İçeriğe atla
Şûrâ 25Cüz 25 · Sayfa 486

Şûrâ Sûresi 25. Âyet

الشورى

Sohbete sor

Ve huve-lleżî yakbelu-ttevbete ‘an ‘ibâdihi ve ya'fû ‘ani-sseyyi-âti ve ya'lemu mâ tef'alûn(e)

O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.

Şûrâ Sûresi

Yolumuza Mesnevi-i Şerif ile devam edelim.

Hem eşek ve hem de eşek tutucu burada çamurdadırlar, burada gafildirler ve orada âfildirler.

“Âfil”, kaybolucu, demektir. Ya’nî, hem eşek mesâbesindeki ahmak insan ve hem de eşeği tutucu olan şeytan, bu dünyâ hayâtında çamur mesâbesinde olan cismâniyet içinde saplanıp kalmıştır. Binâenaleyh onlar bu hayât-ı dünyeviyyelerinde âhiret hayâtından gafildirler. Nitekim [Sûre-i Rûm’da] bunlar hakkında (Rûm, 30/7) ya’nî “Onlar hayât-ı dünyânın zâhirini bilirler; halbuki onlar âhiret hayâtından gafildirler” buyurulur; ve âhiret hayâtında dahi onlar rahmet-i ilâhiyyeden gaib olucudurlar.

Şu kimselerin gayrı ki, ondan geri döndüler, fazlın baharına hazândan gelirler.

Ya’nî, rahmet-i ilâhiyyeden âfil olmayanlar ancak şu kimselerdir ki, gittikleri dalâlet yolundan geri döndüler ve peygamberlerin gösterdikleri hidâyet yoluna girdiler. Bunların evvelki halleri sonbahar gibi idi. Sonraki halleri de bahar gibi olur. Binâenaleyh bu tövbe edenler fazl-ı ilâhî bahârına sonbaharı görerek gelmiş olurlar. Nitekim âyet-i kerimede (Tâhâ, 20/82) ya’nî “Ve ben tövbe eden ve îmân edip sâlih amel işleyerek, sonra mühtedî olan kimse için mübâlağa ile mağfiret ediciyim” buyurulur.

Tövbe ederler ve Diudâ tövbeyi kabûl edicidir. Onun emrini tutarlar ve o ne güzel emirdir!

Ya’nî, muhâlefetleri sebebiyle rahmet-i ilâhiyyeden uzak ve âfil olan kimseler arasından ayrılanlar o muhâlefetten tövbe ve rücû’ edenlerdir. Bu tâife tövbe ederler ve Hak Teâlâ dahi (Şûrâ, 42/25) “Allâh Teâlâ öyle bir kerîmdir ki, kullann tövbesini kabûl eder ve günâhlannı afv eder" âyet-i kerîmesi mûcibince onlann tövbelerini kabûl eder ve ondan sonra artık Hakk’ın emirlerini tutarlar ve o Hak Teâlâ ne güzel emredicidir!

Haktâki pişmanlıktan hanîn getirirler, günahkârların enîninden arş titrer.

“Hanîn”, lügatte “anasından ayrılan çocuğun ağlaması ve şiddetle ağlamak” ma’nâlarınadır. Ya’nî, vaktâki tövbe edenler pişmanlıktan dolayı ağlarlar, bu günâhkârlann inlemesinden arş-ı Rahmân titrer. Zîrâ vücûd-i izâfî arşı ve tahtı (Tâhâ, 20/5) [ya’nî “Rahmân arşa istivâ etti”] âyet-i kerîmesi mûcibince müstevâ-yı Rahmân’dır. Binâenaleyh bu vücûd-i izâfî arşı Hakk’a mutî’ olan kullara ananın çocuklarına rahmet saçtığı gibi rahmet-i ilâhiyye saçar. Bu beyt-i şerîfte tövbenin şartı bir daha muhâlefete rücû’ etmemek şartı ile âh u enîn etmek olduğuna işâret buyurulur. Aksi hâlde tövbe edenin hâli şu beyte mâsadak olur:

”Elde tesbîh, ağızda tövbe, kalb günâhın zevkiyle dolu; bizim istiğfârımızdan günâha gülme gelir." Sananın çocuğu üzerine titrediği gibi titrer. Onların elini tutar, yukarıya çeker.

Arş-ı Rahmân ananın kemâl-i merhametinden, ağlayan çocuğu üzerine titrediği gibi titrer ve o tövbe edenin elini tutar ve âlem-i ulvîye çeker.

Der ki: “Huda sizi gururdan kurtardı. İşte fazlın bahçeleri, işte gafûr olan Rab!"

“Garûr”, aldatıcı ve şeytan ve “gurûr” dünyâ metâ’larından bir şeye aldanmak (Ahteri). Bu beyitte her iki ma’nâ da münâsib olur. “Vâharîden”, kurtarmak, demektir. Ya’nî, arş-ı Rahmân der ki: “Ey tövbe edenler! Hak Teâlâ sizi aldatıcı olan dünyâdan ve şeytandan kurtardı. İşte fazl-ı İlâhînin bahçeleri, işte Gafur olan Rabbü’l-âlemîn’in huzûru!” Bundan sonra size ebedî olan azık ve rızık Hakk'ın hevâstndan olur, oluktan değil.

“Berg”, müteaddid ma’nâlan vardır. Burada “azık” ma’nâsı münâsibdir. “Nâvidân”, oluk demektir. Burada esbâb-ı sûrî murâd buyurulur. Ya’nî, bundan sonra size ebedî olan azık ve nzık Hakkin hevâsından ve muhabbetinden olur, oluk mesâbesindeki sûrî esbâbdan olmaz; ve siz Resûl-i Ekrem hazretlrinin “Ben Rabbimin indinde gecelerim. Bana yedirir ve içirir” hadîs-i şerifinin ma’nâsına zevkan ve hâlen vâkıf olursunuz.[60]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)