvetli ve katı olmasıdır. İkâb ise bir suçun karşılığı olarak verilen cezadır. Allah'ın 'Şedîdü'l-ikâb' olması, O'nun cezalandırmasının çok çetin ve caydırıcı olduğunu, kimsenin bu cezadan kaçamayacağını gösterir. Bu ayette, inkarın sonucunda karşılaşılacak azabın dehşetini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şedîd' kelimesinin Kur'an'da genellikle azabın, cezanın veya bir durumun aşırı derecede şiddetli olduğunu ifade etmek için kullanıldığını belirtir. 'İkâb' ile birlikte kullanıldığında, Allah'ın cezalandırma gücünün ve bu cezanın şiddetinin altını çizer. Ayette, inkar edenlerin karşılaşacağı cezanın ağırlığını vurgular.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُّبِينٍ {23}