Ve ya'leme-lleżîne yucâdilûne fî âyâtinâ mâ lehum min mehîs(in)
Allah, böyle yapar ki, ayetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
Âyetlerimiz hakkında mücadele edenler bilsinler ki kendileri için kaçacak bir yer yoktur.
Bu ayet, Allah'ın ayetleri hakkında tartışanların akıbetini ve ilahi kudretten kaçışlarının imkansızlığını vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, tartışmanın niteliğini, ilahi işaretleri ve kaçışın yokluğunu dilbilimsel derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-d-l kökünden türeyen 'mücâdele', bir şeyi yere sermek, devirmek anlamındaki 'cedel'den gelir. Tartışmada her iki tarafın da diğerini yenmeye çalışması nedeniyle bu isim verilmiştir. Ayetteki 'yücâdilûne', hakikati ortaya çıkarmak yerine, batılı savunmak veya hakkı örtbas etmek amacıyla yapılan çekişmeyi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): C-d-l fiili, bir konuda çekişmek, tartışmak demektir. Burada 'ayetlerimiz hakkında tartışanlar' ifadesi, Allah'ın delillerini inkar etme veya onlara karşı çıkma çabasını mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cedel' kavramının Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışım taşıdığını belirtir. Hakikati arayıştan ziyade, inatlaşma ve karşı çıkma anlamında kullanılır. Bu ayette de 'ayetler üzerinde tartışmak', ilahi hakikatlere karşı direnişi ve inkarcılığı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Âyet', açık bir işaret, alamet demektir. Allah'ın ayetleri, hem Kur'an'daki vahiyler hem de evrendeki yaratılış delilleridir. Bu ayette 'ayetlerimiz' ifadesi, Allah'ın gönderdiği vahyi ve onun içerdiği hakikatleri kapsar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âyet, bir şeyin varlığına delalet eden alamet ve nişandır. Kur'an'da 'ayetler', Allah'ın kudretini ve birliğini gösteren açık delillerdir. Ayetteki bağlamda, bu ayetler üzerinde tartışmak, Allah'ın apaçık delillerini inkar etmek veya onlara karşı çıkmaktır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ayet' kelimesinin Kur'an'da geniş bir semantik alana sahip olduğunu belirtir. Hem Kur'an'ın cümleleri hem de evrendeki yaratılış harikaları 'ayet' olarak nitelendirilir. Burada 'ayetlerimiz' ifadesi, Allah'ın gönderdiği ilahi mesajın ve onun içerdiği hakikatlerin bütününü ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): H-y-s kökünden türeyen 'mahîs', bir yerden kaçmak, uzaklaşmak anlamındaki 'has' fiilinden gelir. 'Mahîs', kaçılacak yer veya kaçış imkanı demektir. Ayetteki 'mâ lehum min mahîs' ifadesi, Allah'ın azabından veya hükmünden kaçışın kesinlikle mümkün olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): 'Mahîs', kaçış yeri, sığınak demektir. Bu kelime, genellikle olumsuz bir bağlamda kullanılarak, bir durumdan kurtulma imkanının olmadığını ifade eder. Ayette, Allah'ın ayetlerine karşı çıkanların, ilahi adaletten kaçamayacakları kesin bir dille belirtilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): 'Mahîs', kaçış ve kurtuluş yeri anlamına gelir. Ayetteki 'mâ lehum min mahîs' ifadesi, 'onlar için hiçbir kaçış yeri yoktur' anlamındadır. Bu, Allah'ın kudretinden ve hükmünden kurtulmanın imkansızlığını kesin bir şekilde ifade eder.
Şûrâ Sûresi
فَمَا أُوتِيتُم مِّن شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا عِندَ اللَّهِ خَيْرٌ وَأَبْقَى لِلَّذِينَ آمَنُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ {الشورى/36}