İçeriğe atla
Mü'min 36Cüz 24 · Sayfa 471

Mü'min Sûresi 36. Âyet

غافر

Sohbete sor

Ve kâle fir'avnu yâ hâmânu-bni lî sarhan le'allî ebluġu-l-esbâb(e)

(36-37) Firavun dedi ki: "Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın ilahını görürüm(!) Çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum." Böylece Firavun'a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun'un tuzağı, tamamen sonuçsuz kaldı.

Mü'min (Ğâfir) Sûresi

Kasas sûresinde de, Fir’avun Hâmân dan kuleyi nasıl yapması gerektiğinide bildirmiştir.

(28/38) (Ve kâle fir’avnu yâ eyyuhel meleu mâ alimtu lekum min ilâhin gayrî, fe evkıd lî yâ hâmânu alet tîni fec’al lî sarhan leallî attaliu ilâ ilâhi mûsâ ve innî le ezunnuhu minel kâzibîn.) Ve Fir’âvn : "Ey ileri gelenler! Ben, sizin için benden başka bir ilâh bilmiyorum. Benim için ıslak toprak üzerine ateş yak (tuğla pişir). Böylece bana (yüksek) bir kule yap. Belki ben Mûsâ'nın ilâhına muttali olurum. Ve ben, onun mutlaka yalancılardan olduğunu zannediyorum." dedi.


Âyet-i Kerîme Ulûhiyyet lisanından Fir’âvn kelâmından anlatılmaktadır. Benden başka ilâh bilmiyorum, demesi bu mertebede ne kadar yetersiz ve câhil olduğunu açıklamaktadır. Ve kendisinde gördüğü ancak Hakk’ın kendisine geçici olarak verdiği isim ve sıfatlarını kullanarak etrafında bir korku çemberi oluşturmasıyla bunları kendinden zannedip kendi kendini ilâhlaştırarak kendinin de bunlara nefsi emmâresi yönünden inanmasıyla kendini kendinde ilâh kabul etmesiyle, benden başka bir ilâh bilmiyorum. Demekle dolaylı olarak kendinin ilâh olduğunu ifade ediyordu.

Heva, olan tabiat toprağını, vehim olan hayal-serap suyu ile karıştır, nefs ateşiyle pişir. Ve bunları üst üste koyup yüksek bir hayal kûlesi yap. Belki ben Mûsâ'nın ilâhına muttali olurum. Yani, kendi hayalinde var etmeye çalıştığı ve sadece yukarılarda zannettiği farkında olmadan tenzihi olarak kabul ettiği ilâh-ı, Mûsâ'nın ilâhına ulaşırım, ve onunla savaş yaparım demek istiyordu. Ancak bilmiyordu ki, teşbîhi olarak zâten Mûsâdan zuhur eden Hakk’ın ta kendisiydi. Ancak Fir’âvn kendi anlayış kıyasıyle Mûsâ (a.s.) mı kıyas ettiğinden işte burada büyük yanılgıya düşmüştü.

Kendindeki hâli Mûsâ (a.s.): görüp, tam tersi olarak Ve ben, onun mutlaka yalancılardan olduğunu zannediyorum." dedi. Oysa yalancı kendisiydi, ancak ne tuhaftırki o bunu kabul etmiyordu. Akl-ı cüz-ü ile akl-ı küll-ü anladığını zannediyordu.[45] “ İz- -T-B- ” Nefsi emmare Fir’avunu bu yükselme ile nefsani benlik ile rüşde erilecek yola ulaşabileceğini tahayyül ediyordu. (Murat Derûni)