Fe-ini-stekberû felleżîne ‘inde rabbike yusebbihûne lehu billeyli ve-nnehâri vehum lâ yes-emûn(e)
Eğer onlar büyüklük taslarlarsa, bilsinler ki Rabbinin yanında bulunanlar (melekler), gece gündüz hiç usanmadan O'nu tespih ederler.
Eğer onlar büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbinin yanındaki melekler gece gündüz O'nu tesbih ederler ve hiç usanmazlar.
Fussilet Suresi 38. ayet, Allah'a karşı büyüklük taslayanların durumunu ve Rabbinin katındaki varlıkların kesintisiz tesbihini ele almaktadır. Ayet, 'istikbar' kavramıyla kibir ve büyüklük taslamayı, 'tesbih' ile Allah'ı yüceltmeyi ve 'se'm' ile usanmayı dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'k-b-r' kökünden türeyen 'istikbar'ı, kişinin kendisini büyük görmesi, başkalarından üstün tutması ve bu sebeple hakkı kabul etmemesi olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın emirlerine karşı gelme ve O'na kulluktan kaçınma anlamında bir kibirlenmeyi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'istikbar'ı 'tekebbür' ile eş anlamlı olarak kullanır ve bu fiilin, kişinin haddini aşarak kendini büyük görmesi ve bu yüzden itaatten yüz çevirmesi olduğunu belirtir. Ayette, Allah'a karşı gelmenin bir tezahürü olarak bu büyüklük taslama hali vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'k-b-r' kökünün Kur'an'daki kullanımını incelerken, 'istikbar'ın genellikle Allah'a karşı bir isyan ve O'nun otoritesini tanımama biçiminde ortaya çıkan bir ahlaki kusur olduğunu ifade eder. Ayetteki 'eğer büyüklük taslarlarsa' ifadesi, bu ahlaki sapmanın sonuçlarına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tesbih'i, Allah'ı her türlü noksanlıktan uzak tutmak ve O'nun kemal sıfatlarını ikrar etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'Rabbinin katında bulunanlar O'nu tesbih ederler' ifadesi, bu varlıkların sürekli ve kesintisiz bir şekilde Allah'ı yücelttiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'tesbih'in temel anlamının 'yüzmek' olduğunu ve buradan hareketle Allah'ı noksanlıklardan uzak tutma ve O'nun şanını yüceltme anlamını kazandığını belirtir. Ayetteki kullanım, meleklerin veya benzeri varlıkların Allah'a olan sürekli ve samimi ibadetini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tesbih' kavramının Kur'an'da Allah'ın yüceliğini ve kudretini dile getirme, O'nu her türlü eksiklikten arındırma anlamında kullanıldığını vurgular. Ayetteki 'gece gündüz tesbih ederler' ifadesi, bu eylemin sürekliliğini ve kesintisizliğini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'leyl' kelimesini, güneşin batışından şafağın söküşüne kadar olan zaman dilimi olarak tanımlar. Ayetteki 'gece gündüz' ifadesi, tesbihin zaman sınırlaması olmaksızın sürekli yapıldığını vurgulamak için kullanılmıştır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'leyl'i, güneşin batışından doğuşuna kadar olan karanlık zaman dilimi olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, bu kelime, Allah'ı tesbih etme eyleminin hiçbir zaman kesintiye uğramadığını, gece dahi devam ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nehâr' kelimesini, güneşin doğuşundan batışına kadar olan aydınlık zaman dilimi olarak tanımlar. Ayetteki 'gece gündüz' ifadesi, tesbihin kesintisizliğini ve her an devam ettiğini pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nehâr'ı, güneşin doğuşundan batışına kadar olan aydınlık zaman dilimi olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, tesbihin sadece geceleri değil, gündüzleri de devam ettiğini, yani sürekli bir ibadet hali olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'se'm' kelimesini, bir işi yapmaktan veya bir durumdan dolayı duyulan bıkkınlık ve yorgunluk olarak açıklar. Ayetteki 'onlar usanmazlar' ifadesi, Rabbinin katındaki varlıkların tesbihlerinin sürekli ve kesintisiz olduğunu, bu ibadetten asla bıkmadıklarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'se'm'in, bir şeyden dolayı duyulan nefret ve bıkkınlık olduğunu belirtir. Ayetteki olumsuz kullanımı, meleklerin veya benzeri varlıkların Allah'a olan ibadetlerinde hiçbir zaman bir yorgunluk veya isteksizlik hissetmediklerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'se'm' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a karşı görevleri yerine getirmede veya O'nun ayetlerini dinlemede gösterilen isteksizlik ve bıkkınlık bağlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'usanmazlar' ifadesi, bu varlıkların Allah'a olan bağlılıklarının ve ibadetlerinin mükemmelliğini ve sürekliliğini vurgular.
Fussilet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Feinistekberû. Eğer onlar beşeriyetlerini gerçekten kendilerine ait olarak var sanırlarda, Hakk’ın karşısında tekebbür/büyüklenip gurur kibir taslarlarsa kendileri bilir. Bunula beraber, Hakk ve İrfan sahibi, bazı kimselerde vardırki, fellezîne ınde rabbike, işte onlar teşbih hakikatlerini idrak ettiklerinden, bu suretle Hakk ile Hakk olduklarından, ve kendilerinden kendilerinde, bir varlık kalmadığından, Rablarının indinde/yanındadırlar.
Yusebbihûne lehû, onu onun için, tesbih ederler kendileri için değil. Bil leyli ven nehâri. Fenâfillâh gecesi, ve baka billâh gündüzlerinde, hem lâfzi ve hemde hâli olmak üzere, devamlı tesbih ederler. Ve hum lâ yes'emûn. Varlıklarında Hakk’ın varlığı olduğundan, ve genelde (Vedud) isminin muhabbet tecellidsinde olduklarından, yaptıkları tesbih de kendilerinin zâkir oluşlarından zikre dönüşmektedir. Zikr ise irade sahibi düşünen varlıklara ait idrakle yapılan bir davranıştır, bu ise yapan kişileri hiçbir vakit usandırmaz. Bu yüzden onlar gece gündüz, yapmış oldukları tesbih ve zikirlerinden dolayı usanmazlar.
41.39*************وَمِنْ اٰيَاتِهٖ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ اِنَّ الَّذٖى اَحْيَاهَا لَمُحْيِى الْمَوْتٰى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
(41/39) – (Ve min âyâtihî enneke teral arda hâşiaten feizâ enzelnâ aleyhel mâehtezzet ve rabet, innellezî
ahyâhâ lemuhyil mevtâ, innehû alâ kulli şey'in kadîr.)
(41/39) – “Allah'ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir.”