Fevakâhu(A)llâhu seyyi-âti mâ mekerû(s) ve hâka bi-âli fir'avne sû-u-l'ażâb(i)
Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azabın en kötüsü kuşattı.
Allah o mümini, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun'un adamlarını ise, o kötü azab kuşattı.
Mü'min Suresi 45. ayet, Allah'ın mümin bir kişiyi düşmanlarının kurduğu tuzaktan korumasını ve Firavun ailesini kuşatan kötü azabı anlatır. Ayet, ilahi koruma, hile ve azap kavramları etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vakâ (وقى) kelimesi, bir şeyi zararlı şeylerden korumak, muhafaza etmek demektir. Ayetteki 'fevakâhu' ifadesi, Allah'ın o mümin kişiyi, Firavun ve adamlarının kurduğu tuzaklardan ve kötülüklerden koruduğunu, ona zarar gelmesini engellediğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vakâ (وقى) fiili, mecazi olarak bir tehlikeden kurtarmak, emin kılmak anlamında kullanılır. Bu ayette, Allah'ın mümin kişiyi Firavun'un hilesinden koruması, onun güvenliğini sağlaması olarak anlaşılmalıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mekr (مكر), birine karşı gizlice kötü bir plan yapmak, hile ile aldatmaktır. Ayetteki 'mâ mekerû' ifadesi, Firavun ve adamlarının mümin kişiye karşı kurdukları gizli tuzakları ve kötü niyetli planları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Mekr (مكر) kavramı Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla, düşmanca ve aldatıcı bir planı ifade eder. Bu ayette, Firavun'un mümin kişiyi öldürme veya ona zarar verme yönündeki sinsi planlarını ve hilelerini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hâka (حاق) fiili, bir şeyin bir başkasını tamamen kuşatması, sarması ve onu etkisi altına alması demektir. Ayetteki 've hâka bi-âli Fir'avne' ifadesi, kötü azabın Firavun ailesini tamamen kuşattığını, onları çepeçevre sardığını ve ondan kaçış imkanı bırakmadığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hâka (حاق) fiili, genellikle ceza veya azabın bir kişiyi veya topluluğu tamamen kuşatması, ondan kurtulmanın mümkün olmaması durumunu ifade eder. Bu ayette, Firavun ailesinin kötü azap tarafından tamamen kuşatıldığını ve bu azabın kaçınılmaz olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sû' (سوء), her türlü kötülüğü, çirkinliği ve zararı ifade eden geniş kapsamlı bir kelimedir. Ayetteki 'sûu'l-azâb' (kötü azap) terkibi, azabın şiddetli, acı verici ve dayanılmaz olduğunu, yani nitelik olarak kötü olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sû' (سوء), hem maddi hem de manevi anlamda hoş olmayan, zararlı ve kötü olan her şeyi kapsar. Bu ayette, Firavun ailesini kuşatan azabın niteliğini belirterek, bu azabın son derece şiddetli ve kötü sonuçlar doğuran bir azap olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azâb (عذاب), bir şeyi engellemek, alıkoymak ve acı vermek anlamlarına gelir. Kur'an'da genellikle Allah'ın günahkarlara verdiği cezayı ifade eder. Ayetteki 'sûu'l-azâb' ifadesi, Firavun ailesine verilen cezanın niteliğini, yani onun çok şiddetli ve acı verici olduğunu açıklar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Azâb (عذاب), bedene veya ruha verilen acı ve eziyettir. Bu ayette, Firavun ailesinin işlediği zulümlerin karşılığı olarak kendilerini kuşatan ve onlara büyük acılar yaşatan ilahi cezayı ifade eder.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Tasavvuf ya da hakk yolu, türlü tuzaklarla kurulu kaygan bir zemini olan, sürekli kendinde olmayı gerektiren, bir yoldur.
Bu yolun tuzaklarından biriside “Mekr” dir. Diyanet ansiklopedisinde Mekr, aldatmak, hile yapmak suretiyle birinin amacına ulaşmasını engellemek anlamında mastar, hile aldatma manasında da isim olarak kullanılır.
Mekr, Allaha nispet edildiğinde ise kötüleri hilelerinden dolayı cezalandırmak, tuzak ve düzenlerini etkisiz hale getirmek olarak, Âli İmran ..”54” Ve Mekr (hilekarlık) yaptılar. Allahu Tealâ da mekrlerine (hilelerine) karşılık verdi. Ve Allah hile yapanların hayırlısıdır.
Mekr-i İlahi Allahu Teâlânın hile yapanların mekrini kendilerine çevirmesidir. Kurdukları tuzakları bozması, mekrlerine karşılık onları cezalandırmasıdır.
Cenabı Hakk mekre (hileye) muhtaç değildir.
Cenâbı Hakk, nefsi emmarelerin hareketiyle meydana çıkan bu tür fiilleri ve onların ilahi mekr ile boşa çıkarılışını biz kullarına bunlardan ibret almamız için açıklıyor. Bu hallerin iyi görülmesini, yani hayırlı olan mekrin iyi anlaşılmasını istiyor. Böylece biz kularını bu hallerden uzaklaştırıp tövbeye zorlamaktadır.
Kuran-ı Keriyme iyice göz atarsak Mekr hadiselerinin örnekleri de çoktur. Bedr savaşında müslümanların sayısı müşriklere az gösterilip bedire geldiklerinde sayıca çok fazla gözükmelerine rağmen büyük bir bozgun yediler. Hakkın buradaki hayırlı mekri onların mekrini açığa çıkarmıştı.
Hz Rasulullahın Mekkede öldürülme planları yapılmış, her kabilenin savaşçı gençleri seçilmişti. Böylece efendimizin kim öldürdüye gitmesi arzulanıyordu. Ancak cebrâil as. Bunu kendisine haber veriyor, o da yatağına Hz Ali efendimizi yatırarak aralarından geçip gidiyordu. Sonra İz takibi yapan kişinin atının ayakları kuma batıyor, gittikleri mağarada örümcek ağı ve güvercin yuvası görüyorlardı. Böylece Hakkın onlara İlahi mekri olmuştu.
Yine en son sohbetlerde Terzi Babamın lisanından duyduğumuz Davûd as.ın bir öküz hakkında ilgili taraflara verdiği hüküm Hakkın mekri gibi olmaktadır. Bu misalleri çoğaltabilmemiz mümkündür.
Mekr, çok farklı yönlerden olabilmekte ancak kendi kanaatimce en tehlikeli mekr ilim ehline, ehli tarîke olmaktadır. Zamanla edinilen ilimler nefsi emmare tarafından kullanılmakta, hele hele klasik tarikat anlayışındaki yerlerde çevrenin tuttuğu alkış nefsi emmareyi türlü mekrin içine çekebilmektedir.
27/70..Ve onlara karşı mahzun olma ve onların hilelerinden (mekr) dolayı bir sıkıntıya düşme... (Ç.H.U)[56] “ İz- -T-B- ”
فَاتَّبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِ
مَا غَشِيَهُمْ
(Fe etbeahum fir’avnu bi cunûdihî fe gaşiyehum minel yemmi mâ gaşiyehum.)
(Tâ-Hâ-20/78) “Böylece Fir’âvn ordusuyla onları takip etti. Bunun üzerine deniz, onların üzerine öyle bir kapanışla kapandı ki, onları (tamamen) örterek kapladı (onları suda boğdu).”
Nefsi emmâre ve askerleri, akıl Mûsâ’sı, fikir Hârun’u nu ve onların halkını, takib ederek kendilerini de aynı halde zannederek arkalarından denize girdiler. Bunun üzerine su onların üzerine kaparak bu su ile gark olmuş-nefesleri kesilmiş oldu. Benî İsrâîl-e kuru bir yol olan aynı geçit, onları boğan su oldu.
وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدَى
(Ve edalle fir’avnu kavmehu ve mâ hedâ.)
(Tâ-Hâ-20/79) “Ve Fir’âvn, kavmini dalâlette bıraktı ve (kavmini) hidâyetten men etti.”
Nefs-i emmâre kendi tâbilerini hayal ve vehimle aldatarak dalâlette bıraktı ve böylece hidayetten men etti.[57]