Ve lekum fîhâ menâfi'u ve litebluġû ‘aleyhâ hâceten fî sudûrikum ve 'aleyhâ ve 'alâ-lfulki tuhmelûn(e)
Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır. Gönüllerinizdeki ihtiyaçlara kendileri üzerinden ulaşasınız diye onları yaratmıştır. Onlarla ve gemilerle taşınırsınız.
Sizin için onlarda daha nice menfaatler vardır. Onların üzerinde gönüllerinizdeki bir arzuya erersiniz. Hem onlar üzerinde, hem de gemiler üzerinde taşınırsınız.
Mü'min Suresi 80. ayet, hayvanların ve gemilerin insan hayatındaki faydalarını ve taşıma işlevlerini vurgulayarak Allah'ın nimetlerini hatırlatmaktadır. Ayet, 'menâfi'' (faydalar), 'hâcet' (ihtiyaç/arzu) ve 'tuhmelûn' (taşınmak) gibi kavramlar üzerinden bu nimetlerin derinliğini ve kapsamını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nef' (نفع) kelimesi, bir şeyin istenen bir amaca ulaşmasına yardımcı olan durumu ifade eder. Menâfi' ise bu faydaların çoğuludur ve ayette hayvanların etinden, sütünden, yününden ve taşıma kapasitesinden elde edilen çeşitli yararları kapsar. Bu bağlamda, hayvanların insan yaşamına sunduğu geniş yelpazedeki faydaları vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Menâfi', burada hayvanlardan elde edilen her türlü yararı ifade eder. Bu, sadece maddi faydaları değil, aynı zamanda insanların hayatını kolaylaştıran ve onlara hizmet eden tüm yönleri içerir. Ayetteki 'fîhâ' (onlarda) ifadesiyle, bu faydaların hayvanların bizzat kendilerinde bulunduğuna işaret edilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nef' kökü, Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara bahşettiği nimetler ve bu nimetlerin sağladığı yararlar bağlamında kullanılır. 'Menâfi'' kelimesi, bu ayette hayvanların çok yönlü faydalarını, yani etinden, sütünden, derisinden, yününden ve yük taşımacılığından elde edilen tüm yararları kapsayacak şekilde geniş bir anlam taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hâcet (حاجة), bir şeye duyulan ihtiyaç ve o şeye ulaşma arzusudur. Ayetteki 'fî sudûriküm' (gönüllerinizdeki) ifadesiyle birlikte kullanıldığında, bu ihtiyacın sadece fiziksel bir gereksinimden öte, kalpte hissedilen bir arzu, bir hedef veya bir yere ulaşma isteği olduğunu belirtir. Hayvanlar, bu içsel arzuların gerçekleşmesine vesile olurlar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hâcet, bir şeyin eksikliğini hissetmek ve ona yönelmek anlamındadır. Ayetteki bağlamda, insanlar bir yerden bir yere gitme, yük taşıma veya belirli bir amaca ulaşma gibi içsel bir 'hâcet' duyduklarında, hayvanlar bu ihtiyacın giderilmesinde bir araç olarak sunulur. Bu, hayvanların sadece fiziksel değil, aynı zamanda insanların plan ve hedeflerine ulaşmalarına da hizmet ettiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'hâcet' kavramının Kur'an'da genellikle insanın bir şeye olan bağımlılığını ve o şeye duyduğu gereksinimi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, insanların uzak yerlere gitme veya ağır yükleri taşıma gibi 'ihtiyaçlarını' hayvanlar aracılığıyla giderdikleri vurgulanır. Bu, insanın acziyetini ve Allah'ın yarattığı varlıklar aracılığıyla bu acziyetin giderildiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hamle (حمل) kelimesi, bir şeyi taşımak, yüklenmek anlamına gelir. 'Tuhmelûn' ise edilgen çatıda 'taşınırsınız' demektir. Ayette hem hayvanlar (onlarla) hem de gemiler (ve'l-fülki) aracılığıyla insanların ve eşyalarının taşınması kastedilir. Bu, Allah'ın insanlara sunduğu ulaşım imkanlarını ve bu imkanların hayatı kolaylaştırmadaki rolünü vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hamle kökü, bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletme eylemini ifade eder. 'Tuhmelûn' fiili, insanların kendilerinin veya eşyalarının hayvanlar ve gemiler vasıtasıyla taşınmasını anlatır. Bu, Allah'ın insanlara verdiği bir lütuf olarak, zorlu yolculukların ve ağır yüklerin taşınmasının kolaylaştırıldığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hamle, bir yükü kaldırmak ve onu taşımak demektir. 'Tuhmelûn' ifadesi, insanların pasif olarak, yani hayvanlar ve gemiler gibi araçlar vasıtasıyla taşındığını belirtir. Bu, Allah'ın insanlara sunduğu bu araçların, onların hareket kabiliyetlerini ve ticaretlerini nasıl kolaylaştırdığını açıkça ortaya koyar.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Bu konuya Bakara (İnek) üstünden bakacak olursak Bakara dosyasına müracaat edelim.
Bir sâlik içinde gerçekten bu işi yapmak oldukça zordur. Bu iş ancak bir Ârif tarafından yönlendirilerek tatbik ettirilebilir, işte Mûsâ (a.s.) da onların Ârif bir (Rasûl) leri idi buzağıyı kendi yok etti, bakarayı ise kavmine tavsiyeleri ile tanıttı, buldurdu ve yok ettirdi. İşte bizde de Kûrb’ân bayramının hakikati, nefs bakarası’nın Kâmil bir mürşit-Ârif’in telkin ve sâlik’in kendi irade gücünü oluşturmasıyla, zâhir de inek-bakara’sını bâtın da ise nefsi levvâme bakarasını kûrb’ân ettirmesi dir. Gerçek kûrb’ân bayramı da budur.
Zâhiren ise bakara kesilir kıyma ve ete dönüştürülür, daha sonra onu ibadet ehli bir kimse yer ondan aldığı gıda ile namazında (rükû) eder ve orada “Sübhane Rabb’iyel azîm) diyerek Rabb’i ni tenzîhi yönden tesbîh eder, ve bu haliyle şeklen bakara sûretindedir ama kendisi aslen insândır. Ve şahsında (hay) olan bakarayı Hakk’ın huzuruna İnsân şekliyle çıkarmıştır, Çünkü onun bir uzvunu yemiş o bakara kendisinde fâni olup ona güç kaynağı ve dilinde dua ile tesbih olmuş bakara, insân mânâsına intikâl ederek onun varlığında Mi’râc etmiştir. İşte bu yüzden Bakara ondan (râzı batınen de sarı) olmuş, onu bünyesinde gizleyerek Mi’rac ehli olmasını sağlayan insan da (merzi) râzı olunmuşlar’dan olmuştur.[88] “ İz- -T-B- ” olmasını sağlayan insan da (merzi) râzı olunmuşlar’dan olmuştur.[89]
“Gemilerle taşınırsınız.” Zahirde gemiler olduğu gibi bizlerin beden gemileride “Hakikati Muhammedi” tekneleridir. Oksijen deryasında dikey hareket eder ve idrakinin ilerlemesi ile hakikati ilahiye deryasında peygamber hazeratının limanlarında seyr eder.
“Onlarla ve gemilerle taşınırsınız.” Nusret Babam (r.a.) bu hakikati “Erler demine destur alalım” ilahisinde dile getirmiştir.
Erler demine destur alalım Pervâneye bak ibret alalım Aşk âteşine gel bir yanalım Dost dost diyerek arşa varalım Devrâna uyup seyran edelim Eyvah demeden Allah diyelim Günler geceler durmaz geçiyor Sermâyen olan ömrün bitiyor Bülbüllere bak, feryad ediyor
Ey gonca açıl mevsim geçiyor Devrâna uyup seyran edelim Eyvah demeden Allah diyelim Aşıksan eğer gel birleşelim Şeyhin izine yüzler sürelim
Tâ fecre kadar zikreyleyelim Feryâd edelim, efgân edelim Devrâna uyup seyran edelim Eyvah demeden Allah diyelim
Ey yolcu biraz gel dinle beni Kervân yürüyor sen kalma geri Nûsret denilen deryâ gezeri Hatmetti bugün seyrü seferi Devrâna uyup seyran edelim Eyvah demeden Allah diyelim
Hz. Nûsret [90] “ İz- -T-B- ”