İçeriğe atla
Fussilet 27Cüz 24 · Sayfa 479

Fussilet Sûresi 27. Âyet

فصلت

Sohbete sor

Felenużîkanne-lleżîne keferû ‘ażâben şedîden velenecziyennehum esvee-lleżî kânû ya'melûn(e)

İnkar edenlere mutlaka şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsü ile cezalandıracağız.

Fussilet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Felenuzîkanne, “elbette azabı tattıracağız” görüldü-ğü gibi bu âyet’i kerime de zâti’dir. Cenâb’ı Hakk kendi lisanından kendi kitabında kendi kelâmından bu uyarıyı kendi yapmaktadır. “tattıracağız” demekki “azap” bir tadış, tadış ise bir yaşamdır, yaşam ise hayatın ta kendi-sidir. Bilindiği gibi ölüm de bir tadış’tır. İşte ehli gaflet bu âlemde nefsi tadışları yüzünden, bu tadışları, İlâhi ve ruhi tadışlarına mâni olduğundan, o sahanın farkına varamadılar ve tadışları sadece geçici ve nefsi olduğun dan, ahrette bu tadışlarından perde kalkıp o tadışların hakikatleri, kendilerine gerçek bir tadış olarak döndü-ğünden, ebedi bu inkâr tadışlarının hükmü altında kal-dıklarından. Onlar için bu tadışlar sonunun gelmesi mümkün olmayan tadışlar olarak devam edip gidecektir, bunlar daha bu günden haber verilip, ehli dalâl ve küfre meyilli olanlar uyarılmaktadır.

ellezîne keferû, bu hallere düşecek olan o kimseler-dir ki, ehli küfür/inkâr edenler ve Hakk’ı batıl ile örten-lerdir. azâben şedîden, onlara çok çetin bir azap/tadış vardır. ve lenecziyennehum, elbette onlara bunu tattıracağız. Esveellezî en kötüsü ile kânû ya’melûn yaptıklarının/amellerinin karşılığı olarak, cezalandıraca-ğız.”


“Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.” (Yunus Suresi, 44)


Yukarıda belirtilen (Yunus Suresi, 44) âyeti bu hususu çok açık olarak belirtiyor. “cezalandıracağız.” Hakk’ın adaletinin yerine getirilmesidir. Bilindiği gibi ceza/karşılk, ma’nâsına dır. Kim ne yapmış ise karşılığı/ cezası odur. Cenâb-ı Hakk (adl) ismi ile her yönden adaleti sağlaması onun Ulûhiyetinin gereğidir. Bazı kim-seler kendilerindeki (nefsi safiye) ve diğer mertebeleri itibari ile nefislerini tanımadıkları ve (nefsini bilen rabb’ı nı bilir) hükmünden kendi kendilerini küfür hali ile perdelediklerinden, kendilerinde bulunan nefsi emarele-rini eğitmeyip emmâreliğinde bıraktıklarından, ve bu sebeble nefislerini ilâh edindiklerinden, şirk ehli olmuş olmaktadırlar.

Böyle nefsi emmâreleri ile, gerçek ilâh olan, Allah’u zülcelâli perdelemiş olduklarından, ona ulaşma yolunu böylece kapamış olduklarından, nefislerine ve kendi varlıklarına en büyük haksızlığı yapmış olmaktadırlar.

Bunun karşılığı olan azb/tadış ne ise onu görecekle-rinden ve bunu da Hakk’ın adl ismi yönünden görecek-lerinden bu yüzden, kendileri üzerinde adalet tahakkuk etmiş olacaktır.

“Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.” (Yunus Suresi, 44) hükmü tahakkuk etmiş Hakk yerini bulmuş olmaktadır.


41.28*************ذٰلِكَ جَزَاءُ اَعْدَاءِ اللّٰهِ النَّارُ لَهُمْ فٖيهَا دَارُ الْخُلْدِ جَزَاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
(41/28) – (Zâlike cezâu, a’dâillâhin nâr, lehum fîhâ dârul huld, cezâen bimâ kânû biâyâtinâ yechadûn.)

(41/28) – “İşte böyle, Allah düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi inkâr etmelerinin cezası olarak orada onlar

için ebedîlik yurdu vardır.”