Fasbir inne va'da(A)llâhi hakkun vestaġfir liżenbike vesebbih bihamdi rabbike bil'aşiyyi vel-ibkâr(i)
Ey Muhammed! Sabret. Allah'ın va'di şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbini hamd ederek tespih et!
O halde sabret. Çünkü Allah'ın vaadi haktır. Hem günahından dolayı istiğfar et ve akşam sabah Rabbini hamdiyle tesbih et.
Mü'min Suresi 55. ayet, sabır, istiğfar ve tesbih kavramları etrafında şekillenen bir ilahi emri içermektedir. Ayet, Allah'ın vaadinin hakikatini vurgulayarak müminlere zorluklar karşısında dirençli olmayı, günahlarından arınmayı ve sürekli bir şükür ve zikir halinde bulunmayı öğütlemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır, nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymaktır. Ayetteki 'fasbir' emri, Allah'ın vaadinin hak olduğuna inanarak, karşılaşılan zorluklara ve sıkıntılara karşı direnç göstermeyi, acele etmemeyi ve ilahi takdire rıza göstermeyi ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sabır, nefsi musibetler karşısında sükûnete erdirmek ve şikayeti terk etmektir. Bu ayetteki sabır emri, peygamberin tebliğ görevinde karşılaştığı inkarcıların eziyetlerine ve zorluklarına karşı sebat etmesini, Allah'ın yardımının geleceğine olan inancını korumasını öğütler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Va'd, hayır için verilen sözdür. Ayette geçen 'va'dullah', Allah'ın peygamberine ve müminlere zafer, yardım ve ahiretteki mükafatlar gibi konularda verdiği kesin sözleri ifade eder ki bu sözlerin gerçekleşeceği şüphesizdir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Va'd, bir şeyin olacağını haber vermektir. Buradaki 'va'dallah', Allah'ın peygamberine ve müminlere düşmanlarına karşı yardım edeceğine, dinini yücelteceğine ve ahirette mükafatlandıracağına dair kesin ve değişmez taahhüdüdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hak, doğru ve sabit olandır. Ayetteki 'hak' kelimesi, Allah'ın vaadinin kesinliğini, değişmezliğini ve gerçekleşeceğinden asla şüphe edilmemesi gerektiğini vurgular; bu, batılın zıddıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hak' kavramı, mutlak gerçekliği, ilahi düzeni ve adaleti ifade eder. Bu ayette 'va'dullah hak' ifadesi, Allah'ın sözünün sadece doğru olmakla kalmayıp, aynı zamanda varoluşsal bir gerçeklik taşıdığını ve kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstiğfar, günahın örtülmesini ve affedilmesini istemektir. Ayetteki 've'stağfir', peygamberin dahi beşer olması hasebiyle olası kusurlarından veya ümmeti adına Allah'tan af dilemesini emreder; bu, aynı zamanda ümmetine de istiğfar etme çağrısıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İstiğfar, Allah'tan günahların örtülmesini ve cezalandırılmamasını talep etmektir. Bu ayetteki istiğfar emri, peygamberin makamına uygun bir edep ve tevazu göstergesi olup, aynı zamanda müminlere de sürekli istiğfar halinde bulunmanın önemini hatırlatır; zira insan hata yapmaya meyillidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Tesbih, Allah'ı her türlü noksanlıktan uzak tutmak, O'nu yüceltmek ve şükretmektir. Ayetteki 've sebbih', Allah'ın kudretini, azametini ve nimetlerini anarak O'nu sürekli zikretmeyi ve O'na hamd etmeyi emreder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Tesbih, Allah'ı kemal sıfatlarıyla anmak ve noksan sıfatlardan tenzih etmektir. Bu ayetteki tesbih emri, özellikle 'bi hamdi Rabbike' (Rabbinin hamdiyle) ifadesiyle birlikte, Allah'ı överek, O'nun nimetlerine şükrederek ve O'nun büyüklüğünü idrak ederek zikretmenin önemini vurgular.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Kaynaklarda, İslâm’ın ilk dönemlerinden itibaren namaz ibadetinin mevcut olduğu ve beş vakit namaz farz kılınmadan önce sabah ve akşam olmak üzere günde iki vakit namaz kılındığı belirtilmektedir. Kur’an’daki bazı âyetlerin (Tâhâ 20/130; el-Mü’min 40/55) bu iki vakit namaza işaret ettiği görüşünde olanlar da vardır (Tecrid Tercemesi, II, 279; Şevkânî, IV, 497). Vahyin başlangıç döneminde -bazı kaynaklara göre Müddessir sûresinin 1-3. âyetleri nâzil olunca- Cebrâil, Hz. Peygamber’i Mekke’nin yakınlarındaki bir vadiye götürmüş, orada fışkıran su ile önce kendisi, sonra Resûl-i Ekrem abdest almış, ardından Resûlullah’a namaz kıldırmıştır. Bunun üzerine Hz. Peygamber sevinçli bir şekilde eve gelmiş, Hz. Hatice’nin elinden tutarak oraya götürmüş ve aynı şekilde onunla birlikte abdest alıp iki rek‘at namaz kılmışlardır (İbn Hişâm, I, 243-245).[65]
Sabah ve akşam, Fenafillah ve Bekabillah mertebesidir. Efendimiz (s.a.v.) şahsında gelen bu âyet, biz ümmetinede bir tavsiyedir.
Fenâfillah ki kul yoktur. Hakk kuluna hamd eder, över. Bakabillah ta, kul hakk ile bakidir. Makam-ı Mahmud, övülen makamda kul, rabbi olan Allah c.c. över.
Öncelilke “Sabret” uyarış ve tavsiyesi vardır. (Murat Derûni)
(18/28)28-) Vasbir nefseke mealleziyne yed'une Rabbehüm bil ğadati vel aşiyyi yüriydune vecheHU ve la ta'dü aynake anhüm türiydü ziynetel hayatid dünya ve la tutı' men ağfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahu ve kâne emruhu furuta;
*(18/28) Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
Bu Ayeti Kerim’e çok dikkatimi çeken bir Ayeti Kerim’e idi, bu Ayeti Kerime’nin yaşantısını kendime düstur edindim ve halâ da devam ediyor.
Nefsinle sabret, nefsinle sabretmesini öğren, sabrın nefsle yapılmasını tavsiye ediyor Cenâb-ı Hakk, o nefsinle sabreden kimselerle birlikte, demek ki sabretmenin özelliklerinden birisi sabredenleri bulup onlarla ünsiyet edip birlikte sabretme yolunu seçmek ve onlardan dayanak almak, insan kolay kolay yalnız başına yapamaz, yapsa da çok ileri götüremez. O kimselerle ki onlar Rablarını davet ediyorlar, sabah ve akşam ve Rab’larının vechini talep ediyorlar, bakın cenneti değil ve sakın onlardan gözlerini ayırma. Sıkıntılı zamanlarda okunduğunda hemen faaliyete geçen bir Âyettir, herkesin ezberleyip okumasını tavsiye ederim, çünkü ne cennet, ne mal ne mülk var, sadece Rabbının vechi var ve nefsi, yani kişinin bütün varlığını devreye sokuyor. Dünyayı talep eden ve kalbi gaflette olan kimselere uyma, zikrimizden gaflette olanlara uyma, onlar hevasına tabi olan kimselerdir, o zaman işinde aşırı gitmiş olursun, yani İlâh-î hükümlerin dışına çıkmış olursun. Nefis mertebesinde, nefis eğitiminde bu Âyeti Kerime çok büyük yol göstericidir.[66]