Velekad erselnâ mûsâ bi-âyâtinâ ve sultânin mubîn(in)
(23-24) Andolsun ki biz Musa'yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a, Haman'a ve Karun'a gönderdik. Onlar ise; "Bu çok yalancı bir sihirbazdır" dediler.
Andolsun Musa'yı âyetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik.
Mü'min Suresi 23. ayet, Hz. Musa'nın Firavun ve çevresine gönderilişini ve onlara verilen mucizeleri anlatır. Ayet, peygamberlik görevinin ilahi destekle geldiğini ve muhatapların bu ilahi mesajı nasıl reddettiğini dilbilimsel olarak vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' kelimesini bir şeyi serbest bırakmak, salıvermek ve özellikle bir elçiyi bir mesajla göndermek olarak açıklar. Ayetteki 'erselnâ' fiili, Allah'ın Musa'yı peygamber olarak, belirli ayetler ve delillerle görevlendirmesini ifade eder, bu da onun ilahi bir misyonla gönderildiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'irsâl' fiilinin mecazi olarak bir görevi tevdi etmek ve birini bir iş için yollamak anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Musa'nın sadece fiziksel olarak gönderilmesi değil, aynı zamanda ilahi bir mesajı tebliğ etmek üzere görevlendirilmesi anlamını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da peygamber isimlerinin sadece birer şahıs adı olmanın ötesinde, belirli bir peygamberlik misyonunu ve ilahi mesajın taşıyıcılığını sembolize ettiğini belirtir. Musa, Kur'an'da Firavun'a karşı mücadele eden, mucizelerle desteklenmiş ve Tevrat'ı getiren bir peygamber figürüdür. Ayetteki Musa ismi, bu bağlamda ilahi bir elçinin varlığını ve mücadelesini temsil eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, özel isimlerin, özellikle peygamber isimlerinin, o şahsın taşıdığı özellikler ve misyonla özdeşleştiğini ifade eder. Musa ismi, ayette, Allah'ın kudretini ve mesajını Firavun'a ulaştırmakla görevli olan, ilahi destekle donatılmış bir şahsiyeti işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'âyât' kelimesinin Kur'an'da hem Allah'ın varlığına ve birliğine işaret eden evrensel deliller hem de peygamberlerin doğruluğunu kanıtlayan mucizeler anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'âyâtinâ' ifadesi, Musa'ya verilen, Firavun'a karşı gösterdiği asanın yılana dönüşmesi, elinin parlaması gibi somut mucizeleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesinin 'alamet' ve 'işaret' anlamlarına geldiğini, özellikle peygamberlerin doğruluğunu ispatlayan harikulade olaylar için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'âyâtinâ', Musa'nın peygamberliğini tasdik eden ve Firavun'u ikna etmeyi amaçlayan ilahi kudretin tezahürleridir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âyet' kelimesinin Kur'an'da çok katmanlı bir anlama sahip olduğunu, bağlama göre 'delil', 'mucize', 'işaret' ve 'ibret' anlamlarına geldiğini vurgular. Bu ayette 'âyâtinâ', Musa'nın peygamberlik iddiasını destekleyen ve Firavun'un inkârını çürütmeyi hedefleyen somut, olağanüstü delilleri ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'sultân' kelimesinin 'hüccet' (delil) ve 'burhan' (kanıt) anlamlarına geldiğini, özellikle de karşı konulamaz bir güce sahip olan deliller için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'sultânin mübînin' ifadesi, Musa'ya verilen delillerin sadece mucizevi olmakla kalmayıp, aynı zamanda karşı çıkılamaz bir otorite ve ikna edicilik taşıdığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sultân' kelimesinin 'güç', 'otorite' ve 'delil' anlamlarını içerdiğini, özellikle de bir şeyi ispatlamak için kullanılan kesin ve açık delil olduğunu ifade eder. Musa'ya verilen 'sultân', onun peygamberliğinin ilahi bir güçle desteklendiğini ve Firavun'un iddialarını çürütecek kesin kanıtlar sunduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sultân' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi bir otorite ve haklı bir gücü ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'sultânin mübînin', Musa'nın getirdiği mesajın ve mucizelerin sadece fiziksel olaylar olmadığını, aynı zamanda ilahi bir güç ve hakikat tarafından desteklenen, karşı konulamaz bir otoriteye sahip olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): el-Halebî, 'mübîn' kelimesinin 'açıklayan', 'ortaya koyan' ve 'apaçık olan' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'sultânin mübînin' ifadesi, Musa'ya verilen delillerin herkes tarafından kolayca anlaşılabilecek, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar net ve açık olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyân' kökünden türeyen 'mübîn' kelimesinin, bir şeyin gizliliğini ortadan kaldırıp onu açıkça ortaya koymak anlamına geldiğini açıklar. Musa'ya verilen 'sultânin mübînin', onun getirdiği delillerin ve mucizelerin, hakikati apaçık bir şekilde ortaya koyduğunu ve inkâr edenler için bile anlaşılır olduğunu ifade eder.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Taha sûresinde bu gönderiliş aşağıdaki şekilde anlatılmıştır.
فَأْتِيَاهُ فَقُولَا إِنَّا رَسُولًا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا
بنى اسرائيل ولا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَاكَ بِآيَةٍ مِنْ
رَبِّكَ وَالسَّلامُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى
(Tâ-Hâ-20/47) (Fe’tiyâhu fe kûlâ innâ resûlâ rabbike fe ersil meanâ benî isrâîle ve lâ tuazzibhum, kad ci’nâke bi Âyetin min rabbike, ves selâmu alâ menittebeal hudâ.)
(Tâ-Hâ-20/47) “O halde ikiniz ona gidin ve ona şöyle söyleyin: “Muhakkak ki biz, senin Rabb’inin iki resûlüyüz. İsrâiloğulları'nı artık bizimle berâber gönder ve onlara azâb etme! Sana Rabb’inden Âyet (mûcize) getirdik. Ve hidâyete tâbî olanlara selâm olsun.”
O halde ikiniz ona gidin ve ona şöyle söyleyin:
“Muhakkak ki biz, senin Rabb’inin iki resûlüyüz.” Akıl ve fikir, Nefs Fir’âvn’ına kendilerinin kaynağının hakikat-i İlâhiye olduğuna ve ondan aldıklarını kendisine tebliğ ettiklerini ve onun rasûlleri olduklarını bildiriyorlar.
“İsrâiloğulları'nı artık bizimle berâber gönder ve onlara azâb etme!” Beden arzında yaşayan seyr-ü sülûk halinde “isr” eden dolaşan esmâül hüsnâ güçlerini Allah ismi Camiinin o günkü temsilcileri olan bizlerle gönder onları orada hapis tutarak ayrılık azabı ile azap etme.
“Sana Rabb’inden Âyet (mûcize) getirdik.” Yukarıda belirtildiği üzere Âyet-işaret-i İlâhiye getirdik.
“Ve hidâyete tâbî olanlara selâm olsun.” Hâdi ismine uyanlara selâm olsun.[40] “ İz- -T-B- ”
إِلَى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ {24}
(37/24) “İlâ fir’avne ve hâmâne ve kârûne fekâlû sâhirun kezzâb(un)”
(37/24) Fir’avun'a, Hâmân'a ve Karun'a da onlar: "Bu bir sihirbaz, bir yalancıdır" dediler.
(İlâ Fir’avn’e ve Hâmâne ve Karune…..)