Lâ cerame ennemâ ted'ûnenî ileyhi leyse lehu da'vetun fî-ddunyâ velâ fî-l-âḣirati ve enne meraddenâ ila(A)llâhi ve enne-lmusrifîne hum ashâbu-nnâr(i)
"Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah'adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir."
"Hiç inkâr edilemez ki, gerçekten sizin beni davet ettiğiniz şeyin dünyada da, ahirette de bir davet hakkı yoktur. Hepimizin dönüşü Allah'adır. Şüphesiz haddi aşanların hepsi cehennemliktir."
Mü'min Suresi 43. ayet, tevhid inancının temelini oluşturan çağrı, dönüş ve aşırı gitme kavramları üzerinden, Allah'tan başkasına yönelmenin anlamsızlığını ve bunun ahiretteki sonuçlarını vurgulamaktadır. Ayet, özellikle 'çağrı' fiilinin hem dünyevi hem de uhrevi bağlamda ne anlama geldiğini dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'جرم' kelimesinin asıl anlamının 'kesmek, ayırmak' olduğunu belirtir. 'Lâ cerame' ifadesi ise, bir şeyin kesinleştiğini, kaçınılmaz olduğunu ve artık ondan dönülemeyeceğini ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, çağrılan ilahların hiçbir güce sahip olmadığının kesinliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Lâ cerame' ifadesini 'hakkan' (gerçekten, muhakkak) veya 'lâ budde' (kaçınılmaz olarak) şeklinde açıklar. Bu, ayetteki 'beni kendisine çağırdığınızın' ifadesinin ardından gelen hükmün kesinliğini ve şüphe götürmezliğini pekiştirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'lâ cerame' terkibinin 'kesinleşti, sabit oldu' anlamında kullanıldığını ve olumsuzluk edatıyla birlikte 'şüphe yok ki' manasına geldiğini belirtir. Bu, ayetteki ilahi çağrının geçersizliğinin ve Allah'a dönüşün kesinliğinin altını çizer.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'دعوة' kelimesinin 'çağırmak, davet etmek' anlamının yanı sıra 'ibadet etmek' manasına da geldiğini belirtir. Ayetteki 'beni kendisine çağırdığınız' ifadesi, müşriklerin Allah'tan başka ilahlara yönelişini ve onlara ibadet etme eylemini kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دعاء' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi kendine doğru çekmek' olduğunu ve bunun hem sözlü çağrıyı hem de ibadet ve yardım talebini içerdiğini açıklar. Ayetteki 'ted'ûnani' fiili, muhatapların Allah'tan başka varlıklara yönelerek onlardan medet ummasını ve onları ilahlaştırmasını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'du'a' kavramının Kur'an'da sadece 'çağırmak' değil, aynı zamanda 'ibadet etmek, yalvarmak' anlamlarına da geldiğini vurgular. Bu ayetteki 'ted'ûnani' fiili, müşriklerin Allah'ın dışında taptıkları varlıklara yönelik ibadet ve yakarışlarını ifade eder ve bu varlıkların çağrıya cevap verme yeteneğinden yoksun olduğunu belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'دعوة' kelimesinin 'çağrıya icabet' veya 'bir şeye sahip olma' anlamlarına gelebileceğini belirtir. Ayetteki 'leyse lehu da'vetun' ifadesi, çağrılan ilahların ne bir çağrıya cevap verme ne de herhangi bir şeye sahip olma gücüne sahip olmadığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'دعوة' kelimesinin 'bir şeyi istemek, talep etmek' ve 'bir şeye sahip olmak' manalarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'leyse lehu da'vetun' ifadesi, müşriklerin taptığı varlıkların, kendilerine yapılan çağrılara karşılık verme veya herhangi bir fayda sağlama gücünden tamamen yoksun olduğunu açıkça ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'دعوة' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda 'çağrı, davet, iddia, dua' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımıyla, Allah'tan başka ilahların, kendilerine yöneltilen çağrılara cevap verme veya herhangi bir etki yaratma yeteneğine sahip olmadıklarını, yani 'çağrıya icabet kabiliyetleri' olmadığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ردّ' fiilinin 'geri çevirmek, geri döndürmek' anlamlarına geldiğini ve 'meredd' kelimesinin ise 'dönüş yeri, dönüş zamanı' manasına geldiğini açıklar. Ayetteki 'meraddenâ' ifadesi, tüm insanların öldükten sonra nihai olarak Allah'a döneceğini ve O'nun huzurunda hesap vereceğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ردّ' kökünün 'bir şeyi eski haline döndürmek' veya 'bir yerden geri çevirmek' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Mereddenâ' kelimesi, bu bağlamda, tüm varlıkların başlangıç noktası olan Allah'a nihai dönüşünü, yani ahiretteki diriliş ve hesap verme sürecini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'dönüş' (me'ab, meredd) kavramının, insanın dünya hayatındaki eylemlerinin sonucunda Allah'a hesap vermek üzere geri döneceği nihai noktayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'meraddenâ' ifadesi, Allah'tan başkasına yönelmenin anlamsızlığını pekiştirerek, gerçek ve tek dönüş yerinin Allah olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'إسراف' kelimesinin 'haddi aşmak, sınırı geçmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'müsrifîn' ifadesi, Allah'ın birliğini inkar ederek veya O'na ortak koşarak haddi aşan, şirke düşen kimseleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سرف' kelimesinin 'herhangi bir işte haddi aşmak' olduğunu ve bunun hem malda hem de fiillerde olabileceğini açıklar. Ayetteki 'müsrifîn' kavramı, özellikle tevhid inancından saparak Allah'a ortak koşmak suretiyle en büyük haddi aşanları, yani müşrikleri ve günahkarları kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'israf' kavramının Kur'an'da sadece maddi israfı değil, aynı zamanda ahlaki ve dini sınırları aşmayı da ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'müsrifîn', Allah'ın birliğini reddederek veya O'na ortak koşarak tevhidin sınırlarını aşan, dolayısıyla en büyük günahı işleyen kimseleri tanımlar.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
“Hadi” esmâsı zuhuru tapmaya çağırdığınız hayali ve vehimi bilgilerin, doğru yola zâhir ve bâtın hiçbir çağrısı yoktur. Kuşusuz dönüşümüz-dönüşümümüz uluhiyet zât mertebesinedir. İnsânın kaynağı zât mertebesindendir. Aşırı gidenler delâlet ateşindedirler. Diye anlatmaya devam ediyor. (Murat Derûni)