Yâ kavmi innemâ hâżihi-lhayâtu-ddunyâ metâ'un ve-inne-l-âḣirate hiye dâru-lkarâr(i)
"Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak (geçici) bir yararlanmadır. Ahiret ise ebedi olarak kalınacak yerdir."
"Ey kavmim! Bu dünya hayatı ancak geçici bir menfaatten ibarettir. Ahiret ise durulacak karar yurdudur."
Mü'min Suresi 39. ayet, dünya hayatının geçiciliğini ve ahiretin kalıcı yurt oluşunu vurgulayarak, insanın temel yönelimini ve varoluşsal tercihini belirleyen anahtar kavramları içermektedir. Ayet, 'hayat', 'dünya', 'meta'' ve 'karar' gibi kelimelerle bu karşıtlığı dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayat' kelimesini 'canlılık, varoluş' olarak tanımlar ve Kur'an'da hem dünyevi hem de uhrevi anlamda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'el-hayâtü'd-dünyâ' ifadesi, geçici olan dünya yaşamını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hayat' kavramının Kur'an'da sadece biyolojik bir varoluş değil, aynı zamanda bir 'yaşam tarzı' ve 'varoluş biçimi' olarak da ele alındığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, ahiret hayatıyla karşılaştırılarak dünya hayatının niteliğini ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'dünya' kelimesinin 'ednâ' (en yakın, en aşağı) kökünden geldiğini ve ahirete nispetle daha yakın ve daha değersiz olanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'hâzihi'l-hayâtü'd-dünyâ' ifadesi, bu yakın ve geçici olan yaşamı işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'dünya' kelimesinin 'denâvet' (aşağılık, değersizlik) ve 'denuvv' (yakınlık) anlamlarını taşıdığını açıklar. Ayetteki kullanımı, ahiretin yüceliği ve kalıcılığı karşısında dünya hayatının geçiciliğini ve nispi değersizliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'metâ'' kelimesini 'faydalanılan şey, geçici zevk' olarak açıklar. Ayetteki 'el-hayâtü'd-dünyâ metâ'' ifadesi, dünya hayatının sadece bir faydalanma aracı olduğunu ve kalıcı olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'metâ'' kelimesinin 'intifâ'' (faydalanma) ve 'istifâde' (yararlanma) anlamlarını içerdiğini, ancak bu faydalanmanın belirli bir süre ile sınırlı olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, dünya hayatının geçici bir yararlanma alanı olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âhiret' kelimesinin 'sonra gelen, son' anlamında olduğunu ve dünya hayatının zıttı olarak ebedi olanı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, dünya hayatının geçiciliğine karşılık kalıcı olan yurt olarak vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âhiret' kavramının Kur'an'da sadece bir zaman dilimi değil, aynı zamanda bir 'mekan' ve 'varoluş biçimi' olarak da ele alındığını belirtir. Ayetteki 'dâru'l-karâr' ifadesiyle birlikte, ahiretin kalıcı ve nihai yurt olduğu anlamını pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'karâr' kelimesinin 'istikrâr' (yerleşme, sabitlenme) anlamında olduğunu ve bir şeyin yerinde durması, kalıcı olması durumunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'dâru'l-karâr' ifadesi, ahiretin ebedi ve değişmez ikametgah olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'karâr' kelimesinin 'sükûn' (sakinleşme, durulma) ve 'sebat' (sabit kalma) anlamlarını içerdiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, ahiretin geçicilikten uzak, ebedi bir yerleşim yeri olduğunu net bir şekilde ortaya koyar.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Dünya hayatında kişi ahretini kazanır. Kendisi için en büyük kazanç nefsini ve rabbini bilmesidir. Eğer bunları elde edebilirse, Mesnevi-i Şerifte belirtildiği gibi daha bugünde cennet-i acile dahil olabilir. (Murat Derûni)