İnne-lleżîne kâlû rabbuna(A)llâhu śümme-stekâmû tetenezzelu ‘aleyhimu-lmelâ-iketu ellâ teḣâfû velâ tahzenû ve ebşirû bilcenneti-lletî kuntum tû'adûn(e)
Şüphesiz "Rabbimiz Allah'tır" deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) va'dedilmekte olan cennetle sevinin!"
"Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin."
Fussilet Suresi'nin 30. ayeti, iman ve istikamet üzere olanlara verilen ilahi müjdeyi ve meleklerin onlara olan desteğini vurgulamaktadır. Ayet, 'Allah'a iman edip istikamet üzere olmak' ile 'korku ve üzüntüden arınma' ve 'cennetle müjdelenme' arasındaki derin semantik ilişkiyi ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin dille ifade edilmesidir. Ayetteki 'قَالُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ' ifadesi, sadece dille söylemekten öte, kalben tasdik ve ikrarı da içeren bir inanç beyanını ifade eder. Bu, kuru bir söz değil, bir iman ilanıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl, bir manayı ifade etmek için kullanılan lafızdır. Burada 'Rabbimiz Allah'tır' sözü, tevhid inancının temelini oluşturan, Allah'ın rububiyetini ve uluhiyetini kabul etme eylemini belirtir. Bu, sadece bir beyan değil, aynı zamanda bir taahhüttür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İstikamet (استقامة), bir şeyin doğru ve düzgün olmasıdır. Ayetteki 'ثُمَّ ٱسْتَقَـٰمُوا۟' ifadesi, 'Rabbimiz Allah'tır' dedikten sonra bu inançta sebat etmek, şeriatın emirlerine uygun yaşamak ve doğru yoldan sapmamak anlamındadır. Bu, sadece bir anlık bir beyan değil, sürekli bir yaşam biçimidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavm (قوم) kökünden türeyen istikamet, bir şeyin orta ve doğru yol üzere olmasıdır. Dini bağlamda ise, Allah'a iman ettikten sonra bu imanın gerektirdiği amelleri yerine getirme, şeriatın hükümlerine uyma ve doğru yoldan ayrılmama halidir. Bu, imanın pratik hayattaki tezahürüdür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İstikamet kavramı, Kur'an'da 'doğru yolda kalmak', 'sapmamak' ve 'istikrarlı olmak' anlamlarında kullanılır. Bu ayette, Allah'ı Rab olarak kabul etme beyanından sonra bu inançta sebat etme ve dini yükümlülükleri yerine getirme kararlılığını ifade eder. Bu, imanın sadece sözde kalmayıp eyleme dökülmesini gerektirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tenezzül (تنزّل), bir şeyin peyderpey veya sürekli olarak inmesidir. Ayetteki 'تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ' ifadesi, meleklerin müminlere ölüm anında veya zor zamanlarda sürekli olarak inerek onlara destek ve teselli vermesini anlatır. Bu, ilahi bir lütuf ve yardımdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nüzul (نزول), yukarıdan aşağıya doğru hareket etmektir. Tenezzül ise, bu inişin tedrici veya tekrarlı olduğunu gösterir. Meleklerin inmesi, müminlere güven vermek, korkularını gidermek ve cennetle müjdelemek için gerçekleşen ilahi bir müdahaledir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Havf (خوف), bir şeyden dolayı kalpte oluşan endişe ve korku halidir. Ayetteki 'أَلَّا تَخَافُوا۟' ifadesi, meleklerin müminlere ölüm anında veya ahirette karşılaşacakları durumlar karşısında korkmamaları gerektiğini telkin etmesidir. Bu, Allah'ın onlara olan güvencesini ve korumasını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Havf, genellikle gelecekteki olumsuz bir durumdan duyulan endişeyi ifade eder. Bu ayette, melekler, müminlerin ölüm anında veya ahirette karşılaşacakları bilinmezlikler ve zorluklar karşısında hissetmeleri muhtemel olan korkuyu gidermek için 'korkmayın' derler. Bu, ilahi bir teselli ve emniyet vaadidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hüzn (حزن), geçmişte yaşanan bir şeyden dolayı duyulan keder ve üzüntüdür. Ayetteki 'وَلَا تَحْزَنُوا۟' ifadesi, meleklerin müminlere dünyada bıraktıkları mal, evlat veya kaçırdıkları fırsatlar için üzülmemelerini söylemesidir. Çünkü ahiretteki mükafatları her şeyi unutturacaktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hüzn, genellikle geçmişe yönelik bir pişmanlık veya kayıp duygusunu ifade eder. Bu ayette, melekler, müminlerin dünyevi kayıpları veya geride bıraktıkları şeyler için üzülmemeleri gerektiğini vurgular. Bu, onların ahiretteki ebedi mutluluğa odaklanmalarını sağlayan bir telkindir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Büşra (بشرى), sevindirici haberdir. İbşar (إبشار) ise müjdelemektir. Ayetteki 'وَأَبْشِرُوا۟ بِٱلْجَنَّةِ' ifadesi, meleklerin müminlere, Allah'ın onlara vaat ettiği cennetle sevinmeleri gerektiğini bildirmesidir. Bu, onların iman ve istikametlerinin karşılığı olan en büyük mükafattır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Büşra, bir kimseye sevinç veren haberdir. 'أَبْشِرُوا۟' emri, meleklerin müminlere cennetin kendileri için hazırlandığını ve bu müjdeyle ferahlamaları gerektiğini ifade etmesidir. Bu, korku ve üzüntünün zıttı olarak, tam bir güven ve mutluluk halini temsil eder.
Fussilet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Görüldüğü gibi bu âyet’i kerime de Rahmaniyyet sıfat mertebesinden tarif üzere bildirilmektedir.
İnnellezîne kâlû, o kimselerki dünya hayatlarında yaşadıkları süre içerisinde kendilerinde hâkim olan bir anlayış ve irfaniyet ile, muhakkak dediler. Kavi ve güçlü bir anlayışla, Rabbunallâhu, Rabb’ımız Allah’tır dediler. Görüldüğü gibi burada “dediler” hükmü ile çoğuldan bahsedilmektedir. Hâl böyle olunca bu hükmün altına birçok mertebede cennet ehli namzeti olanlar girmekte dir. Bu hitabın, bu hitaba muhatap olan kimselere ölüm hallerinde, müjde olarak veya daha henüz cennete girmediklerinden evvel, gene müjde olarak kendilerine bildirildiği anlaşılmaktadır.
Rabb’ımız Allah’tır, diyen birçok imân ehli guruplar vardır, bunların da Rabb anlayışları değişiktir. Ancak irfan ehlinin bu anlayışı Rabb’ul erbab olan gerçek îkân hakikatiyle anladıkları “Allah” (c.c) hü’dür. Bunlarda kendilerinde bütün esmâ-i İlâhiyeyi cem etmişler ve hepsininde gerektiğinde hakkını vermiş olanlardır.
Summestekâmû, sonra bu anlayış üzerine evvelâ
sırat-ı müstakim, daha sonra sıratullah üzerinde, ve gerçek irfaniyetleri ile yol almış ve miraca doğru yükselme kaydetmişlerdir. Bu yükselme kaydedenlere, tetenezzelu aleyhimul melâiketu, onların üzerine akın akın melekler iner.
Bir evvelki âyette belirtildiği gibi, kendilerine uyanları esfeli safiline çeken cinler, onlara uyan insanların nasıl cehennem ehli olduğu belirtilmiş ve oraya çekilmişler ise burada da, Rabb’ımız Allah’tır, diyenlerin dostlarının da gök ehli olan melâike-i kiram’ın karşılamaları vardır.
ellâ tehâfû, dünya hayatında hep Hakk üzere ve Hakk ile olduğunuzdan sakın hâ korkmayın. ve lâ tah-zenû, yapmış olduğunuz sâlih amellerin ve muhabbet-i İlâhiyyenizin boşa gideceğinden mahzun da olmayın. ve ebşirû bil cenneti, onlara, her mertebede olan cennet namzetlerine, bulundukları halleri itibariyle gaybi iman özelliklerinden dolayı, cennet ile müjdelenirler. Bunlar arasında olan ârifler ise zat cenneti ile müjdelenirler. Aslında daha onlar burada gönül cennetine girmişlerdir.
tilletî kuntum tûadûn, zâten daha evvelce bunlarla vadolunmuşlardı. Bu vaadleri bulacaksınız diye kendileri-ne melekler terafından, müjdeler verilir.
41.31*************نَحْنُ اَوْلِيَاؤُكُمْ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى الْاٰخِرَةِ وَلَكُمْ فٖيهَا مَا تَشْتَهٖى اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ فٖيهَا مَا تَدَّعُونَ
نُزُلًا مِنْ غَفُورٍ رَحٖيمٍ
(41/31) – (Nahnu evliyâukum fil hayâtid dunyâ ve fil âhırah, ve lekum fîhâ mâ teştehî enfusukum ve lekum
fîhâ mâ teddeûn.)
(41/32) – (Nuzulen min ğafûrir rahîm.)
(41/31-32) "Biz dünya hayatında da âhirette de sizin dostlarınızız. Çok bağışlayan ve çok merhametli olan Allah'tan bir ağırlama olarak, orada canlarınızın çektiği her şey var, istediğiniz her şey orada sizin için var."
-------------------