İçeriğe atla
Zuhruf 13Cüz 25 · Sayfa 490

Zuhruf Sûresi 13. Âyet

الزخرف

Sohbete sor

Litestevû ‘alâ zuhûrihi śümme teżkurû ni'mete rabbikum iżâ-steveytum ‘aleyhi ve tekûlû subhâne-lleżî saḣḣara lenâ hâżâ vemâ kunnâ lehu mukrinîn(e)

(12-14) O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.

Zuhruf Sûresi

Âyet-i kerime rububiyet esmâ mertebesi âyetlerindendir.


Beden bineğinin sırtına yerleşebilmek için onun eğilesi-eğilmesi gerekir. Nasıl çocuklar “birdirbir” oynar ve birbirlerinin üzerine oturlar. Bununda bir tekerlemesi vardır.

Tekerleme şöyledir: Birinci sıradaki ebenin üzerinden “birdirbir” deyip atlar ve 3-4 adım ileride o da eğilerek sırtını kamburlaştırır. “dokuzum durak, nerde oturak?” şeklinde diyerek ebenin üzerinden arkasından da diğerlerinin üzerinden atlar. Bu durum birisinin atlayamamasına kadar devam eder.

Beki bugün bu oyunlar oynamıyor olabilir ama bizlerin çocukluğunda vardı. Çocuk oyunuda olsa bunlarda hakikat barındırabilir. Tekerleme aslında “birdirbir” den başlayıp herbir sayı için yazılan vardır. Ama uzun olmasın diye buraya almadık. Nusret Babam( r.a.) “düşeş” attım bana “hep yek” geldi. Bir, bir den başka bir şey gelmiyor. Birden başka bir şey yok ve görmüyorum diye bu hakikati dile getirmiştir.

Bir sayıların aslı ve kaynağıdır. 9 ise tek sayıların sonuncusudur. “dokuzum durak, nerde oturak?” Dokuz aslında Tevhid-i esmâ ve hayvaniyet mertebesinin sırasıdır. Evet bineğin sırtında oturulur ama aslında oturulacak kemalli yer. Muhammediyet mertebesidir. 1 dir 1 yani “11” Hazreti Muhammed mertebesini ifade etmektedir.

“Hayvan” “Hayy-an” “An”da yaşayan mahluk olduğundan idraki gerekir. İşte o zaman nefis boyun eğer ve Tevhid-i esma, rubibiyet mertebesi itibariyle Hakk yolunda yolcu olan saliği gideceği yere götürür.

Bunu sizin emmiriz altına veren rabbini “sübhan”dır.

Rabbin sübhan olması tenzih mertebesinde olmasıdır. Eğer kişi tenzihi hayali olan rabbim nurdandır, yukarıdadır, ötelerin ötesinde anlayışında ise “Sübhan”ın hayalindedir. Öncelikle kendini tüm eksiklerden tenzih etmesi gerekir. Ondan sonra rabbinde bir eksik varmış mıki? Tenzih edebiliyormuş anlaşılsın. İşte rabbinin hiçbir eksik yönü olmadığını, münezzeh olduğunu anladığında “sübhan”ı anlar.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)