İçeriğe atla
Fussilet 38Cüz 24 · Sayfa 480

Fussilet Sûresi 38. Âyet

فصلت

Sohbete sor

Fe-ini-stekberû felleżîne ‘inde rabbike yusebbihûne lehu billeyli ve-nnehâri vehum lâ yes-emûn(e)

Eğer onlar büyüklük taslarlarsa, bilsinler ki Rabbinin yanında bulunanlar (melekler), gece gündüz hiç usanmadan O'nu tespih ederler.

Fussilet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Feinistekberû. Eğer onlar beşeriyetlerini gerçekten kendilerine ait olarak var sanırlarda, Hakk’ın karşısında tekebbür/büyüklenip gurur kibir taslarlarsa kendileri bilir. Bunula beraber, Hakk ve İrfan sahibi, bazı kimselerde vardırki, fellezîne ınde rabbike, işte onlar teşbih hakikatlerini idrak ettiklerinden, bu suretle Hakk ile Hakk olduklarından, ve kendilerinden kendilerinde, bir varlık kalmadığından, Rablarının indinde/yanındadırlar.

Yusebbihûne lehû, onu onun için, tesbih ederler kendileri için değil. Bil leyli ven nehâri. Fenâfillâh gecesi, ve baka billâh gündüzlerinde, hem lâfzi ve hemde hâli olmak üzere, devamlı tesbih ederler. Ve hum lâ yes'emûn. Varlıklarında Hakk’ın varlığı olduğundan, ve genelde (Vedud) isminin muhabbet tecellidsinde olduklarından, yaptıkları tesbih de kendilerinin zâkir oluşlarından zikre dönüşmektedir. Zikr ise irade sahibi düşünen varlıklara ait idrakle yapılan bir davranıştır, bu ise yapan kişileri hiçbir vakit usandırmaz. Bu yüzden onlar gece gündüz, yapmış oldukları tesbih ve zikirlerinden dolayı usanmazlar.


41.39*************وَمِنْ اٰيَاتِهٖ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ اِنَّ الَّذٖى اَحْيَاهَا لَمُحْيِى الْمَوْتٰى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ

(41/39) – (Ve min âyâtihî enneke teral arda hâşiaten feizâ enzelnâ aleyhel mâehtezzet ve rabet, innellezî

ahyâhâ lemuhyil mevtâ, innehû alâ kulli şey'in kadîr.)

(41/39) – “Allah'ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir.”