İlâ fir'avne ve hâmâne ve kârûne fekâlû sâhirun keżżâb(un)
(23-24) Andolsun ki biz Musa'yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a, Haman'a ve Karun'a gönderdik. Onlar ise; "Bu çok yalancı bir sihirbazdır" dediler.
Firavun'a, Hâmân'a ve Karun'a da onlar: "Bu bir sihirbaz, bir yalancıdır" dediler.
Mü'min Suresi'nin 24. ayeti, Hz. Musa'nın Firavun, Haman ve Karun'a gönderilişini ve onların Hz. Musa'yı 'yalancı sihirbaz' olarak nitelemelerini konu almaktadır. Ayet, peygamberlerin tebliğ sürecinde karşılaştıkları inkâr ve ithamları dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Firavun kelimesi, Mısır krallarının lakabı olup, Kur'an'da Hz. Musa'ya karşı çıkan ve zulmeden hükümdarı temsil eder. İsfehânî, bu kelimenin özel bir isim olduğunu ve Kur'an'da belirli bir şahsı işaret ettiğini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Firavun, Mısır meliklerinin unvanıdır. Kur'an'da ise bu unvan, özellikle Hz. Musa dönemindeki zalim kral için kullanılır ve onun kibir, inkâr ve zulmünü sembolize eder. Ayetteki kullanımı, bu tarihi ve sembolik anlamı pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Haman, Firavun'un veziri ve inşaat işlerinden sorumlu olan kişidir. Kur'an'da Firavun'un en büyük destekçisi ve zulmüne ortak olan kişi olarak zikredilir. Ayetteki bağlamda, Firavun'un yanında zikredilmesi, onun da inkâr ve düşmanlıkta Firavun ile aynı safta olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Haman, Firavun'un veziri ve onun için yüksek binalar inşa eden kişidir. Kur'an'da Firavun'un en yakın danışmanı ve zulmünün uygulayıcısı olarak geçer. Ayetteki kullanımı, onun da Hz. Musa'ya karşı çıkan ve inkâr edenler arasında yer aldığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Karun, Hz. Musa'nın kavminden olup, büyük bir servete sahip olan ancak bu servetiyle şımarıp kibirlenen kişidir. Kur'an'da zenginliğin insanı nasıl azdırabileceğine dair bir örnek olarak sunulur. Ayetteki zikri, sadece siyasi gücün değil, ekonomik gücün de inkâra ve zulme alet olabileceğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Karun, Kur'an'da zenginliğin ve dünya malının insanı nasıl yoldan çıkarabileceğini gösteren tipik bir figürdür. Onun hikayesi, servetin bir imtihan olduğunu ve şükür yerine kibir ve inkâra yol açtığında felaketle sonuçlanacağını vurgular. Ayetteki bağlamda, Firavun ve Haman ile birlikte anılması, farklı türdeki güçlerin (siyasi, idari, ekonomik) ortak bir inkâr cephesi oluşturduğunu işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sihir, gizli ve ince yollarla yapılan, gerçekte olmayan şeyleri varmış gibi gösteren eylemdir. Kur'an'da peygamberlerin mucizelerini inkâr edenlerin, bu mucizeleri sihir olarak niteledikleri sıkça görülür. Ayetteki 'sahir' ifadesi, Firavun ve yandaşlarının Hz. Musa'nın mucizelerini küçümseme ve değersizleştirme çabasını yansıtır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sihir kelimesi, Kur'an'da genellikle hakikati örtbas etme, aldatma ve göz boyama anlamlarında kullanılır. Peygamberlere karşı çıkanlar, onların getirdiği delilleri ve mucizeleri sihir olarak adlandırarak, halkın gözünde itibarını düşürmeye çalışmışlardır. Bu ayette de 'sahir' nitelemesi, Hz. Musa'nın peygamberliğini inkâr etme ve onu sıradan bir büyücü gibi gösterme amacını taşır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kezzâb, mübalağa sigası olup, çok yalan söyleyen demektir. Kur'an'da peygamberlere karşı çıkanların, onları 'yalancı' olarak itham etmeleri yaygın bir durumdur. Ayetteki 'kezzâb' ifadesi, Firavun ve yandaşlarının Hz. Musa'nın getirdiği mesajı ve peygamberliğini tamamen reddettiklerini ve onu iftirayla karalamaya çalıştıklarını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kezzâb kelimesi, 'k-z-b' kökünden türemiş olup, yalanı meslek edinmiş, çokça yalan söyleyen kişi anlamına gelir. Bu kelime, Kur'an'da peygamberlere karşı kullanılan en ağır ithamlardan biridir. Ayetteki kullanımı, Hz. Musa'nın tebliğini ve mucizelerini kabul etmeyenlerin, onu hem sihirbaz hem de yalancı olarak damgalayarak halkın nezdindeki güvenilirliğini sarsma gayretini ortaya koyar.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Hâmân kelimesinin sayısal değeri :
(5+1+40+1+50=97) toplarsak, (9+7=16) eder.
Kârûn kelimesinin sayısal değeri ise (100+1+200+ 6+ 50=357) dir toplarsak,(3+5+7=15)tir, çıkan iki neticeyi de birlikte toplarsak, yani Hâmân eşittir (16) Kârûn eşittir (15) ikisini toplarsak (15+16=31) eder ki zaten tersi (13) tür ve şaşırmamak elde değildir.
Cenâb-ı Hakk (c.c) genelde oluşumları (13) hakikâtine bağlamıştır, araştırıldığında hepsi meydana çıkmaktadır.
Hâmân ve Kârûn Beni İsrâil’in ileri gelenlerinden idi hiç birinin saltanatı bâki kalmadı çünkü onlara da (13) olan Ahadiyyet mertebesi hâkim idi. Belirli süreli kendilerine tanınan hakimiyyet belirli süre sonra ellerinden alındı, eğer mutlak hakimiyyet kendilerinin olsaydı ellerinde kalırdı.
Aynı kitâbımızdan ayrıca bu sûrede de geçmekte olan “Firâvn” kelimesi hakkındaki bilgiyi aktaralım: “ İz- -T-B- ”
Kûr’ân-ı Kerîm A’râf Sûresi (7/104) Âyetinde:
﴿١٠٤﴾ وَقَالَ مُوسَى يَا فِرْعَوْنُ إِنِّي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
(Ve kâle Mûsâ ya Firâvn’ü innî Rasûlün min Rabb’il âlemîn)
(7-104) ”Ve Mûsâ dediki: Ey Fir’avn! Şüphesiz ki ben âlemlerin Rabb’i tarafından gönderilmiş bir Peygamberim.” Bu Âyet-i Kerîme’de de dikkat çeken kelime (ey Fir’âvn) dur, bunun sayı değeri ise (10+1+80+200+70+-6+50=417) dir, toplarsak,(4+1+7=12) ederki, Hakikati Muhammedî’dir.
Yani Fir’âvn’nın hakikâti dahi Hakikat-i Muhammediyye ye bağlıdır. Ayrıca Âyet numarası olan (104) ün sıfırını alırsak geriye (14) kalır ki Nûr’ u Muhammediyye dir ve oraya da bağlıdır.
Diğer bir şeye daha dikkat çekelim, sûre-i şerifin fâsılaları Mîm, Nûn, Lâm, Rı harfleridir. Ebced sayı değerlerine baktığımızda, Mîm 40, Nûn 50, Lâm 30, Rı 200’dür. (4+0+5+0+3+0+2+0+0=14) ki görüldüğü gibi fâsılaları dahi Nûr-u Muhammediyye’ye bağlıdır.
Duraklarına baktığımızda ise,
3 adet Mîm durağı, ilmel, aynel ve Hakkâl yakîn mertebelerinin ifâdesidir.
81 adet Nûn durağı, tersi 18 olur ve ikisi toplarsak 99’dur ki esmâi ilâhîyyeyi temsil etmektedir.
2 adet Lâm, uluhiyyetin zâhir ve bâtın âlemlerin ifâdesidir
2 adet Rı durağı vardır ki, Rahmet’in zâhir va bâtın ifâdeleridir.[41]