İçeriğe atla
Fussilet 26Cüz 24 · Sayfa 479

Fussilet Sûresi 26. Âyet

فصلت

Sohbete sor

Ve kâle-lleżîne keferû lâ tesme'û lihâżâ-lkur-âni velġav fîhi le'allekum taġlibûn(e)

İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın."

Fussilet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Ve kâlellezîne, “bazı kimseler dediler ki,” bu ifade den ayet-i kerime’nin bu bölümünün, rububiyyet metre-besinden bir tarif ve anlatış olduğu anlaşılmaktadır. Bahsedilen kimselerin özellikleri hakkında, onlara benzememek için, bilgi verilmektedir. Keferû, o kişiler kâfir olan kimselerdir. Lügatlarda kâfir kelimesi şöyle geçmektedir.

Kâfir: lügatta; 1. Hakk'ı tanımayan, bilmeyen, 2. Allah'ın varlığına ve birliğine inanmayan. 3. Küfreden, küfredici. 4. İyilik bilmeyen, nankör.

Kâfir: lügatta; “örten, inkâr eden, gizleyen ve çiftçi” ma’nâsınadır.

Kâfir: Tasavvuf anlayışında da iki türlüdür. Biri küfrü bâtıl diğeri, küfrü Hakk’tır. Bu hususta şöyle denmiştir.

Küfrü bâtıl mutlak Hakk’ı örtmüştür, Küfrü Hakk kendini Hakk ile örtmüştür.

Küfrü bâtıl ile Hakk’ı örtenler. Hakk sözünü dinleme yolunda meyli olanlara lâ tesmeû, dinlemeyiniz lihâzel kur'âni, "Bu Kur'an'ı” derler, bilindiği gibi “Kur’an” zat’tır. Ve ifadeleride zâti’dir. Nefsi benlikleri kuvvetli olanların benliklerini yok eder. Bu yüzden ehli bâtıl onu dinlemez ve dinletmekte istemez. Ve bu yolda her türlü hile ve düzeni kurarlar. velğav fîhi, “o okunurken yaygara koparın." leallekum tağlibûn, “umulur ki, onun dinlenmesine mani olursunuz.

Bu âlemde bundan daha büyük bir cehalet ve Hakk’a karşı ihanet ve kendine karşı cinayet olamaz. Nasıl bir anlayış ise, kendisine kendinden “ruh” üflemiş ve hayat vermiş, ve kendi aslı olan, bir yere karşı bu düşmanlık, inkâr ve kendi kendine ihanet, nasıl bir şeydir, ve karşılığında ne kazanılacaktır, anlaşılması mümkün değildir. Yukarıda ki âyet’i kerime de bahsedildiği gibi.

Çünkü onlar (bu anlayışları ve davranışları yüzünden) ziyana uğrayanlardı.


41.27*************فَلَنُذٖيقَنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا عَذَابًا شَدٖيدًا وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذٖى كَانُوا يَعْمَلُونَ
(41/27) – (Felenuzîkannellezîne keferû azâben

şedîden ve lenecziyennehum esveellezî kânû ya’melûn.)

(41/27) – “İnkâr edenlere mutlaka şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsü ile cezalandıracağız.”