İnne-lleżîne yucâdilûne fî âyâti(A)llâhi biġayri sultânin etâhum(ﻻ) in fî sudûrihim illâ kibrun mâ hum bibâliġîh(i)(c) feste'iż bi(A)llâh(i)(s) innehu huve-ssemî'u-lbasîr(u)
Allah'ın ayetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde ancak yetişemeyecekleri bir kibir vardır. Sen hemen Allah'a sığın. Çünkü her şeyi işiten ve gören O'dur.
Mü'min Suresi 56. ayet, Allah'ın ayetleri hakkında delilsiz tartışanların iç dünyalarındaki kibri ve bu kibrin ulaşılamazlığını vurgular. Ayet, bu tür tartışmalara karşı Allah'a sığınmayı emrederek, O'nun her şeyi işiten ve gören olduğunu belirtir. Dilbilimsel olarak, 'mücâdele', 'sultân' ve 'kibr' kavramları ayetin ana mesajını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-d-l kökünden türeyen 'mücâdele', bir şeyi sağlamlaştırmak veya bir görüşü çürütmek için karşılıklı konuşmak, çekişmek anlamına gelir. Ayetteki 'biğayri sultânin' ifadesiyle birlikte kullanıldığında, haklı bir delile dayanmadan, batıl üzere tartışmayı ifade eder. Bu, gerçeği ortaya çıkarmak yerine, kendi görüşünü dayatma çabasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): 'Yücâdilûne', burada 'yuhâsimûne' (hasımlık etmek, çekişmek) anlamındadır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın ayetleri hakkında delilsizce çekişenlerin, aslında hakikate karşı bir düşmanlık sergilediklerini ve batılı savunmaya çalıştıklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'c-d-l' kökünün Kur'an'daki kullanımının genellikle olumsuz bir çağrışım taşıdığını belirtir. Özellikle 'biğayri sultân' ile birlikte kullanıldığında, bu, hakikati arayıştan ziyade, inatlaşma ve karşı çıkma motivasyonuyla yapılan bir tartışmadır. Bu tür bir 'mücâdele', imanın önündeki engellerden biri olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Sultân', burada 'hüccet' (delil) ve 'burhân' (açık kanıt) anlamında kullanılmıştır. Ayetteki 'biğayri sultânin' ifadesi, tartışanların Allah'ın ayetleri hakkında hiçbir geçerli delile sahip olmadıklarını, sadece zan ve hevesleriyle konuştuklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): S-l-t kökünden türeyen 'sultân', aslında güç ve otorite anlamına gelir. Ancak Kur'an'da sıkça 'delil' ve 'kanıt' anlamında mecazi olarak kullanılır. Çünkü delil, bir görüşe güç ve otorite kazandırır. Ayette, bu delilin yokluğu, tartışmanın temelsizliğini ve batıllığını ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sultân' kelimesinin Kur'an'daki semantik alanını incelerken, onun sadece siyasi güç değil, aynı zamanda fikri ve mantıki gücü de ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, 'sultân'ın yokluğu, tartışanların argümanlarının fikri bir temele dayanmadığını, dolayısıyla geçersiz olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-b-r kökünden türeyen 'kibr', kişinin kendini başkalarından üstün görmesi, büyüklük taslamasıdır. Ayette, delilsiz tartışanların gönüllerindeki 'kibr'in, onların hakikati kabul etmelerine engel olan temel bir ahlaki hastalık olduğunu belirtir. Bu kibir, onları Allah'ın ayetlerine karşı çıkmaya sevk eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kibr'i, kişinin kendi nefsini yüceltmesi ve başkalarını hor görmesi olarak tanımlar. Ayetteki 'mâ hum bi-bâliğîhi' (ona ulaşamayacakları) ifadesiyle birlikte, bu kibrin aslında boş ve temelsiz olduğunu, sahibine bir fayda sağlamayacağını, aksine onu helake sürükleyeceğini ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kibr'i Kur'an'ın temel ahlaki kavramlarından biri olarak ele alır ve onun 'şirk' ile yakından ilişkili olduğunu belirtir. Kibirli kişi, Allah'ın otoritesini ve ayetlerini reddederek, kendi nefsini ilahlaştırma eğilimindedir. Bu ayetteki 'kibr', delilsiz tartışmanın altında yatan psikolojik ve ahlaki motivasyonu açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): B-l-ğ kökünden türeyen 'bâliğ', bir şeye ulaşan, erişen demektir. Ayetteki 'mâ hum bi-bâliğîhi' ifadesi, o kibir ve büyüklük taslamasının, sahiplerini gerçek bir yüceliğe veya istedikleri amaca asla ulaştıramayacağını, aksine onları hüsrana uğratacağını belirtir. Bu, kibrin boş ve sonuçsuz bir çaba olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, bu ifadenin, o kibrin kendilerine bir fayda sağlamayacağını, aksine zararlı olacağını ifade ettiğini belirtir. Onlar, bu kibirle ne dünyada ne de ahirette bir mertebeye ulaşamayacaklardır. Bu, kibrin akıbetinin olumsuzluğuna işaret eder.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
لَخَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ أَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ {57}