Felemmâ câehum bilhakki min ‘indinâ kâlû-ktulû ebnâe-lleżîne âmenû me'ahu vestahyû nisâehum(c) vemâ keydu-lkâfirîne illâ fî dalâl(in)
Musa onlara tarafımızdan gerçeği getirince, "Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. Fakat kafirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır.
Bunun üzerine Musa, kendilerine tarafımızdan hakkı getirince de: "Onunla beraber iman etmiş olanların oğullarını öldürün, kadınlarını diri tutun." dediler. Fakat o kâfirlerin tuzağı da hep boşa çıkmaktadır.
Bu ayet, Firavun ve kavminin Hz. Musa'ya ve ona iman edenlere karşı gösterdiği düşmanca tavrı ve hilelerini tasvir etmektedir. Ayetteki anahtar kavramlar, hakikatin gelişi, iman edenlere yönelik zulüm ve inkarcıların hilesinin akıbeti etrafında şekillenmektedir. Dilbilimsel olarak, 'hak', 'iman', 'katl', 'istihya' ve 'keyd' gibi kavramlar, Kur'an'ın temel mesajlarını ve ahlaki değerlerini yansıtmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hak' kelimesini 'bir şeyin sabit ve doğru olması' olarak tanımlar. Ayetteki 'bi'l-hakk' ifadesi, Hz. Musa'nın getirdiği mesajın Allah tarafından gönderilmiş, şüpheye yer bırakmayan ve mutlak doğru olan vahiy olduğunu vurgular. Bu, Firavun'un iddialarının batıl olduğunu ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hak' kavramının Kur'an'da 'gerçeklik, doğruluk, adalet' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, ilahi vahyin ve peygamberliğin temelini oluşturan, inkâr edilemez ve değiştirilemez hakikati ifade eder. Firavun'un bu hakka karşı çıkışı, onun batıl üzerine kurulu düzenini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'iman' kelimesini 'tasdik etmek ve güvenmek' olarak açıklar. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Hz. Musa'nın getirdiği hakikati kabul eden, ona teslim olan ve bu inançları sebebiyle Firavun'un zulmüne maruz kalan kişileri tanımlar. Bu, sadece bir sözden ibaret olmayan, eyleme dökülen bir tasdiktir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'iman'ın kök anlamının 'emniyet ve güven' olduğunu, Kur'an'da ise 'Allah'a ve O'nun gönderdiklerine tereddütsüz inanma' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'âmenû', Firavun'un tehditlerine rağmen inançlarından vazgeçmeyen, Allah'a ve Musa'ya güvenen mümin topluluğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'katl' kelimesini 'canı bedenden ayırmak' olarak açıklar. Ayetteki 'uktulû' emri, Firavun'un zalimane ve soykırımcı niyetini açıkça ortaya koyar. Bu, sadece bir tehdit değil, aynı zamanda müminlerin neslini kurutmaya yönelik acımasız bir emirdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'katl'in genel olarak 'bir canlının hayatına son vermek' olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Firavun'un, Hz. Musa'ya inananların erkek çocuklarını öldürerek onların soyunu ve gücünü kırma stratejisini gösterir. Bu, siyasi ve dini bir baskı aracı olarak cinayetin kullanılmasıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'istihya' fiilini 'hayatta bırakmak, öldürmemek' olarak açıklar. Ayetteki 'istahyû' emri, Firavun'un müminlerin kadınlarını sağ bırakarak onları köleleştirmeyi ve hizmetlerinde kullanmayı amaçladığını gösterir. Bu, erkekleri öldürüp kadınları bırakarak toplumsal yapıyı bozma ve direnişi kırma taktiğidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'istihya' fiilinin 'hayatını bağışlamak, öldürmekten vazgeçmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, Firavun'un bu emri, müminlerin kadınlarını cinsel istismar veya kölelik gibi amaçlarla hayatta bırakma niyetini ima eder. Bu, erkek çocukların öldürülmesinin tamamlayıcısı olan zalimane bir politikadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'keyd' kelimesini 'bir şeyi gizlice ve hile ile yapmaya çalışmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'keydü'l-kâfirîn' ifadesi, Firavun ve kavminin Hz. Musa'ya ve müminlere karşı kurduğu entrikaları, tuzakları ve kötü niyetli planları kapsar. Bu, onların hakikati engelleme çabalarının bir parçasıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'keyd'in 'birine zarar vermek amacıyla gizlice plan yapmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'keyd', Firavun'un müminleri yok etme ve Musa'nın mesajını durdurma yönündeki sinsi ve aldatıcı girişimlerini ifade eder. Ancak ayetin sonunda bu hilenin boşa çıkacağı vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'dalâl' kelimesini 'doğru yoldan sapma, kaybolma' olarak açıklar. Ayetteki 'fî dalâl' ifadesi, inkarcıların hilelerinin sonuçsuz kalacağını, hedeflerine ulaşamayacağını ve boşa gideceğini belirtir. Bu, onların çabalarının Allah katında bir değeri olmadığını ve akıbetlerinin hüsran olacağını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dalâl' kavramının Kur'an'da 'doğru yoldan sapma, hakikatten uzaklaşma' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'fî dalâl' ifadesi, Firavun'un hilelerinin sadece ahlaki bir sapıklık olmadığını, aynı zamanda pratik olarak da başarısızlığa mahkum olduğunu vurgular. Onların planları, ilahi irade karşısında bir hiçtir.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Onların oğullarını, akl-ı külden gelen füyuzatı, öldüreceğiz. Kızlarını nefs-i külden gelen nefis duygularını sağ bırakacağız ki onları biz kullanalım. “ İz- -T-B- ”