Ve yestecîbu-lleżîne âmenû ve 'amilû-ssâlihâti ve yezîduhum min fadlih(i)(c) velkâfirûne lehum ‘ażâbun şedîd(un)
Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir. Kafirler için ise çetin bir azap vardır.
Şûrâ Sûresi
Eğer hayır ve şer de benim nigehbanlığımı tutmaz isen, kıyâmetin zilleti daha güçdür!"
“Ey Fir’avn, sen bu dünyâdaki horluğu ve zilleti nefsine ağır görüyorsun; eğer benim Hak tarafından getirdiğim emir ve nehiyde benim nigehbanlığımı ve muhâfızlığımı tutmazsan, âhiretde zelîl ve hakîr olursun; fakat bu zillet ve hakaret dünyâdakine benzemez, o daha güçdür!” Bir pirenin zahmetini çekemiyorsun, bir yılanın zahmtnı nasıl tadacaksın?“
“Ey Fir’avn, dünyâda bir pirenin ısırmasına tahammül edemiyorsun; âhiret azâbı, dünyânın azâbından şiddetlidir, Bir pireye nisbeten, yılan mesâbesinde, daha büyük olan o ısırmaya nasıl tahammül edebilirsin?” Ma’lûmdur ki, Kur’ân-ı Kerîm’de âhiret azâbının şiddetinden birçok mahallerde bahis buyurulur. Ez-cümle sûre-i Fussılet’de (Fussılet, 41/27) ya’ni, “Biz küfredenlere elbette azâb-ı şedîdi tatdırırız” ve sûre-i Şûrâ’da (Şûrâ, 42/26) “Kâfirler için azâb-ı şedîd vardır” buyurulur.
Zâhiren senin işini vîrân ederim, fakai bir dikeni gülistan ederim."
“Ey Fir’avn, senin kibir ve azamet sermâyesi olan enâniyetini tahrîb ederim ve hayâlı olan varlığını yıkanm; fakat bir diken gibi olan nefsini, ma’rifet-i ilâhiyye gülistânı yaparım.”[61]