İçeriğe atla
Fussilet 25Cüz 24 · Sayfa 479

Fussilet Sûresi 25. Âyet

فصلت

Sohbete sor

Ve kayyadnâ lehum kuranâe fezeyyenû lehum mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum ve hakka ‘aleyhimu-lkavlu fî umemin kad ḣalet min kablihim mine-lcinni vel-ins(i)(s) innehum kânû ḣâsirîn(e)

Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı.

Fussilet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Ve kayyadnâ lehum, Bu âyet-i kerîme de görüldüğü gibi açık olarak (nâ) biz diye ifade ederek fâil’in (Biz) ifadesi ile Hakk olan kendi olduğunu açık olarak bildir-mektedir.

Lehum, “onlar için” demek sureti ile de onların kimliklerini kabul ettiğini göstermektedir. Ayrıca bu ifade ile hadisenin zamanının mazi/geçmişi ve halide içine aldığını görüyoruz.

Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık.

Demek sureti ile ne kadar açık olarak hayatın içinde olduğunu “hum” olarak “onlar”ı muhatap aldığını ap açık olarak belirtmektedir. Ancak bunları anlayabilmesi için, kişinin mutlak irfân-i tevhid ehli olması lâzımdır. Tenzih ağırlıklı yaşayan kimselerin bu anlatılanları anlaması biraz zor olur. Tabî bu husus bizim işimiz değil kişilerin kendi halleridir.

hum/onlar” olarak bildirilen kimselerin, aslında hakikat-i İlâhiyyeden Nur-u Muhamediyye’den haberi olmayan kimseler olduğu ve bunların nefislerinin hükmü altında yaşayan kimseler olduğu anlaşılmaktadır.

Kuranâe, işte bahsedilen “hum/onlar” a gene kendileri gibi ve onlara muhabbet duyacakları (karin/yakın) kimseleri arkadaş olarak verdik ki ısrarla yaşadıkları bu hallerinden dışarı çıkamasınlar.

Eğer bir kimsenin karini/yakını kendi düşündüğü hayat anlayışı üzere ise bulunduğu yerden tasdik görmüş ve güç almış olduğundan, bu halin dışına çıkmasına çok büyük bir manidir. Kişiyi bulunduğu kötü halde kalmasına sebeb olan karin/yakın arkadaş, arkadaş değil adeta kişinin yanında dost gözüken gizli düşmanıdır.

İşte Cenâb-ı Hakk onlara inkârları yüzünden onları bulundukları halde kalmalarını güçlendirici yakın arka-daşlar gönderir yani onları onlara sevdirir. Ancak bu sevgi Hakk üzere olmayıp nefs asıllı olduklarından devam etmesi mümkün değildir. Gerçek meydana çıkınca karin/çok yakın olanlar daha sonra akıbetleri yüzünden can düşmanları olurlar.

fezeyyenû lehum, mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve gelecek-lerini süslü gösterdiler.

Ve onlara geçici hayatlarında yaptıkları nefsi emmâ-renin halleri ile yaşamalarını ve gelecekte de böyle güzellikler ile yaşayacaklarını telkin ettiler, onlarada bu geçici yaşantı ve nefsin hayvanlık mertebesinden, kontrolsuz aldıkları yasak lezzetleri, kendilerine hak’mış gibi gösterip onlarında kendileri gibi yaşamalarına sebeb oldular.

ve hakka aleyhimul kavlu. Dikkat edersek buradaki ifade değişmekte ve bahsedilen kişilerin halleri bir başka mertebe “rububiyyet” ten tarif edilmektedir.

o söz (azap), onlar için de gerçekleşti.

Bunların benzerleri daha evvelki kavimlerden de çıktığı için bu hüküm onlar içinde kıyas Hak oldu.

fî umemin kad halet min kablihim, Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan

Bu yaşantı ve onların hallerini daha evvelde benzer şekilde yaşayanlar var idi, bunlar.

minel cinni vel ins, cin ve insan toplulukları ile ilgili, Görüldüğü gibi insan ve cin topluluklarının bazı benzer davranışları olduğu anlaşılmaktadır, bunlar ise esmâ-ül hüsnâ’nın Celâli ve mudil isimlerini kendi nefislerine mâl ederek nefisleri istikametinde kullanmaları yönündendir.

innehum kânû hâsirîn, Çünkü onlar ziyana uğra-yanlardı. Belirtildiği gibi. Onlar kendilerinde bulunan, nefsi nefisleri üzerine, hayat anlayışlarını kurup, ilâhi nefsin hükümlerine uymadıklarından, ebedi ziyana oğrayanlardan oldular.


41.26*************وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا فٖيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ
(41/26) – (Ve kâlellezîne keferû lâ tesmeû lihâzel kur'âni velğav fîhi leallekum tağlibûn.)

(41/26) - İnkâr edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın."