Vemin âyâtihi enneke terâ-l-arda ḣâşi'aten fe-iżâ enzelnâ ‘aleyhâ-lmâe-htezzet verabet(c) inne-lleżî ahyâhâ lemuhyî-lmevtâ(c) innehu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Allah'ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir.
Senin yeryüzünü boynu bükük, kupkuru görmen de Allah'ın kudretinin delillerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir ve kabarır. Şüphesiz ki ona hayat veren Allah mutlaka ölüleri de diriltir. Doğrusu O'nun her şeye gücü yeter.
Fussilet Suresi 39. ayet, Allah'ın kudretini ve diriltme gücünü yeryüzünün canlanması metaforu üzerinden anlatır. Ayet, cansız toprağın su ile hayat bulmasını, ölülerin diriltilmesiyle ilişkilendirerek temel teolojik mesajını dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesini 'açık alamet, işaret' olarak tanımlar. Ayetteki 'âyâtihî' ifadesi, Allah'ın kudretinin ve varlığının açık delillerini, yani yeryüzünün canlanması gibi mucizevi olayları ifade eder. Bu bağlamda, yeryüzünün su ile dirilmesi, Allah'ın gücünün somut bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'da hem 'işaret' hem de 'mucize' anlamlarına geldiğini belirtir. Fussilet 39'daki kullanımı, Allah'ın yaratma ve diriltme gücünü gösteren, gözle görülür bir 'işaret' ve aynı zamanda bir 'mucize' olarak yeryüzünün canlanmasını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hâşi'a' kelimesini 'kurumuş, bitkisiz kalmış' olarak açıklar. Ayetteki 'el-arda hâşi'aten' ifadesi, yağmurdan önce toprağın cansız, verimsiz ve kupkuru halini tasvir eder, bu da onun Allah'ın emrine boyun eğmişliğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hâşi'a' kelimesinin mecazi olarak 'boyun eğmiş, alçalmış' anlamında kullanıldığını belirtir. Yeryüzünün 'hâşi'a' olması, onun Allah'ın kudreti karşısında acizliğini ve O'nun iradesine teslimiyetini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ihtezzet' fiilini 'hareket etti, canlandı' olarak açıklar. Ayette, suyun yeryüzüne inmesiyle birlikte toprağın bitkilerle hareketlenmesini, canlanmasını ve yeşermesini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hezz' kökünün 'hareket ettirme, sallama' anlamlarına geldiğini belirtir. 'İhtezzet' ise, yeryüzünün yağmurla birlikte bitkileri filizlendirmek için içten bir hareketlilik ve canlanma göstermesini, adeta titreyerek hayata dönmesini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rabâ' fiilinin 'artmak, yükselmek, kabarmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'rabet' ifadesi, yeryüzünün yağmur suyuyla şişerek, bitkileri filizlendirmek için hacimce büyümesini ve bereketlenmesini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'rabet' kelimesinin yeryüzünün su ile dolup taşması ve bitkilerle kabarması anlamında kullanıldığını açıklar. Bu, toprağın verimliliğinin artmasını ve hayatın yeniden yeşermesini sembolize eder.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ihyâ'' fiilinin 'ölüyü diriltmek, cansıza hayat vermek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ahyâhâ' ifadesi, Allah'ın cansız toprağa yağmur vasıtasıyla hayat vermesini, onu bitkilerle yeşertmesini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihyâ'' kavramının Kur'an'da hem fiziksel diriltmeyi hem de manevi canlanmayı ifade ettiğini belirtir. Fussilet 39'da, yeryüzünün 'ihyâ'' edilmesi, onun fiziksel olarak canlanması ve bereketlenmesi anlamındadır, bu da ölülerin diriltilmesine bir delil teşkil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'muhyî' isminin 'hayat veren, dirilten' anlamına geldiğini ve Allah'ın bu sıfatının, hem cansız varlıklara hayat vermesini hem de ölüleri diriltmesini kapsadığını belirtir. Ayetteki 'lemuhyi'l-mevtâ' ifadesi, yeryüzünü diriltenin, ölüleri de dirilteceğine kesin bir vurgudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'muhyî' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini vurgular. Bu sıfat, Allah'ın yaratma ve yeniden yaratma gücünün temel bir göstergesidir. Yeryüzünü diriltenin, insanları da dirilteceği fikri, Kur'an'ın ahiret inancının güçlü bir delilidir.
Fussilet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ve min âyâtihî. Onun, âyet/işaretlerinden’dir, denmek sureti ile, burada Rahmâniyyet mertebesinden bir anlatım vardır. Enneke, muhakkak ki sen, teral arda, yeryüzünü görüyorsun, hâşiaten, huşukâr, yani kıştan yeni çıkmış içine dönük tefkkür halinde, yeni gelişmelere hazır halde. Ve ya kişiye dönük olarak, sen kendinde ki bu tefekkür ve huşu halleri ile yeryüzünü ve kendi beden arzını görüyorsun, diyerek anlatım devam etmektedir.
Feizâ enzelnâ, “Biz indirdiğimiz zaman” burada âyete biraz dikkatle baktığımız da hitabın değiştiğini ve inzal/indirmenin Zât-ı ilâh-i tarafından yapıldığını ve bu fiilin kendine ait olduğunu kendisi ifade etmektedir ki, “lâ fâile illâllah” hükmüdür, irfan ehline yaşamıda müşa-hedesi de açıktır.
Aleyhel mâe, üzerine suyu, arz toprağına veya beden arzı toprağına. Ehtezzet ve rabet, harekete geçer ve şişer, görüldüğü gibi buradan itibaren tekrar Rahmâniyyet mertebesinden anlatım devam etmektedir.
İnnellezî ahyâhâ lemuhyil mevtâ, O Zât-ı mutlak ölüleri diriltecektir. innehû alâ kulli şey'in kadîr. O her şeye kadirdir.
Özetle tekrar ifade etmeye çalışırsak. Aslında bütün âlem onun “Allah” ın işaretlerinden dir ki, buda tafsili ve fiziki Kur’ân dır. Bu âlemde görünen ne varsa hepsi bölümleri itibari ile de, âyât-i kur’âniyye’dir. İnsan ise
kur’ân-ın en büyük âyetlerinden’dir. Ve hakkında ayrıca bir sureside vardır (67) Bu insan Hakk’tan uzak kaldığında, gönlü ve ruhu kupkuru kalmış olur, işte böyle sıkıntılı zamanlarında, bunun sebebini idrak ve huşu ile düşündüğü zaman, gönül/beden toprağına Onun Zâtından İlim ve hayat suyu nazil olmaya başlar, bu sebeb ile kendisinde yeni açılımlar gelişerek ölü vasfında olan iç âlemi yavaş yavaş ölü iken hayat bulmaya başlar.
Böylece o her şeye kadirdir. Bu halin diğer bir ifadesi ise, “Biz indirdiğimiz zaman” demek sureti ile inzal/ indirmeyi Zâtına bağlamış olmaktadır. İşte İrfan ehlinden karşısında bulunan Hakk taliplerinin, beden ve gönül arzlarına aktarılan, tevhid ve Zât-i bilgilerinin Hakk’ın Zâtından geldiğinin bilinmesi lâzımdır.
-------------------
41.40*************اِنَّ الَّذٖينَ يُلْحِدُونَ فٖى اٰيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَا اَفَمَنْ يُلْقٰى فِى النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَاْتٖى اٰمِنًا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ
(41/40) – (İnnellezîne yulhıdûne fî âyâtinâ lâ yahfevne aleynâ, efemen yulkâ fin nâri hayrun em men ye'tî âminen yevmel kıyâmeti, iğmelû mâ şi'tum innehû bimâ tağmelûne basîr.)
(41/40) – “Âyetlerimiz konusunda (yalanlama amacıyla) doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O hâlde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.”