İçeriğe atla
Zuhruf 12Cüz 25 · Sayfa 490

Zuhruf Sûresi 12. Âyet

الزخرف

Sohbete sor

Velleżî ḣaleka-l-ezvâce kullehâ ve ce'ale lekum mine-lfulki vel-en'âmi mâ terkebûn(e)

(12-14) O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.

Zuhruf Sûresi

Burada "ezvac" eşyanın çeşitleri ve sınıfları veya genel olarak birbirine karşılık olanlarla tefsir edilmiştir. Râzî'nin naklettiği üzere bazı tahkikçi bilginler demişlerdir ki, Allah'tan başka ne varsa hep çifttir. Yalnız Hak Teâlâ zıt ve misilden menezzeh olarak tektir. Şu da hatıra gelir ki, herşey, bir zihnî sureti, bir de dış dünya sureti olmak itibariyle çifttir. Yalnız yüce Allah zihnî suret ile sınırlanamaz. Onun kendisini bilmesi de özel biçimle değil, huzurîdir. O herşey değil "leyse kemislihi şey" (benzeri yok) olarak birdir.[15]

Bizler bu âlemde zuhura geldiğimiz anda mahlûk hükmüyle geliyoruz. Bu aşamadan sonra burası çokluk âlemidir yani maddi mânâ da şef’iyyet âlemidir. (T.B) Bu âlemde her şey zıddı ile kaimdir. Hazreti Âdemin pişmiş çamurdan halkiyeti ile onun eğri eğe kemiğinden Havva annemiz meydana gelmiş ve Hazret-i Âdem ile eş olmuştur. Aslına bakıldığına bir olanın çift olarak görülmesinden ibarettir. Ve ikilikteki, birlikten başka bir şey değildir.

Aklı küll’ün, nefsi külle yönelmesi ile bu âlem oluşmuş. Ve Müennes ve Müzekker yani dişi ve erkek denilen unsurlar bu zevc kavramı içinde oluşmuştur.

Arapça´da isimler cinsiyet bakımından müzekker ve müennes yani eril ve dişil olarak ikiye ayrılır. Erkek olarak kabul edilen varlığı gösteren kelimelere müzekker yani eril; dişi olarak kabul edilen varlığı gösteren kelimelere müennes yani dişil kelimeler denir. Bu izahlar dışında kalan kelimelerin tamamı müzekkerdir.[16]

Türçede nesneler yönünden bu kavram olmadığı için anlaşılması biraz zor olabilir.

Örneğin Efendimiz (s.a.v.) in Bana dünyamızdan üç şey sevdirildi; Güzel koku, kadın ve namaz[17] hadisi şerifinde, koku ve kadın müennes, namaz ise müzekkerdir.

Muhyiddin Arabi hazretleri Fusûs’ül Hikeminde, Muhammed (s.a.v.) Fassında Zât, irade, kavil (söz) ferd-i selase üçte birlik olarak verilmiştir. Burada üçün aslı birdir. Onun için bir ve iki kaynak sayılardır. Sayılar 3 rakamından başlar.

Âyetlerin nuzül edildiği senelerde gemiler tahtadan aslı olan bitkiden yapılmaktaydılar. Bu da ef’al mertebesidir. Hayvanlar ise tarikat-esmâ mertebesini ifade etmektedirler. 1885 yılında arabanın icadıyla 19. Yüzyılın sonlarında binek aleti artık taşıtlar olmuş. Ve 20. Yüzyılda hayvanların yerine bunlar almıştır. Taşıtların ve gemilerin yapımları metaldir. Madde ise sıfât mertebesini ifade etmektedir. Nasılki insanın tekamülü varsa, yaşadığımız dünya denen âleminde tekamü vardır. Daha sonra uçaklar ve uzay yolculuğu ile hakikat ve zat marifet mertebeleri hükmünü sürmeye başlamıştır.

Bizlerin bedenlerimiz hem Hakikat-ı Muhammedi teknelerimiz-gemilerimizdir. Hem de bedenimiz bizim binimiz-bineğimizdir.

Salik, Nuh (a.s.) ve yaşantısına geldiği zaman bunun idraki oluşur ne nefsi emamreden necat bulmak için;

Nûh’un, yâni İnsân-ı Kâmil’in o mertebe de kendine hazırladığı gemiye, lüksüne bakmadan binmesi gerekecektir. İşte o gemi onu İlâhi ilim deryasında yüzdürecek beşeri ölümden koruyacaktır.

Daha evvelce girdiği Yunus gemisinin karnından suyun dibinden, kurtulmuş, bu sefer de Nûh’un gemisine binerek sudan necat bulmuştur. O gemiyi ancak İnsân-ı Kâmil inşa edebilmektedir.

Bu gemi zaman içinde aşamalardan geçerek yedi deniz, beş deryayı geçerek hakikat-i ilahi deryasının derinliklerine dalan bir denizaltıya dönüşecerek oradan ma’nâ inci ve mercanları çıkaracaktır.

Nuh (a.s) ın gemisine çift olarak aldığı hayvanlar ise zaman içinde kişinin binekleri olacak, İbrahim (a.s.) a gelen koç ile kurban olacak, Mûsâ (a.s.) a gelen Bakara (İnek) ile dervişlik hakikatlerini yaşayacak ve Salih (a.s.) a gelen deveyle de Hacc yolcusu olacaktır. (Murat Derûni)