Feseteżkurûne mâ ekûlu lekum(c) ve ufevvidu emrî ila(A)llâh(i)(c) inna(A)llâhe basîrun bil'ibâd(i)
"Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir."
"Siz benim söylediklerimi sonra anlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını görür, gözetir."
Mü'min Suresi 44. ayet, Firavun ailesinden imanını gizleyen bir müminin, kavmine yaptığı uyarıyı ve Allah'a tevekkülünü ifade eder. Ayet, hatırlama, işleri Allah'a havale etme ve Allah'ın kullarını görmesi gibi temel kavramlar üzerinden ilahi denetimi ve ahiret sorumluluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikr (ذكر), bir şeyi kalpte veya dilde hazır bulundurmaktır. Ayetteki 'festezkirûne' (فَسَتَذْكُرُونَ) ifadesi, Firavun'un kavminin, müminin kendilerine söylediği hakikatleri gelecekte, yani azapla karşılaştıklarında veya ahirette hatırlayacaklarını ifade eder. Bu, sadece bir anımsama değil, aynı zamanda bir pişmanlık ve idrak etme anlamı taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zikr (ذكر), unutmanın zıddıdır ve hem kalple hem de dille gerçekleşebilir. Ayetteki kullanım, müminin sözlerinin önemini ve gelecekteki kaçınılmaz sonucunu vurgular. Kavmin, bu sözlerin doğruluğunu ancak olaylar vuku bulduktan sonra idrak edeceğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zikr (ذكر) kavramı Kur'an'da sadece hatırlama değil, aynı zamanda 'uyarı' ve 'öğüt' anlamlarını da içerir. Bu ayette, müminin sözlerinin bir uyarı niteliğinde olduğu ve kavmin bu uyarıyı gelecekteki olaylarla birlikte 'hatırlayarak' idrak edeceği vurgulanır. Bu, ilahi mesajın ciddiyetini ve sonuçlarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tefvîd (تفويض), bir işi başkasına havale etmek, ona bırakmaktır. Ayetteki 'üfevvidu emrî' (أُفَوِّضُ أَمْرِىٓ) ifadesi, müminin kendi gücünün ve imkanlarının ötesindeki meselelerde, özellikle kavminin kendisine karşı düşmanca tutumu karşısında, işini tamamen Allah'a teslim ettiğini ve O'na güvendiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fevd (فوض), bir işi başkasına bırakmak, ona havale etmektir. 'Tefvîd' (تفويض) ise, bir işi tamamen birine teslim etmek, onun tasarrufuna bırakmaktır. Mümin, kendi çabalarının ötesinde, kavminin kendisine verebileceği zararlara karşı Allah'a sığınarak, işinin sonucunu O'na bırakır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tefvîd (تفويض) kavramı, Kur'an'da genellikle zor durumlar karşısında Allah'a tam bir teslimiyet ve güveni ifade eder. Bu ayette, mümin, kavminin tehditleri karşısında kendi gücüne değil, Allah'ın kudretine sığınarak işini O'na havale eder. Bu, tevekkülün en üst düzeydeki tezahürlerinden biridir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Emr (أمر), hem 'iş' hem de 'emir' anlamlarına gelir. Bu ayetteki 'emrî' (أَمْرِىٓ) ifadesi, müminin kendi şahsi durumunu, geleceğini, kavmiyle olan ilişkisini ve karşılaşabileceği her türlü tehlikeyi kapsayan 'işini' ifade eder. Mümin, bu işi Allah'a havale ederek O'nun korumasına sığınır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Emr (أمر) kelimesi, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; 'hal, şan, iş, durum' gibi manalara gelebilir. Ayetteki 'emrî' (أَمْرِىٓ), müminin kendi hayatını, kaderini ve kavmiyle olan mücadelesini içeren tüm meselelerini ifade eder. Bu, sadece bir eylem değil, aynı zamanda bir varoluşsal durumu da kapsar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Basîr (بصير), Allah'ın isimlerinden olup, her şeyi gören, hiçbir şeyin kendisine gizli kalmadığı anlamına gelir. Ayetteki 'innallâhe basîrun bil-ibâd' (إِنَّ ٱللَّهَ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ) ifadesi, müminin Allah'a tevekkülünün gerekçesini açıklar. Allah, kullarının durumunu, niyetlerini ve maruz kaldıkları zulmü tam olarak görmektedir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Basar (بصر), gözle görmek veya kalple idrak etmek anlamına gelir. Allah için kullanıldığında ise, O'nun her şeyi kuşatan ilmini ve her şeyi eksiksiz bir şekilde müşahede etmesini ifade eder. Bu ayette, Allah'ın 'Basîr' olması, müminin işini O'na havale etmesinin bir güvencesidir; zira Allah, kullarının durumunu en iyi bilendir ve onlara yardım edecektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Allah'ın 'Basîr' (بصير) ismi, O'nun her şeyi gören, her şeyden haberdar olan ve hiçbir şeyin O'nun bilgisinden kaçamayacağı anlamına gelir. Bu, sadece fiziksel bir görme değil, aynı zamanda tam bir bilgi ve idrak etme yeteneğidir. Ayette, mümin, Allah'ın kendisini ve kavminin yaptıklarını gördüğüne olan inancıyla teselli bulur ve O'na güvenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Abd (عبد), boyun eğmek, itaat etmek ve kulluk etmek anlamına gelir. 'İbâd' (عباد) ise, Allah'ın kullarıdır. Bu ayette, Allah'ın 'Basîr' (gören) olması, özellikle O'nun kullarına yönelik bir sıfatıdır. Allah, kendisine kulluk eden veya etmeyen tüm insanları, onların durumlarını ve ihtiyaçlarını görür ve bilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İbâd (عباد) kelimesi, Kur'an'da genellikle Allah'ın yaratıkları olan insanları ifade eder. Bu ayette, 'Allah kulları görür' ifadesi, Allah'ın sadece müminleri değil, tüm insanları, onların eylemlerini, niyetlerini ve maruz kaldıkları durumları gözettiğini vurgular. Bu, ilahi adaletin ve denetimin kapsamını gösterir.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Size söylediklerimi zikr edip hatırlayacaksınız. Benim seyrim Allaha dır. Allah kulları hakkıyla, hakk olarak ulundan görendir. (Murat Derûni)