Li(A)llâhi mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(c) yaḣluku mâ yeşâ/(u)(s) yehebu limen yeşâu inâśen ve yehebu limen yeşâu-żżukûr(a)
Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah'ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir.
Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah'a aittir. O dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk bahşeder.
Şûrâ Suresi 49. ayet, Allah'ın mutlak yaratma ve mülkiyet kudretini, özellikle de neslin devamı ve cinsiyet tayini üzerindeki iradesini vurgulamaktadır. Ayet, 'mülk', 'yaratma' ve 'verme' kavramları üzerinden ilahi kudretin evrenselliğini ve detaylardaki tasarrufunu dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mülk' kelimesini, bir şey üzerinde tam bir tasarruf ve hükmetme yetkisi olarak tanımlar. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın gökler ve yer üzerindeki bu mutlak ve sınırsız egemenliğini, O'nun yaratıcı ve yönetici kudretinin bir tezahürü olarak açıklar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mülk'ü, bir şeyin üzerinde tam bir hakimiyet ve tasarruf hakkı olarak belirtir. Ayetteki 'lillâhi mulku' ifadesiyle, bu hakimiyetin yalnızca Allah'a ait olduğunu ve başka hiçbir varlığın O'nun mülkünde ortak olmadığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mülk' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çekerek, Allah'ın 'mâlik' olmasının, O'nun yaratıcı ve hükmedici sıfatlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirtir. Ayetteki 'mülk' ifadesi, Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini ve her şeyin nihai sahibinin O olduğunu pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'halk' (yaratma) fiilini, bir şeyi takdir etmek, ölçü ve düzene koymak anlamında kullanır. Ayetteki 'yahliku mâ yeşâ' ifadesi, Allah'ın dilediği şeyi, kendi ilim ve kudretiyle, benzersiz bir şekilde var etme yeteneğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının, bir şeyi takdir etmek ve ona uygun bir şekil vermek olduğunu belirtir. Ayetteki 'yahluku mâ yeşâ' ifadesi, Allah'ın yaratma fiilinin, O'nun mutlak iradesine bağlı olduğunu ve bu yaratmanın her türlü ölçü ve düzeni içerdiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halk' fiilinin Kur'an'da genellikle yoktan var etme ve bir şeyi belirli bir plan ve ölçüye göre oluşturma anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın dilediği şeyi, yani neslin devamı için çocukları, kendi iradesiyle ve benzersiz bir şekilde yarattığını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'meşîet' (dileme) kavramını, Allah'ın mutlak iradesi ve tercih etme gücü olarak açıklar. Ayetteki 'mâ yeşâ' ifadesi, Allah'ın yaratma ve verme eylemlerinin tamamen O'nun kendi dilemesine bağlı olduğunu, hiçbir dış etkenin O'nun iradesini sınırlayamayacağını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şâe' fiilinin, bir şeyi istemek ve ona karar vermek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki tekrarlanan 'yemân yeşâ' ifadeleri, Allah'ın dilediği kişiye kız veya erkek çocuk vermesinin, tamamen O'nun hikmetli ve mutlak iradesinin bir sonucu olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'meşîet' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak kudretini ve özgür iradesini ifade eden temel bir kavram olduğunu belirtir. Ayetteki 'yemân yeşâ' ifadesi, Allah'ın yaratma ve rızık verme konusundaki sınırsız iradesini ve bu iradenin hiçbir şeye bağlı olmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hebe' fiilini, karşılıksız olarak bir şey vermek, bağışlamak olarak tanımlar. Ayetteki 'yehebu limen yeşâ' ifadesi, Allah'ın çocukları, özellikle de kız ve erkek çocukları, tamamen kendi lütfu ve iradesiyle, bir karşılık beklemeksizin kullarına bahşettiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hibe'nin, bir şeyi karşılıksız olarak temlik etmek olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımında, Allah'ın insanlara çocuk vermesinin, O'nun cömertliğinin ve lütfunun bir göstergesi olduğunu, bu bağışın herhangi bir zorunluluktan kaynaklanmadığını açıklar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hebe' fiilinin Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına karşılıksız olarak verdiği nimetleri ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, çocukların, Allah'ın insanlara bahşettiği en büyük lütuflardan biri olduğunu ve bu lütfun tamamen O'nun iradesine bağlı olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'inâs' kelimesini, dişi cinsiyetten olanlar, yani kız çocukları olarak açıklar. Ayetteki 'yehebu limen yeşâ' inâsen' ifadesi, Allah'ın dilediği kişiye kız çocuk bahşetmesinin, O'nun yaratma ve verme kudretinin bir parçası olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'inâs' kelimesinin, Arap dilinde dişi cinsiyet için kullanılan genel bir terim olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın insanlara kız çocukları lütfetmesinin, O'nun mutlak iradesinin ve hikmetinin bir tecellisi olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zükûr' kelimesini, erkek cinsiyetten olanlar, yani erkek çocuklar olarak tanımlar. Ayetteki 'yehebu limen yeşâ'z-zükûra' ifadesi, Allah'ın dilediği kişiye erkek çocuk bahşetmesinin, O'nun yaratma ve verme kudretinin bir başka yönü olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zükûr' kelimesinin, erkek cinsiyetini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın insanlara erkek çocukları lütfetmesinin, O'nun mutlak iradesinin ve hikmetinin bir göstergesi olduğunu, bu bağışın da tamamen O'nun dilemesine bağlı olduğunu açıklar.
Şûrâ Sûresi
Nasıl ki yeryüzü ve göğün mülkü sahibi Allah ise bizlerinde varlığı ve gönül göğünün mülkü bize değil Allah’a c.c. aittir.
Nefsi emmare ile eğer efali işlerimiz ve iç âlemden fikirler üretilirse bu vehimi kız ve hayali erkek çocuklardır. Ama hükümranlık Allah c.c. teslim edilirse yapılan işler yani üretkenlikler kız evlatlar Ameli salih olur. Gönül göğündeki fikirlerin programları ise erkek evlatlardır. Bunuda Allah c.c. dilediğine verir. (Murat Derûni)