İçeriğe atla
Fussilet 51Cüz 25 · Sayfa 482

Fussilet Sûresi 51. Âyet

فصلت

Sohbete sor

Ve-iżâ en'amnâ ‘alâ-l-insâni a'rada ve neâ bicânibihi ve-iżâ messehu-şşerru feżû du'â-in ‘arîd(in)

İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya koyulur.

Fussilet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Ve izâ en'amnâ alel insâni, İnsanın üzerine bir nimet verdiğimiz vakit! Bu nimet iki türlüdür biri zâhiri olan mal, mülk nimeti, diğeri ise bâtınî olan ilâhî ilim nimetidir, ağrada, ve neâ bicânibihi, yüz çevirir/ uzaklaşır ve yan çizer. Üzerlerine zâhiri mal mülk nimetini alanlar, nefsi ihtiyaçları giderildiğinden nimet vereni şükürden uzaklaşıp unuturlar.

Bâtınî olan ilâhî ilim nimeti verilenler ise, daha evvelce hayali rablarından geldiğini zannettikleri nimetle-rin yeni idrak etmiş oldukları gerçek Rabb’larından geldi-ğini anladıklarında, o hayali Rabb’larından, yüz çevirir uzaklaşırlar. Ve izâ messehuş şerru, Üzerlerine zâhiri mal mülk nimetini alanlar, kendilerini bir kötülük/zorluk tuttuğu zaman, fezû duâin arîd, daha evvelce rahatlık devrelerinde ihmal ettikleri rabb’larına o sıkıntıları giderilinceye kadar uzun uzun duada bulunurlar.

Bâtınî olan ilâhî ilim nimetini alanlar ise.

(2/156) (Ellezine iza esabethüm musîbetün, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûne) Onlar ki başlarına bir musibet/zorluk geldiği zaman, biz “Allah içiniz” ve “sonunda ona döneceğiz” derler.

Bu âyet-i kerîme’nin “kâlû” dan sonraki bölümü, Kâmil insanın lisanından, nakledilmektedir.

İrfani tevhid, mertebesinden bakıldığında bu âyet-i kerimenin iş’âri yorumu çok mühim Zâtî hakikatleri bünyesinde bulundurmaktadır. innâ lillâhi. Biz “Allah içiniz” burada “innâ” “muhakkaki biz” bizden kasıt ise bu hale ulaşmış İrfan ehli ve Kâmil insanların kendilerini ifade eden kimlikleridir, ve onlar hep birlikte “bir olan bizler”dir.

İşte bu irfan ehli mahaller lillâhi “Allah içindir,” yani Zât-ı zülcelâlin, o mahallerde Zât-î zuhurunun olmasıdır, gene bu yüzden o mahaller Hakk’ın zâtının zuhur etmesi içindir, bu halleri de ancak irfan ehli kâmiller idrak edebilirler.

Ayrıca “biz” hükmü diğer bir ifade ile, o mahalde zuhur eden Hakk, ve zuhur mahallinin birlikteliğinde olan “biz” hükmüdür.

Ve innâ ileyhi râciûne, ve muhakkak biz, sonunda ona döneceğiz. Yani hakikatimiz itibari ile zâten varlığımızda ondan başka bir şey yok idi, üzerimizde sadece bir kevn/varlık örtüsü vardı, o da üzerimizden azrâîl (a.s.) tarafından çıkartılınca, geriye kalan aslımızı/ canımızı rabb’ımız alacağından mutlak biliriz ki, artık perdesiz olarak O’na, Zâtına döneceğiz.

Bilindiği gibi canları Allah alır, şöyle ki, Azrâîl can aldı derler yanlıştır, Azrâîl can almaz, canı yerinden çıkarır, çıkan canı ise, Can-ı, dünyada ki, oluşturduğu esmâ mertebesinden, ba’sü ba’del mevte kadar bekletmek için, sahibi olan Allah alır, çünkü Can kendinden üflenmiştir. Ancak ona dönebilir, o alabilir. Nefs ise hesap gününe kadar kabirde/berzahta bekletilir.

İşte bu hususları idrak eden Kâmil İnsânlar ileyhi râciûn, müşahedeli olarak ve kendi iradeleri ile “O’na döneceğiz” derler. Bu hususta benzeri âyetlerin ifadelerinde, “döndürüleceksiniz” veya benzeri ifadelerde kişilerin iradeleri dışında döndürüleceksiniz, hükmü ile döndürülme ifade edilmektedir, bahsi geçen âyette ise irade “O’na döneceğiz” denmek ile irfan ehlinde olmaktadır. Bir bakıma bu ifade zâhir’den bâtına Hakk olarak kendimize döneceğiz demektir. Bu mevzuu da bu kadar ifade ile yeterli bulup yolumuza devam edelim.


قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِهٖ مَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فٖى شِقَاقٍ بَعٖيدٍ


41.52*************(41/52) – (Kul eraeytum in kâne min ındillâhi summe kefertum bihî men edallu mimmen huve fî şikâkın beîd.)

(41/52) - De ki: "Ne dersiniz? Eğer o (Kur'an) Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?"