İçeriğe atla
Şûrâ 7Cüz 25 · Sayfa 483

Şûrâ Sûresi 7. Âyet

الشورى

Sohbete sor

Ve keżâlike evhaynâ ileyke kur-ânen ‘arabiyyen litunżira umme-lkurâ vemen havlehâ ve tunżira yevme-lcem'i lâ raybe fîh(i)(c) ferîkun fî-lcenneti ve ferîkun fî-ssa'îr(i)

Böylece biz sana Arapça bir Kur'an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.

Şûrâ Sûresi

Ümm’ül Bilâd Ümm’ül bilâd : Beldelerin anası → Mekke-i Mükerreme Ümm’ül kura : Şehirlerin anası → Mekke-i Mükerreme Kûr’ân-ı Keriym Şura Sûresi 42/7. âyetinde;

ve kezalike ev­hayna ileyke Kûr’ânen ‘arebiyyen litün­zire ümmel kura ve men havleha ve tün­zire yevmel cem’ı lâ raybe fiyhi feriy­kun fiyl cenneti ve feriykun fiyssa’ıyri Meâlen :

“Ey Muhammed! Böylece şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana arapça okunan bir kitap vâhyettik. İnsânların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli ateşe girer,” buyrulmaktadır.

Özet yorum : Her şehir ve kasaba, içinde yaşayan-ların ve yaşananların anası’dır. Her türlü oluş ve doğuşları kucaklayıp muhafaza etmektedirler. Tarihleri sürecinde ora-larda nasıl hadiseler cereyan etmişse, o hadiselerin özelliği nispetince değer kazanırlar.

İşte bu yüzden dünya tefekkür tarihinin, kuruluşundan beri en büyük hadiselerini kucaklayan “Mekke-i Müker-reme” beldelerin (şehirlerin) anası ünvanını almıştır.

Burada evvelâ Canab-ı Hakk zâtından,

- “ilk halife” “insân” (Âdem-i) dünyaya ikram etti ve onunla beraber zât-i tecellisi olan zuhur mahalli “Beytullah”ı ikram etti.

- daha sonra “İbrahim”i (a.s.) ikram etti,

- daha sonra “İsmail” (a.s.) ı,

- daha sonra “zem zem”i ikram etti.

- daha sonra âlemlere rahmet Habibini Hz. Muham-med Mustafa (s.a.v.) i,

- daha sonra “İslâm”ı, onunla beraber “Kûr’ân”ı ik-ram etti.

- Ve bütün mertebeleri kapsamına alan“zât-i tecelli”sini ikram etti. *[22] “ İz- -T-B- ” İşte bu yüzden, senin de “tezkiye” edilmiş (temizlen-miş) beden-i varlığın, “arz-ı mübarek”in “ümm’ül Kûr’ân”dır.

Bütün mübarek ikramlar sana bu mübarek beden şehrinde olmaktadır. Elden gitmeden evvel mevcud vücûdlarımızın kıymetini bilelim.

Kûr’ân-ı Keriym Şura Sûresi 42/7. âyetinde;

ve kezalike ev­hayna ileyke kûr’ânen ‘arebiyyen Meâlen :

“İşte böylece Kûr’ân’ı arapça olarak sana vâhyettik.”[23] “ İz- -T-B-

Bu âyeti kerimede, Kûr’ân-ı Keriym’in hiç bir “ara-cı” olmadan Hz. Muhammed’e vâhy edildiği bildirilmektedir.

Diğer bazı âyetlerde “Cebrâil” ve değişik şekillerde “vâhy” edildiği bildirilmektedir. Yeri geldikçe inceleyeceğiz.

Kûr’ân’ın arapça olarak vâhy edilmesi “Kelime-i Tevhid” isimli kitabımızda da belirttiğimiz gibi, Hakk tarafından yapılan “dört”üncü tercümesidir.[24] “ İz- -T-B- ” Yolumuza Mesnevi-i Şerif ile devam edelim;

"Bu gevher muhakkak halk için imtihandır, biz onu gözlerin etrafında çeviririz.

“Bu sadâkat ve hakikat gevheri halkın gözlüleriyle körlerini tecrübe ve imtihan etmek içindir. Binâenaleyh biz o gevheri gözlerin etrâfında dolaştırırız. Gözlüler görüp ona sanlırlar ve körler göremezler.” Ma’lûm olsun ki, Rabbü’l- erbâb olan Hak Teâlâ, her biri bir rabb-i hâs olan esmâsı ahkâmından marzî ve mağzûb olanların temyizini irâde buyurur. Bu temyiz ise zuhûr-i ahkâmdan sonra olur; ve zuhûr-i ahkâm ise ba’de’l-imtihân mümkindir. Nitekim Hak Teâlâ buyurur: (Mülk, 67/2) “O Allâhü Zü’l-Celâl ki, mevti ve hayâtı, hanginizin ameli daha güzeldir, sizi imtihan etmek için yarattı.” Ve kezâ buyurur: (Muhammed, 47/31) “Biz sizi imtihan ederiz, tâ ki sizden mücâhid olanlan bilelim.” Eğer mertebe-i azhar olan hazret-i şehâdette irsâl-i rusül olunup marzî olan sırât-ı müstakim ile mağzûb olan sırât-ı müstakîm ta’rîf olunmamış olsa, her ayn-ı sâbitenin isti’dâd ve kâbiliyyet-i zâtiyyesinden ibâret olan hüccet-i bâliğa fiilen zâhir ve şühûd ile tevessuk edememiş olurdu. Nitekim Hak Teâlâ buyurur: (Nisâ, 4/41) ya’ni “Her ümmet, peygamberlerini şâhid getirdiğimiz vakit onlann hâli nasıl olur? Yâ habîbim, seni de onların üzerine şâhid getirdik.” (En’âm, 6/49) âyet-i kerîmesi mûcibince şühûd ile tevessuk eden hüccet-i bâliğanın ikâmesinden sonra mukbiller ile mücrimler ve ehl-i kurb ile ehl-i bu’d ayrılarak (Şûrâ, 42/7) ["Bir fırka cennette, bir fırka da alevli cehennemdedir”] sırrı zuhûra gelir.[25]

Kur'an'ın Arap oluşu, tıpkı bedenin insan ruhuna kılıf oluşu gibidir"[26] 

"Arapça vahiy, Ümmü'l-Kurâ'dan tüm kalplere iner. Cem' günü, vahdetin tecellîsi; cennet-cehennem ise marifet ve gafletin neticesidir."[27]

"Ümmü'l-Kurâ'dan inen her harf, bir kalp kıblesine yönelir. Cem' vakti geldiğinde, zâhirî farklar bâtınî vahdette erir."[28] 


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)