İçeriğe atla
Fussilet 28Cüz 24 · Sayfa 479

Fussilet Sûresi 28. Âyet

فصلت

Sohbete sor

Żâlike cezâu a'dâ-i(A)llâhi-nnâr(u)(s) lehum fîhâ dâru-lḣuld(i)(s) cezâen bimâ kânû bi-âyâtinâ yechadûn(e)

İşte böyle, Allah düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi inkar etmelerinin cezası olarak orada onlar için ebedilik yurdu vardır.

Fussilet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Zâlike cezâu, işte böylece cezası/karşılığı, bilindiği gibi, “ceza” karşılık demektir. Bu da adalettir yapılan fiil ne ise onun cezası/karşılığı nasıl hesab ediliyor ise odur. Azab etme, suçlu bulma değildir. Ceza olan karşılık, aynı zamanda hak edenler için mükâfat hükmündedir. Yani ceza her türlü amel ve fiilin karşılığıdır. Cennet ehli cennetle ceza’landırılır, cehennem ehli de cehennem ile cezalandırılır. Böyle karşılık bulurlar.

İşte bu yüzden, (Rahmân/55/60) “hel cezaul ihsani illel ihsan/ihsân-ın cezası/karşılığı ihsan değilmidir.?” (61) “Hadi bakalım Rabbinizin hangi nimetlerine yalan dersiniz.”?

Ancak genelde “ceza” bir suça karşı yapılan uygulama halinde anlaşılmaktadır. Hakikatte ise ceza, sadece karşılık demektir. İyi işlerin karşılığıda o yönden cezadır, kötü işlerin karşılığı da, gene karşılık olarak cezadır. Ancak bunların biri istenmeyen karşılık diğeri ise istenen karşılıktır. İşte bu yüzden “cezâu,” cezası, karşılığı.

a’dâ, illâhin nâr, Allah düşmanlarının, cezası, karşılığı. Ateştir. Aslında bu ateş ise nefislerinin ihtiras ateşidir ve kaynakları kendileridir. Allah’ın düşmanı olmak mümkün değildir, kişiler farkında olmadan, kendi-leri kendilerini müstakil bir varlık zannederler, ve kendilerine rakip tanımazlar, bu yüzden kendilerine rakip gibi gördükleri ve kendilerine belirli işleri teklif eden İlâh-i varlığı inkâr ederler, ve düşman görürler.

Halbuki o İlâh-i varlık aynı zamanda kendilerinden başkası değildir. Aslında bu inkârları ile kendi kendilerini inkâr etmiş olduklarından, kendilerinde bulunan hazineleride kabul etmemiş olmaktadırlar. Ölüm tadışı ile gözlerinden bu âlem ve nefsi emmâre benlik perdesi

kalkınca nasıl bir yanılgı ve aslını inkâr etmiş oldukları kendilerince anlaşılmış olur, ancak iş işten geçmiş olduğundan bunun dönüşü yoktur.

lehum fîhâ, onlara orada, dünyada ki o inatlarından dolayı, dârul huld, ebedilik yurdu vardır. Ahret hayatı neresinde olursa olsun ebedidir. Ancak bu ebedilik, Allah-ın ebed ve ezeli gibi değildir. Zuhur haline göre ebedîdir. Yani yaşadığımız bu dünya süresine kıyasen adeta ebediyet kadar uzundur. Allah’ın ebediyetliği ile kıyas yapılamaz. Bu kulluğun zuhur haline göre, başka bir ebediyettir.

Âyet-i Kerime’de buraya kadar gelen ifade rahmaniy yet yönünden gelen izah, bildiri ve ikazdır.

Âyet-i kerîme’nin son bölümü ise Zâti’dir. Yani cenâb-ı Hakk kendi lisanından bu bölümü bildirmektedir.

Yapmış oldukları bu kadir kıymet bilmezliklerinden dolayı onlara, Cezâen ceza/karşılık olarak, bütün bunlar, bimâ, öyle bir şey ki, kânû, idiler, biâyâtinâ, âyetleri-mizi, yechadûn, inadına inkâr ediyorlar idi. Bu yüzden kendi hükümlerini kendileri vermiş olduklarından orada o yerin şartlarına göre yapacak başka bir şeyleride yoktur. Dünyada muhtar ve irade sahibi olan kimse hayatını değiştirme imkânına sahiptir.

Ancak ahirete intikâl etmiş olan kimselerin, oradaki yaşantıları, bu dünya yaşantıları itibariyle, yaşadıkları yaşam tarzlarının ahretin hangi haline karşılık geliyorsa orada yaşayacakları kesindir, ve orada artık değişiklik olmaz, Ancak kişi imân ehli olupta günahları fazla ise, bunların karşılığı kadar cehennemde yatar, üzerindeki bu günah kirleri ateşte süresi kadar kalınca, yanar biter ve hafifler lâtifleşir, daha sonra o kişi oradan çıkarılıp, kendi haline uygun başka bir mekâna aktarılır daha sonraki hayatına orada devam eder.


41.29*************وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا رَبَّنَا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَلٖينَ (41/29) – (Ve kâlellezîne keferû rabbenâ erinellezeyni edallânâ minel cinni vel insi nec'alhumâ tahte akdâminâ liyekûnâ minel esfelîn.)

(41/29) – (Ateşe giren) inkârcılar şöyle derler: "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağılıklardan olsunlar."