İçeriğe atla
Şûrâ 8Cüz 25 · Sayfa 483

Şûrâ Sûresi 8. Âyet

الشورى

Sohbete sor

Velev şâa(A)llâhu lece'alehum ummeten vâhideten velâkin yudḣilu men yeşâu fî rahmetih(i)(c) ve-zzâlimûne mâ lehum min veliyyin velâ nasîr(in)

Allah dileseydi, onları (aynı dine mensup) bir tek ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine sokar. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı yoktur.

Şûrâ Sûresi

Meratib-i İlâhiyye gereği, Hakikati Muhammediye de mertebeler üzere gelip, Hz. Âdem’in yeryüzünde görünmesi ile bu mertebe yeryüzünde görünmüş ve Hz. Muhammed ile kemale ermiştir. Tüm ümmetleri Allah c.c. isteseydi. Hadi ve mudill yaşantısı içinde olanları tek bir ümmet yapardı. Ama bu dünya hayatı ikilik ve celal ve cemal esmâları bu dünyada ayrılmıştır. Allah dilediğini Hadi üzere Cemâl-i İlâhiyye rahmetine sokar. Nefsine zulmedenlerin, Hakk’tan uzakta nefsi emmarenin hayali ve vehimi yaşantıları içinde olanların dost ve yardımcısı yoktur. (Murat Derûni) Maddi anlamda zûlmet :

Bu âlemdeki bütün varlıklar “a’yân-ı sabite”leri ge-reğince birer maddi beden elbiseleri giyinerek; letafetleri, kesafete dönüşerek, ağır varlıklar haline gelerek, bu kesafetle Hakk’tan ve özlerinden perdelenmiş olarak zuhur etmişler, ta-biatları ile yaşar hale geldiklerinden madde bağımlı hayatları kendilerine tabiat, “zûlmet-i zindan”ı olmuştur. Bu hal on-ların en büyük perdeleridir.

İlmi anlamda zûlmet :

İnsân kendisinde bulunan “Hakikat-i İlâhiyye”den habersiz, sadece kendindeki hayâl ve vehim ile yaşayarak ge-çirdiği zann-ı hayatı da, “ilm-i zûlmet”tir, yani ufkunun ka-ranlık olmasıdır.

Bir kimse günlük hayatında ne kadar yüksek rütbe ve mevkiye çıkarsa, bâtıni ilmi karanlığı da o kadar çok artar. Yoğunluk arttıkça, zûlmet artar; yoğunluk azaldığı kadar da letafet artar.[29] “ İz- -T-B- ”

"Kesret, vahdetin cilvesidir; tıpkı denizin dalgaları gibi"[30] 

"Rahmet, kulun istidadına göre tecellî eder"[31] 

Zulmün üç mertebesi:

Nefse zulüm → Hakikati inkâr Mahlûka zulüm → Adaletsizlik Hakk'a zulüm → Şirk "Zalim, vahdet perdesini yırtan; bu yüzden velîsiz kalandır"[32]

"Hakikî ümmet, vahdet şuuruna erenlerin topluluğudur"

"Rahmete girmek, nefsânî iradeden geçip ilâhî iradeye teslim olmaktır"

"Zalimin velîsizliği, kendi nefsine esir oluşundandır"

"Ârifin velîsi Hakk'tır; zira O'ndan başkasını velî tanımaz"[33]

"Allah dileseydi herkesi ârif kılardı. Lakin hikmet, marifet ehliyle gafillerin ayrılmasını gerektirdi. Zalim, kendi nefsinin zulmünde hapsolandır."[34]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)