Ev yûbikhunne bimâ kesebû ve ya'fu ‘an keśîr(in)
Yahut (içlerindekilerin) yaptıklarından dolayı onları helak eder, birçoğunu da affeder.
Yahut da Allah kazandıkları günahlar yüzünden onları helâk eder ve birçoğunu da bağışlar.
Şûrâ Suresi 34. ayet, Allah'ın insanların işledikleri günahlar sebebiyle onları helak edebileceğini veya birçoğunu affedebileceğini ifade eder. Ayet, ilahi adalet ve merhamet arasındaki dengeyi, insanın eylemlerinin sonuçlarını ve Allah'ın affediciliğini vurgulayan temel kavramlar etrafında şekillenmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yûbik' kelimesini 'helak etmek, yok etmek' anlamında kullanır. Ayetteki 'yûbikuhunne' ifadesi, Allah'ın, insanların işledikleri kötülükler sebebiyle onları tamamen ortadan kaldırması veya cezalandırması manasına gelir. Bu, ilahi gazabın bir tezahürüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vebak' kelimesinin 'helak olmak, yok olmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Yûbikuhunne' fiili, Allah'ın, kullarının günahları yüzünden onları helake sürüklemesi veya cezalandırmasıdır. Ayetteki bağlamda, bu, gemilerin batırılması veya içindekilerin helak edilmesi gibi somut bir cezayı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yûbik' fiilini 'cezalandırmak, helak etmek' olarak açıklar. Ayetteki 'yûbikuhunne' ifadesi, Allah'ın, insanların işledikleri günahlar nedeniyle onları cezalandırması ve bu cezalandırmanın bir sonucu olarak helak etmesi anlamındadır. Bu, mecazi olarak günahların insanı helake götürmesiyle de ilişkilendirilebilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kesb' kelimesini 'bir şeyi elde etmek, kazanmak' olarak tanımlar ve genellikle insanın kendi iradesiyle yaptığı fiiller için kullanılır. Ayetteki 'bimâ kesebû' ifadesi, insanların kendi tercihleriyle işledikleri günahları, hataları ve kötü amelleri ifade eder ki bu ameller helak edilme sebebi olabilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kesb'in 'çaba sarf ederek bir şeyi elde etmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'bimâ kesebû' ifadesi, insanların kendi çabalarıyla, iradeleriyle ve seçimleriyle işledikleri günahları ve hataları kapsar. Bu, onların sorumluluğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kesb' kavramının Kur'an'da genellikle insanın ahlaki sorumluluğunu ve kendi eylemlerinin sonuçlarını ifade etmek için kullanıldığını belirtir. 'Bimâ kesebû' ifadesi, insanların kendi iradeleriyle işledikleri ve kendilerine ait olan fiilleri, yani günahları ve hataları ifade eder ki bu fiiller ilahi cezayı gerektirebilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'afv' kelimesini 'günahı silmek, bağışlamak ve cezalandırmaktan vazgeçmek' olarak açıklar. Ayetteki 'ya'fü' fiili, Allah'ın, insanların işledikleri günahların birçoğunu affetme ve onlara merhamet etme kudretini ve iradesini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'afv'ın 'günahı örtmek, silmek ve cezayı düşürmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ya'fü' ifadesi, Allah'ın, kullarının hatalarını görmezden gelmesi, onları bağışlaması ve hak ettikleri cezayı vermekten vazgeçmesi anlamındadır. Bu, ilahi merhametin bir tecellisidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'afv' kavramının Kur'an'da Allah'ın geniş rahmetini ve bağışlayıcılığını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ya'fü' fiili, Allah'ın, insanların işledikleri günahların birçoğunu affederek onlara bir şans daha tanıması ve helak etmek yerine merhamet göstermesi anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kesîr' kelimesini 'çok, bol' olarak tanımlar. Ayetteki 'an kesîr' ifadesi, Allah'ın, insanların işlediği günahların büyük bir kısmını bağışladığını, yani affının genişliğini ve merhametinin büyüklüğünü vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kesîr' kelimesinin nicelik olarak 'çokluk' ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'an kesîr' ifadesi, Allah'ın, insanların işlediği günahların önemli bir bölümünü affettiğini, böylece ilahi adaletin yanında ilahi merhametin de ne kadar geniş olduğunu gösterir.
Şûrâ Sûresi
وَيَعْلَمَ الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِي آيَاتِنَا مَا لَهُم مِّن مَّحِيصٍ {الشورى/35}