Velleżîne-tteḣażû min dûnihi evliyâa(A)llâhu hafîzun ‘aleyhim vemâ ente ‘aleyhim bivekîl(in)
Allah'tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onları daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin.
Allah'tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onların üzerinde devamlı bir gözetleyicidir. Ama sen onların üzerinde bir vekil değilsin.
Şûrâ Suresi'nin 6. ayeti, Allah'tan başkasını dost edinenlerin durumunu ve Hz. Peygamber'in bu konudaki sorumluluğunu ele almaktadır. Ayet, 'velayet', 'hıfz' ve 'vekalet' kavramları üzerinden tevhid inancının temel prensiplerini ve peygamberlik görevinin sınırlarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أخذ' kelimesinin 'bir şeyi ele geçirmek, almak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ittihaz' (edinim) formu ise, bir şeyi kendi iradesiyle ve kasıtlı olarak benimseme, kendine mal etme anlamını pekiştirir. Burada Allah'ın dışında 'evliya' edinmek, onları ilahlaştırma veya onlara güvenme eylemini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'أخذ' fiilinin 'bir şeyi elde etmek, sahip olmak' manasına geldiğini ve 'ittihaz' babının ise 'bir şeyi kendine özel kılmak, benimsemek' anlamını taşıdığını açıklar. Ayetteki kullanımı, müşriklerin Allah'ın dışında kendilerine sığınacak, yardım edecek varlıklar edinme fiilini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'veli' kelimesinin 'yakınlık, dostluk, yardım' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Evliya' ise bu anlamların çoğuludur ve ayette Allah'ın dışında kendilerine dostluk, yardım ve koruma atfedilen varlıkları ifade eder ki bu, tevhid inancına aykırıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'velayet'in 'yakınlık' anlamına geldiğini ve 'veli'nin hem 'dost' hem de 'yardımcı' olabileceğini açıklar. Ayetteki 'evliya' kelimesi, Allah'ın dışında kendilerine sığınılan, güvenilen ve yardım umulan varlıkları ifade ederek, bu tür bir velayetin şirk olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'velayet' kavramının Kur'an'da 'yakınlık, dostluk, koruyuculuk' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Ayetteki 'evliya' kelimesi, Allah'a ait olması gereken mutlak velayet ve koruyuculuk vasfının başkalarına atfedilmesinin yanlışlığını ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hafîz' kelimesinin 'koruyan, gözeten' anlamında olduğunu ve Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyi kuşatan bilgisi ve denetimiyle kullarının amellerini zayi etmediğini, onları kaydettiğini ifade ettiğini belirtir. Ayette, Allah'ın müşriklerin edindikleri dostları ve bu eylemlerini bildiği ve karşılığını vereceği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hıfz'ın 'bir şeyi korumak, muhafaza etmek' anlamına geldiğini ve 'hafîz' isminin Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyi eksiksiz bildiğini, koruduğunu ve amelleri zayi etmediğini ifade ettiğini açıklar. Ayette, Allah'ın, kendisine ortak koşanların fiillerini gözetlediği ve karşılığını vereceği anlamını taşır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hafîz' isminin Allah'ın sıfatlarından olduğunu ve O'nun her şeyi koruyan, gözeten, amelleri kaydeden olduğunu belirtir. Ayetteki 'Allahü hafîzun aleyhim' ifadesi, Allah'ın müşriklerin yaptıklarından gafil olmadığını, her şeyi kayıt altına aldığını ve bunun hesabını soracağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'vekil' kelimesinin 'işleri kendisine havale edilen, güvenilen' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'vekil' ifadesi, Hz. Peygamber'in görevinin tebliğ etmekle sınırlı olduğunu, insanların iman etmelerini sağlamak gibi bir sorumluluğunun olmadığını, onların amellerinden sorumlu tutulmayacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevekkül'ün 'bir işi başkasına havale etmek, ona güvenmek' anlamına geldiğini ve 'vekil'in de 'işleri kendisine havale edilen kişi' olduğunu açıklar. Ayetteki 'vekil' kelimesi, Hz. Peygamber'in insanların hidayetinden sorumlu olmadığını, sadece tebliğci olduğunu ve onların amellerinin vebalini taşımadığını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'vekil' kavramının Kur'an'da hem Allah için hem de insanlar için kullanıldığını belirtir. İnsanlar için kullanıldığında, bir başkasının işlerini üstlenen, onun adına hareket eden kişi anlamındadır. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in, müşriklerin iman etmeleri konusunda bir zorlayıcı veya onların amellerinden sorumlu bir 'vekil' olmadığını net bir şekilde ortaya koyar.
Şûrâ Sûresi
“Ben de sizin gibi insanım” diyerek Efendimiz(s.a.v) Hz.Muhammed, Muhammed’ül Emin mertebesini bize anlatmak istiyor yani fiziki halini bize belirtiyor. T.B.
12\04 Yusuf Sûresi 4. Âyet (Kevkeb yıldızı)
53\01 Necm Sûresi 1. Âyet (Heva yıldızı)
53\49 Necm Sûresi 49. Âyet ( Şıra yıldızı)
86\03 Tarık Sûresi 3. Âyet (Sakıp yıldızı)
204/57 aradaki kesme işareti kalkınca 20457 sayısı kalır. 457 bilindiği Necdet isminin sayısal değeridir. 20000 ise 18000 âlem ve kalan 2000 sayısı ile Îsâ aleyhisselamın Mi’racta kalacağı süredir.
Yıldız sayısal değerlerine kısaca uzatmadan bakacak olursak, Kevbeb: 48 = 12, Necm: 93 = 12, Şıra 49. âyet 4+9= 13, Sakıp 3. âyettir. Bunları toplarsak;
12+12+13+3= 40 Hakikat-i Muhammediye ve 40 derslik seyirdir. Necdet 53 olduğuna göre 53-40= 13 Hazreti Muhammed (s.a.v.) şifresidir.
Bu yıldızlar ise dört türlü benlik-ene ile bağlantılıdır.
Birincisi; nefsi-beşeri benliktir. (Kevkeb) İkincisi; izâfi-isimlenmiş benliktir. (Necm) Üçüncüsü; İlâhi benliktir. (Şıra) Dördüncüsü; Gerçek beşerlik, İlâhi benliğin bir arada olmasıdır. (Tarık / Necmüs Sakıb) Benlikteki kemâl budur ki ifâdesi, “Ene beşerun mislüküm. Yuha ileyye.” (42/6)
“bende sizin gibi beşerim, ancak bana vahyolunur…”[17]-[18]
"Allah'tan başka dostlar edinme" Kesret perdesine takılıp kalmaktır.[19]
"Mâsivâyı velî edinen, aslında Hakk'ın o şeydeki tecellîsini göremeyendir"[20]
"Resûl sadece tebliğ eder; hidayet Allah'ın tasarrufundadır"[21]