Velleżî ḣaleka-l-ezvâce kullehâ ve ce'ale lekum mine-lfulki vel-en'âmi mâ terkebûn(e)
(12-14) O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.
Allah bütün çiftleri yaratmıştır. Sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etmiştir.
Bu ayet, Allah'ın yaratma kudretini ve insanlara bahşettiği nimetleri vurgulamaktadır. Özellikle binek olarak kullanılan varlıklar üzerinden Allah'ın lütfu ve insanın acziyeti arasındaki ilişkiyi dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi takdir etmek, ölçü ve düzen vermek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا' ifadesi, Allah'ın her şeyi bir hikmet ve ölçüyle yarattığını, eşler halinde var ettiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'halk' kavramının Kur'an'da 'yoktan var etme' ve 'bir şeyi belirli bir plana göre şekillendirme' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın tüm varlıkları, özellikle de binekleri, insan için belirli bir amaç ve düzen içinde yarattığına işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'halk' kelimesinin Kur'an'da 'icad etmek, meydana getirmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın eşleri ve binekleri var etme kudretini mecazi olarak değil, hakiki bir yaratma eylemi olarak gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ezvâc' kelimesinin 'türler, sınıflar' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا' ifadesi, Allah'ın her şeyi, tüm türleri ve sınıfları yarattığını, bu yaratılışın çeşitliliğini ve zenginliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zevc' kelimesinin 'bir şeyin benzeri, eşi veya karşıtı' anlamlarına geldiğini açıklar. 'Ezvac' ise bu anlamların çoğuludur ve ayetteki kullanımı, Allah'ın yarattığı her şeyin bir eşi, benzeri veya bir sınıfı olduğunu, yaratılışın ikili veya çoklu yapısını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ezvâc' kelimesinin Kur'an'da hem 'erkek ve dişi' anlamında hem de 'çeşitler, sınıflar' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki bağlamda, Allah'ın yarattığı tüm varlıkların farklı türlerini ve sınıflarını kapsayan geniş bir anlam taşır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'fülk' kelimesinin hem tekil hem de çoğul olarak 'gemi' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'مِّنَ ٱلْفُلْكِ' ifadesi, Allah'ın insanlara binek olarak gemileri de bahşettiğini, deniz yolculuğunu mümkün kıldığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'fülk' kelimesinin 'denizde yüzen her türlü taşıt' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insanlara su üzerinde hareket etme imkanı sunan gemileri bir nimet olarak verdiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'en'âm' kelimesinin 'deve, sığır, koyun ve keçi' gibi evcil hayvanları kapsadığını belirtir. Ayetteki 'وَٱلْأَنْعَـٰمِ مَا تَرْكَبُونَ' ifadesi, bu hayvanların insanlar için binek ve yük taşıma aracı olarak yaratıldığını, Allah'ın bir lütfu olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'en'âm' kelimesinin 'Allah'ın insanlara bahşettiği nimetler' anlamındaki 'ni'met' kökünden geldiğini ve bu hayvanların insanlara fayda sağlayan birer nimet olduğunu vurgular. Ayetteki kullanımı, bu hayvanların binek olarak kullanılmasının Allah'ın bir nimeti olduğunu pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rekibe' fiilinin 'bir şeyin üzerine çıkmak, binmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'مَا تَرْكَبُونَ' ifadesi, gemilerin ve hayvanların insanlar tarafından binek olarak kullanılmasına işaret eder, bu eylemin Allah'ın izni ve lütfuyla gerçekleştiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rekibe' fiilinin Kur'an'da genellikle 'bir taşıta veya hayvana binmek' anlamında kullanıldığını ve bu eylemin bir kolaylık ve nimet olarak sunulduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insanlara seyahat ve taşıma kolaylığı sağladığını gösterir.
Zuhruf Sûresi
Burada "ezvac" eşyanın çeşitleri ve sınıfları veya genel olarak birbirine karşılık olanlarla tefsir edilmiştir. Râzî'nin naklettiği üzere bazı tahkikçi bilginler demişlerdir ki, Allah'tan başka ne varsa hep çifttir. Yalnız Hak Teâlâ zıt ve misilden menezzeh olarak tektir. Şu da hatıra gelir ki, herşey, bir zihnî sureti, bir de dış dünya sureti olmak itibariyle çifttir. Yalnız yüce Allah zihnî suret ile sınırlanamaz. Onun kendisini bilmesi de özel biçimle değil, huzurîdir. O herşey değil "leyse kemislihi şey" (benzeri yok) olarak birdir.[15]
Bizler bu âlemde zuhura geldiğimiz anda mahlûk hükmüyle geliyoruz. Bu aşamadan sonra burası çokluk âlemidir yani maddi mânâ da şef’iyyet âlemidir. (T.B) Bu âlemde her şey zıddı ile kaimdir. Hazreti Âdemin pişmiş çamurdan halkiyeti ile onun eğri eğe kemiğinden Havva annemiz meydana gelmiş ve Hazret-i Âdem ile eş olmuştur. Aslına bakıldığına bir olanın çift olarak görülmesinden ibarettir. Ve ikilikteki, birlikten başka bir şey değildir.
Aklı küll’ün, nefsi külle yönelmesi ile bu âlem oluşmuş. Ve Müennes ve Müzekker yani dişi ve erkek denilen unsurlar bu zevc kavramı içinde oluşmuştur.
Arapça´da isimler cinsiyet bakımından müzekker ve müennes yani eril ve dişil olarak ikiye ayrılır. Erkek olarak kabul edilen varlığı gösteren kelimelere müzekker yani eril; dişi olarak kabul edilen varlığı gösteren kelimelere müennes yani dişil kelimeler denir. Bu izahlar dışında kalan kelimelerin tamamı müzekkerdir.[16]
Türçede nesneler yönünden bu kavram olmadığı için anlaşılması biraz zor olabilir.
Örneğin Efendimiz (s.a.v.) in Bana dünyamızdan üç şey sevdirildi; Güzel koku, kadın ve namaz[17] hadisi şerifinde, koku ve kadın müennes, namaz ise müzekkerdir.
Muhyiddin Arabi hazretleri Fusûs’ül Hikeminde, Muhammed (s.a.v.) Fassında Zât, irade, kavil (söz) ferd-i selase üçte birlik olarak verilmiştir. Burada üçün aslı birdir. Onun için bir ve iki kaynak sayılardır. Sayılar 3 rakamından başlar.
Âyetlerin nuzül edildiği senelerde gemiler tahtadan aslı olan bitkiden yapılmaktaydılar. Bu da ef’al mertebesidir. Hayvanlar ise tarikat-esmâ mertebesini ifade etmektedirler. 1885 yılında arabanın icadıyla 19. Yüzyılın sonlarında binek aleti artık taşıtlar olmuş. Ve 20. Yüzyılda hayvanların yerine bunlar almıştır. Taşıtların ve gemilerin yapımları metaldir. Madde ise sıfât mertebesini ifade etmektedir. Nasılki insanın tekamülü varsa, yaşadığımız dünya denen âleminde tekamü vardır. Daha sonra uçaklar ve uzay yolculuğu ile hakikat ve zat marifet mertebeleri hükmünü sürmeye başlamıştır.
Bizlerin bedenlerimiz hem Hakikat-ı Muhammedi teknelerimiz-gemilerimizdir. Hem de bedenimiz bizim binimiz-bineğimizdir.
Salik, Nuh (a.s.) ve yaşantısına geldiği zaman bunun idraki oluşur ne nefsi emamreden necat bulmak için;
Nûh’un, yâni İnsân-ı Kâmil’in o mertebe de kendine hazırladığı gemiye, lüksüne bakmadan binmesi gerekecektir. İşte o gemi onu İlâhi ilim deryasında yüzdürecek beşeri ölümden koruyacaktır.
Daha evvelce girdiği Yunus gemisinin karnından suyun dibinden, kurtulmuş, bu sefer de Nûh’un gemisine binerek sudan necat bulmuştur. O gemiyi ancak İnsân-ı Kâmil inşa edebilmektedir.
Bu gemi zaman içinde aşamalardan geçerek yedi deniz, beş deryayı geçerek hakikat-i ilahi deryasının derinliklerine dalan bir denizaltıya dönüşecerek oradan ma’nâ inci ve mercanları çıkaracaktır.
Nuh (a.s) ın gemisine çift olarak aldığı hayvanlar ise zaman içinde kişinin binekleri olacak, İbrahim (a.s.) a gelen koç ile kurban olacak, Mûsâ (a.s.) a gelen Bakara (İnek) ile dervişlik hakikatlerini yaşayacak ve Salih (a.s.) a gelen deveyle de Hacc yolcusu olacaktır. (Murat Derûni)